Devletin arkasına saklanmak

Eğer bir devlet düşmanlık ve ötekileştirme dilini kullanıyorsa devletin arkasına birileri saklanmış demektir. Devleti esir alan bir menfaat grubu, kimsenin yaklaşmasına izin vermeden, fazla yaklaşanları düşman ilan ederek iktidarını sürdürmeye devam etmektedir.

AYHAN TEKİNEŞ 28 Şubat 2021 YORUM

Devlet, siyasi birliğin simgesidir. Toplumsal bütünleşme, devletin tüzel çatısı altında temsil edilir. Farklı toplumsal gruplar arasındaki çatışmalar ve ferdi kavgalar devletin uzlaştırıcı çatısı altında çözümlenir. Zira devletin varoluş gayesi toplumsal düzenin devamının sağlanması ve korunmasıdır. Devletin, kendini koruma hakkını ileri sürerek toplumu ayrıştırması, kamplara bölmesi, toplumun bazı kesimlerini düşmanlaştırması ise devletin varoluş gayesine zıttır.

Kuvvet kullanma yetkisine ve imkanlarına sahip devlet gücünün, toplumun belirli kesimleriyle mücadeleye girişmesi zulüm ve soykırıma yol açar. Adalet ve güvenliğin korunması için tesis edilen güç, zulme ve iç kargaşaya sebebiyet verir. Ancak totaliter devletler, ‘iç düşman’ argümanını baskı ve şiddeti meşrulaştırmak için kullanmışlar, bazı toplumsal grupları siyasi amaçlarla düşman ilan etmişlerdir.

Kendi döneminde hâkim olan totaliter siyaset anlayışlarını teorik açıdan temellendirmeye çalışan İbn Haldun, asabiye kavramı üzerinden devletin oluşum sürecini açıklamaya çalışır. Asabiye, Araplarda kişinin baba tarafından kendisine yardım edecek, düşmanlarına karşı koruyacak akrabaları anlamına gelir. İbn Haldun’da kabile dayanışması anlamındadır. İbn Haldun, kabile dayanışmasını ayrıcalıklı bir hak olarak görür, çölün ağır hayat şartlarına alışmış insanların güçlü bir kabile dayanışması ile düşmanlarına galebe edeceğini ve ülkedeki yönetim erkini ele geçirebileceğini iddia eder. Siyasi iktidarı ele geçirme, zor şartlara dayanıklı medeniyetten uzak -ya da bugünkü manada yorumlayacak olursak toplumsal çevrede- olan insanların aralarında var olan akrabalık -ya da mağduriyet- bağının yardımıyla başarabilecekleri bir süreçtir. Bununla birlikte, İbn Haldun’un güç, iktidar ve grup dayanışması üzerinden tasvir ettiği bu devlet anlayışı aslında otoriter karektere sahip bir yönetim biçimini öngörür.

İbn Haldun, bir kabileye mensup olan soy sop sahibi kişilerin (ehlu’l-ensâb ve’l-asabiye) görevinin eğitim ve sanat olmadığını, onların görevinin yönetim ve dinin emirlerini bildirmek (et-teblîğu’l-haberî) olduğunu söyler. Örnek olarak da Haccac b. Yusuf ve babasını zikreder. Her ikisi de güçlü bir asabiyeye sahip oldukları halde o dönemde toplumun zayıf kesimlerinin işi olan Kur’an öğretimiyle meşgul idiler. İbn Haldun, Haccac’ın muallimliği bırakıp yönetici sınıfa katılmasını, sanki başarılı bir tercih ve hak olarak görmektedir. Dine eğitim öğretim yoluyla hizmet etmeyi değil, adeta siyasi hedeflere ulaşmak için dinin propaganda amaçlı tebliğini ön plana çıkarmaktadır. Bu açıdan İbn Haldun’un görüşleri İslam’ın politik yorumunun ilk örnekleri olarak da değerlendirilebilir.

Kabileciliğe dayalı yönetim biçimi güç ve taraftar çokluğunu esas alan Arap siyaset geleneğinin ve göçebe kültürlerin ortak özelliğidir. İnsanların gücünün düşmana karşı savaşabilecek erkek akrabalarının çokluğuyla ölçüldüğü anlayışa dayalı yönetim biçimi Arapların bildiği yegâne yöntemdi. Hz. Peygamber’in vefatından sonra Hz. Ebu Bekr’in Halife seçilmesi alışık olmadıkları bir durum ortaya çıkardı. Nitekim Ebu Süfyan, kabilesinin Kureyş kabilesi içindeki güçlü kabilelerden olmadığını öne sürerek, Hz. Ebu Bekr’in Halife seçilmesine itiraz etmiş, aralarında geçmişe dayanan bir rekabet olmasına rağmen Halife’nin Mekke’nin güçlü ailelerinden olan Haşimoğulları’ndan olmasını savunmuştur.

Totaliter siyaset ve devlet anlayışının temsilcilerinden Carl Schmitt, politik-olan kavramı üzerinden toplumsal güç ilişkisini tanımlar. İbn Haldun gibi belirli bir toplulukla sınırlandırmadan, politik-olanı düşmanlık kavramı üzerinden tanımlar. Ona göre bir toplumda düşmanın kim olduğunu belirleyebilenler gerçekte o toplumu ve devleti yönetenlerdir.  Schmitt’e göre düşmanlık varoluşsal bir kategoridir. Düşman, toplumsal açıdan rekabet edilen değil, öteki olan ve yabancı olandır. Düşmanını belirleyebilme yetkisi politik kavramının içeriğini belirler ve devlet kavramını önceler. Hatta bir açıdan devletin varlığı politik-olana bağlıdır. Devletlerin yapısını ve değişimini politik-olanın gücü belirler. Bu teori, İbn Haldun’un asabiye teorisi gibi düşman belirlediği kişi ya da gruplara karşı politik bir duruşu simgeler, bir başka ifadeyle kendini düşmanı üzerinden tanımlar. Açıkça ifade edilmemiş olsa da belirli bir yönetici sınıfı ve onların politik karar alma gücünün önemini vurgular. Her iki görüş de belirli bir grubun ya da bir liderin toplumu düşman kamplara bölerek güç kullanarak yönetmesini siyaset felsefelerinin temeline koymuştur.

Totaliter devlet anlayışını temellendirmek için ötekileştirmenin gerekliliğine inanan yaklaşımlar, devleti/gücü kutsallaştıran çağ dışı anlayışlardır. Lakin şunu da itiraf edelim ki, İbn Haldun ideal olandan ziyade realiteyi tasvir etmiştir. Bugün İslam dünyasındaki totaliter rejimlerin arkasında kabile ve aile asabiyesinin olduğu unutulmamalıdır. Asabiye olgusu hala etkinliğini sürdürmekte ve siyaseti şekillendirmektedir. Medenileşemeyen ve çoğulcu bir yönetim modeli geliştiremeyen toplumların kabilecilik anlayışından sıyrılması oldukça zordur. Belki de Carl Schmitt’in dediği gibi düşmanlık ve ötekileştirme insanın doğasında var olan somut gerçekliklerdir. Bu sebeple o somut dost-düşman kavramları üzerinden politik kavramını, antropolojik bir perspektifle gerekçelendirmiştir. Bu anlayışa göre insanın olduğu yerde ayrımcılık ve ötekileştirme kaçınılmazdır. Dolayısıyla insan tabiatının bu baskıcı ve ferdiyetçi yönlerini kontrol edebilmek için yönetimin her kademesinde çoğulculuk esas alınmalıdır.

Devlet, toplumsal uzlaşıya dayalı bir yapı ise toplumun bütün fertlerini ayrım yapmadan temsil edebilmelidir. Şayet kurumlar devleti temsil ediyorsa, bu kurumların toplumun fertleri arasında ayrımcılık yapmaması gerekir. Tüzel bir kişilik olan devlet bir kişi ya da bir grup gibi davranamaz. Düşmanlık ve dostluk kavramları ya da kabilecilik anlayışı insanlara ve sosyal gruplara ait özelliklerdir. Eğer bir devlet düşmanlık ve ötekileştirme dilini kullanıyorsa devletin arkasına birileri saklanmış demektir. Devleti esir alan bir menfaat grubu, kimsenin yaklaşmasına izin vermeden, fazla yaklaşanları düşman ilan ederek iktidarını sürdürmeye devam etmektedir. Geçmişte ve bugün tüm totaliter devletlerde olduğu gibi.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram