Devletten özür dilemek

Aydının bir görevi de adalet, eşitlik gibi evrensel değerleri savunmaktır. Ezilene ses olmadığı yerde aydın, ezenin enstrümanına dönüşür.

CAN BAHADIR YÜCE 22 Ocak 2021 YAZARLAR

Geçenlerde Ömer Madra anlatıyordu: Hayatı bir yazıyla değişmiş. Türkiye’de düşünsel uğraşı elle tutulur bir mücadeleye dönüştürebilen nadir kişilerdendir Ömer Madra, bu yüzden sözünü önemsedim. Meğer yıllar önce Noam Chomsky’nin “Aydınların Sorumluluğu” (1967) başlıklı yazısını okuduktan sonra yolunu çizmiş. 

Bugün bir klasik sayılan o yazıda (New York Review of Books’un eki olarak yayımlanmıştı) Chomsky, aydınların ve gazetecilerin yalanlar üzerine kurulu devlet politikalarını nasıl meşrulaştırdığını anlatır. Özetle der ki: Entelektüelin görevi her koşulda doğruyu söylemek, hükümetlerin yalanlarını ortaya çıkarmaktır.

Aynı yazı Madra’yı dinlediğim gün aklımdan geçiyordu, Pankaj Mishra’nın son kitabı* dolayısıyla. Kitap aslında daha geniş bir sorunu (liberalizmin büyük anlatısını) kuşatıyor ama entelektüelin güçle ilişkisine de atıf yapıyor. Mishra muhafazakâr aydının devlete bağlılığına daha çok Amerika (yeni muhafazakârlar) üzerinden baksa da bu evrensel bir konu: Her kültürde muhafazakâr aydınlar devleti kutsar. Peki neden? Soruyu şöyle de koyabiliriz: Muhafazakârlar mı devlete yanaşmayı sever yoksa devlete yanaşanlar mı muhafazakârlaşır?

Muhafazakâr aydın-devlet ilişkisi yeni değil. Chomsky’nin o denemeyi yayımladığı dönemde Alfred Kazin, dostlarının muhafazakârlaştığını ve devletin emrine girmek için can attıklarını yazıyordu şaşkınlık ve öfkeyle. Yeni muhafazakârlığın ABD’de doğduğu yıllardı. Bu ‘yeni’ muhafazakârlar (neocon’lar) liberalizmi yeterince agresif bulmuyor, kapitalizmin evrensel bir ideoloji olarak dünyaya yayılmasını arzuluyorlardı. Soğuk Savaş’ın ardından ‘tarihin sonu’ ve kapitalizmin zaferi ilan edilince sahnede tek başlarına kaldılar. Gerisini biliyoruz: 11 Eylül’den sonra muhafazakârlara merkezdeki liberaller de katıldı, savaş çığırtkanlığı iki cepheyi buluşturdu. Victoria dönemi romanı üzerine kitap yazanlar birden “terör” uzmanı kesildi, dergi editörleri devletin gözüne girmek için propaganda yapmaya başladılar. “Kullanışlı aptallar”ın altın çağıydı.

Gelgelelim, devletin hizmetindeki aydın tipini Amerikan deneyimiyle sınırlamak yanıltıcı olur. Şeyhülislamlık beklerken ölen Bâki’den cumhuriyetin bürokrat yazarlar kuşağına kadar bizde de bu ilişkinin uzun bir tarihi var.

Devlet, aydını hep tehlikeli saymıştır. Bu yüzden elinin altında tutmak ister. Devletin hizmetine girince sakıncasız hale gelir aydın. Hatta -bazen farkında olmadan- devletin cinayetlerini örtme, suçlarını meşrulaştırma işlevi görür. Kendisine biçilen rolü kabul etmezse ötekileştirilir, sindirilir ya da susturulur.

Elbette bugün aydının toplumda etkisini yitirmesi devletle ilişkisinden bağımsız değil. Ama hangi aydın? Belki önce tanımda uzlaşmalıyız: Örneğin çoğu akademisyen “aydın” değil “uzman”dır. Her köşe yazarı “aydın” değildir.

Chomsky’nin “entelektüelin işi doğrulukta ısrardır” sözünü ölçüt alırsak, her gün yalanlarla halkı kandıran bir rejim için çalışan kişi tanım gereği aydın olamaz. İslamcı bir iktidarın neoliberal politikalarını, çevre kapitalizmini, belli grupların ezilmesini sessizce onaylamak aydın kimliğiyle bağdaşmaz. Aydın olmak bir duruş gerektirir. Onca yalanı, adaletsizliği, kötülüğü görmezden gelmek suça ortaklıktır. Devletin suç ortağı olan aydın, kişisel çıkarını toplum yararının önüne koymaya başlar.

Aydının bir görevi de adalet, eşitlik gibi evrensel değerleri savunmaktır. Ezilene ses olmadığı yerde aydın, ezenin enstrümanına dönüşür.

Soruya döneyim: Muhafazakâr aydın için devlet neden kutsaldır?

Galiba sorun şurada başlıyor: Türkiye’de aydının fabrika ayarlarında devletçilik var. Muhafazakâr aydın devlete sadık kalmayı ilkelerine sadık kalmaktan daha çok önemser. Sağ ideolojinin kodlarındaki ‘itaat’ anlayışından devletin geleneksel olarak kutsanmasına kadar bir dizi neden sıralanabilir. Bir neden de Chomsky’nin sözünü ettiği “aydın sorumluluğu”nu bilmemek ya da yanlış tanımlamak. 

İktidarla uyuşmazlık entelektüel uğraşın doğasında vardır. Sartre buna başkaldırıyı, ezilenlere arka çıkmayı, iyi bir geleceğe inancı ve biraz polemikçiliği de eklemişti. Oysa yeni muhafazakâr aydın için otoriteye bağlılık bütün bu sorumluluklardan önce geliyor. (Böyle bakınca “muhafazakâr aydın” tanımı bir çelişki de barındırıyor.)

Kötü romanlar da yazan bir divan edebiyatı profesörü, bugün kırıma uğrayan insanlara “Devletten özür dileyin, bitsin” demişti. Bu söz muhafazakârların son yıllardaki çıkmazını, işbirlikçiliğini, pişkinliğini özetliyor.

Devlet bağışlayıcı olduğundan değil, karşısındakini küçültmek için özür diletir.

Tam da bu yüzden, duruşunuz bazen yazdıklarınızdan önemlidir.

 

* Bland Fanatics: Liberals, Race, and Empire, Pankaj Mishra, FSG 2020.