Denge ve Denetleme Ağı: Kayırmacılık sistematik hale getirildi

Denge ve Denetleme Ağı hazırladığı raporda, düzenleyici ve denetleyici kurulların bağımsızlık ve özerklik kaybı, ülkedeki demokratik geriye gidiş ve otoriterleşme süreçlerini hızlandırıcı bir sonuç doğurduğuna yer verdi. Raporda, ülkede kayırmacılığın sistematik hale geldiği, TMSF aracılığıyla sermayenin el değiştirdiği vurgulandı.

KRONOS 22 Şubat 2021 EKONOMİ

Denge ve Denetleme Ağı (DDA), sermaye piyasası, radyo televizyon, piyasa rekabetinin sağlanması alanlarında faaliyet gösteren, kamu tüzel kişiliği niteliğindeki “düzenleyici ve denetleyici kurul/kurumları” mercek altına aldığı raporunu açıkladı.

Raporda, 1990’lardan itibaren oluşturulan bu kurulların, 2000’li yıllardan itibaren bağımsızlıklarının azaldığı ve yürütmenin/siyasi iktidarın etkisi altına girdiğine işaret edildi.

Rapor kapsamında, Kamu İhale Kurumu (KİK), Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) ve Radyo Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK) oluşturduğu ele alındı.

Raporda, bağımsızlığını yitiren bu kurumların, sermayenin iktidar lehine el değiştirmesi, kayırmacılık, siyasi rekabenin iktidar lehine değişmesine yol açtığı kaydedildi.

Kurumlara başkan ve üye atanmasında 2000’lerin başlarından itibaren yürütmenin baskın hale geldiği, AKP iktidarında döneminde Kamu İhale Yasası’nda çok sayıda değişiklik yapıldığına işaret edildi. Bu değişiklikler sonucunda Kamu İhale Kurumu’nun bağımsız düzenleme ve denetleme yapma kapasitesini yitirdiği vurgulandı.

MUHALİF YAYIN YAPAN KURUMLAR CEZALANDIRILDI

RTÜK, anayasal bir kurul olması ve üyelerinin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından seçilmesi özellikleriyle diğer düzenleyici ve denetleyici kurumlardan ayrıldığına işaret edilen raporda, incelenen dönem içerisinde lisans verme ya da ceza konularında iktidara yakın basın kuruluşları ile muhalif yayın yapan basın kuruluşları arasındaki eşitsizlik dikkat çekildi.

KAYIRMACILIK SİSTEMATİK HALE GETİRİLDİ

Raporda, bu kurumlarda kayırmacılığın sistematik hale getirildiği kaydedildi. Kamu kaynakların siyasi parti üyelerine sistemik şekilde dağıldığı vurgulandı.

Raporda, kamu ihalelerinin iktidar partisiyle dolaylı ya da dolaysız yakın ilişkideki firmalara verilmesi son yıllarda giderek medyada da yankı bulduğu belirtildi. Kamu ihalelerinde iktidar partisiyle dolaylı ya da dolaysız olarak bağlantılı firmaların baskınlığı yerel yönetimlerde de kendini gösterdiği belirtildi. Belediyeler seviyesinde yapılan ihaleler incelendiğinde yine iktidar partisiyle bağlantılı firmaların bu ihalelerden diğer firmalara kıyasla çok daha fazla ihale aldığı görülmektedir.

‘SERMAYE PARTİZANCA EL DEĞİŞTİRDİ’

Raporda, TMSF’nin de bu süreçte sermayenin partizanca el değiştirmesinin bir aracı işlevi gördüğü belirtilerek, ” Son 20 sene içerisinde TMSF gibi kurumlar üzerinden iktidar partisine yakın firmaların kontrolüne geçen medya kuruluşları, Türkiye’de medya alanındaki çoğulculuğu törpüleyen ve medyanın özgürlük ve bağımsızlık seviyesinin yıldan yıla azalmasına neden olan temel nedenlerden birisidir. Özellikle 2001 krizinden sonra TMSF’ye devredilen büyük şirketlere ait medya platformlarının iktidara yakın firmalara piyasa değeri altında ve rekabete dayalı ihale süreçleri işletilmeden devri, medya alanındaki çoğulculuğu olumsuz yönde etkilemiştir.”

Raporda, 15 Temmuz sonrasında çok sayıda şirkete el konulduğu, bu şirketlerin sahipleriyle ilgili yargısal süreç bitmeden satış ve tasfiye yetkileri verildiği belirtildi.

Raporda, düzenleyici ve denetleyici kurulların bağımsızlık ve özerklik kaybı, ülkedeki demokratik geriye gidiş ve otoriterleşme süreçlerini hızlandırıcı bir sonuç doğurduğu ifade edildi.

Raporda şu ifadelere yer verildi:

Düzenleyici ve denetleyici kurumların yürütmenin kontrolüne girerek bağımsızlıklarını yitirmeleri, kamu kaynaklarının partizanca dağıtımını sistemikleştirerek parti rekabetini iktidar partisi lehine bozmuştur.

Siyasi parti rekabetinin adaletsizleşmesinde de iktidar partisinin düzenleyici ve denetleyici kurumlar üzerinden kamu kaynaklarının partizanca kullanılması belirleyici olmaktadır. İktidara yakın ya da birebir ilişkili firmaların ihaleler yoluyla elde ettikleri kaynaklar, iktidar partisinin kampanya finansmanı gibi aktivitelerini fonlamak için kullanılarak parti rekabetinin iktidar partisi lehine bozulması sonucunu doğurmaktadır.

İktidar partisinin kamu ve özel medya kuruluşlarında oldukça ağırlıklı bir biçimde yer alması muhalefet partileri ve iktidar bloğu arasındaki seçim rekabetinin eşitsiz koşullarda gerçekleşmesine neden olmuştur.

MEDYA ÖZGÜRLÜĞÜ OLUMSUZ ETKİLENDİ

RTÜK üzerinden belli medya kuruluşlarına verilen orantısız cezalar da Türkiye’de medya ve ifade özgürlüğündeki geriye gidişte etkili olmuştur. Bu çerçevede özellikle son yıllarda iktidarı eleştiren basın kuruluşlarına verilen cezalar dikkat çekicidir. RTÜK’ün 1 Ocak 2019- 25 Mart 2020 arasındaki verdiği cezalar incelendiğinde iktidar bloğunu eleştiren yayınlar yapan yayın kuruluşlarının orantısız şekilde daha fazla ceza aldığı görülmektedir. Hükümetin medya kuruluşlarını direkt yada dolaylı sansürleme eylemlerinin 2008 yılından itibaren rutin hale geldiği de görülmektedir .

 

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram