Değişir durur sansür dümeni

Bir büyük yanılgıdır TRT’nin devlet kurumu olduğu; o kamuya aittir. Suavi ve diğer sanatçıların uğradığı sansürün hesabını sormak en az kamu kadar, sansüre uğramayan sanatçıların da sorumluluğudur.

MEHMET ŞAHİN 18 Nisan 2021 YORUM

Ne zaman adını duysam ya da bir yerde yüzünü görsem, öğrenciliğin son demlerinde bir İzmir akşamından ‘Yıllar sonra’ diye seslenir bana. Telefonların akıllanıp müzik uygulamalarıyla istediğiniz an ruh hâlinizi destekleyecek kıvama gelmelerine sayılı yıllar vardır. Şimdilerde seçmen kimliğiyle daha çok ilgilenilen ‘Z Kuşağı’nın burun kıvıracağı bir ‘walkman’in radyosundan dinliyorum. Takvim net olmasa da, duygusal tarihçeme okunaksız yazılarla notlar düştüğüm zamanlar olmalı…

Birkaç gün sonra Pasaport’ta, çalıştığım radyonun yakınlarında bir bankada gördüm. Son yıllarda ilginç yöntemlerle döviz akışına hizmet eden kamu bankalarından biri olduğunu da belirteyim, inandırıcılığım artsın. Alâmet-i fârikası o saçla sakalla benzetmem mümkün değil, o işte, sıra bekliyor. Girdim, tanıştık ve radyoya davet ettim. Saygılı bir yakınlıkla, hoş karşıladı. Fakat bir itirafta bulunayım, radyonun yayın çizgisiyle ilgili sorun yaşayabilirim endişesiyle devamını getirmedim. Güzel bir anı olarak kaydettim gönlümün belleğine. Oysa, son albümüne adını veren şarkının söz yazarı da radyodaydı.

Şarkı yazarı ve yorumcusu Mehmet Suavi Saygan

‘Yıllar sonra’ bir kez daha yolumuz kesişti Suavi’yle, aramızdaki onca mesafeye rağmen üstelik. Memleket kesif bir kutuplaşma iklimine sürüklenirken, dayatmalara karşı, anne babası demir parmaklıklar ardında, ‘ötekiler’den bir hasta çocuk için ses oluyordu, nefes oluyordu. Çırpınıyordu; neyi eksik olurdu sistemin merhamet etse, ağır bir hastalığın pençesindeki yavrucağı annesine kavuştursa? Hayatın olağan akışında, kefalet sayılabilecek bu tutum devletin soğuk çehresinde bile bir hassasiyet uyandırmalıydı. Bu defa o büyük çarkların ağır işlediğini düşünmek rahatlatmazdı, çünkü örnekleri vardı, geç kalınan her an hayati bir sonuç doğurabilirdi. Israr ediyordu Suavi, yetinmiyor annesini isteyen Hakan’la konuşuyor, ona ‘Tükenme’, ‘Diren be kardeşim’ diyordu. ‘Ötekiler’le irtibatlı ve iltisaklı sayılmaktan çekinmiyordu, muktedirlerin dayattığı ezberlere teslim olmaya niyeti yoktu belli ki.

Anlamından uzaklaşan siyasetin adı konulmamış bir baskıya kılıf olduğu zamanlarda zordur ilkeli davranmak. Güce meftun olanlar hep kendi şarkıları söylensin ister, başka nağmeler terennüm eden susturulmalıdır. Mecazen değil, her ortamda sesleri gerçekten kısılmalıdır! Hele senelerdir çizgisini muhafaza ederek var olmuş bir ses muhalifse, kesinlikle duyulmamalıdır. Onlar da öyle yapıyordu, ellerinde ne varsa, daha doğrusu ele geçirdikleri her enstrümanla sadece kendi yörüngelerinde dönenlerin seslerini taşıyorlardı atmosfere ki, büyü bozulmasın.

Suavi, bir müzik uygulamasında kendisine yer vermeyen kamu kuruluşuna söyleyebileceği en ağır sözü söylüyor, “Ayrımcılığa üzüldüm. TRT düşmanca taraf olamaz. Kınıyorum.” diyordu. Şimdi bu vesileyle biraz eski defterleri karıştıralım:

TRT zaman zaman benzer uygulamalarla gündeme geldi. Bunda da, çoğu çalışanının kendi arasında konuşurken verdiği payeye erişememesi etkilidir. ‘Kurum’ olarak bahseder çalışanlar TRT’den. İşe gitmek değil, ‘Kurum’a gitmek’, iş yerinde olmak değil ‘Kurum’da bulunmak’tır tercihleri genellikle. Kurum malum, ‘Kurumsal bir firma’ tanımını gözde kılacak kadar makbul bir kavram. Çalışanlarının verdiği o payeyi siyaset rüzgarlarından çekinmeden ya da menfaat ummadan korusaydı TRT yöneticileri, sürekli örnek gösterilen BBC’yi anmaları daha anlamlı olurdu. Fakat, maalesef bir kurumsal duruş inşa edilemeyecek kadar politik cereyanlara açık oldu çok zaman. Bu tespit yolun sağını da kapsar solunu da. Gelen, gidenin eksiklerini, yanlışlarını kolayca görürken kendi icraatını buna göre şekillendirmedi. Çünkü, orada bulunmasının sebebi enstrümanın akorunu olması gerektiği gibi değil, yeni orkestra şefinin tarzına göre yapmaktı.

Kuralsızlığı savunmuyorum ama kuralların tutarlı olmasını önemsiyorum. Suavi’nin bir kamu kuruluşu olan TRT’de politik sansüre uğraması kurumsallıkla izah edilebilir mi? O zaman ‘Kızılcıklar oldu mu?’ diye başlayan türküden ‘kızıl’ komünizm kokusu alan denetçiye de hak vermeliyiz değil mi? Abartılı bir şaka mı? Hayır. Hadi bazı eserlerin elenmesi için dilin özensiz kullanımını haklı bir gerekçe kabul edelim ama, Barış Manço’nun ‘Arkadaşım Eşek’ şarkısını, ‘Eşekten arkadaş olmaz.’ diyerek reddetmeyi savunmanın insani bir yanı var mı? Bu tür örnekleri tebessüm için hatırlayalım da, politik dümen sağa sola kaydıkça değişen ideolojik sansür süzgecini nerede aklayalım?

Yapımcıların dünya görüşü, müzik zevki gibi sansür eşikleri de unutulmamalı. Bu, personelin farklı mahallelerden seçilmesiyle aşılabilir. Ancak kurumsallık şöyle dursun, bir radyonun program müdürü, radyo müdürü düzeyinde bile yazılı olmayan sansürler uygulandı. Mesleki yeterlilikten ziyade politik angajman öncelendiğinden, bu tür kişisel tasarruflar da kurumsallaşmanın önündeki ciddi engellerden biri oldu hep. Ramazanda alkol temalı bir şarkının yayınlanmaması kimine makul gelebilir kimineyse aşırı duyarlı… Sosyal olaylar karşısında hemen milliyetçi bir refleks göstererek belli bazı isimlere ağırlık vermeye hakkı var mıdır idarecinin ya da belli sanatçılara keyfince yasak koymaya? Kurumsallaşamayan bir yayın kurumu hükûmetin oy ihtiyacı doğrultusunda ipleri gevşetmesiyle Ahmet Kaya çalabilirken rüzgarın yön değiştirmesiyle merhumu tekrar yasaklılar listesine kaydedebilir.

2002 yılında son derece ‘steril’ bir Nazım Hikmet biyografisi hazırladığınızda bile yayınlama konusunda emin olup olmadığınız sorulan ülkede birkaç sene sonra şairin mezarını memlekete getirmekten söz edilebilir. Her sansürün ya da kısıtlamanın mutlaka bir gerekçesi vardır, onu kurumsal ilkelerle izah edebiliyorsanız konuşmaya değer. Kürek çekerek değil yelkeninizi dolduracak politik rüzgarlarla yol alıyor ve dümeni de tamamen gölge amirlerinize bırakıyorsanız, vazife sonunda yayıncılık becerilerinizden değil, üstlerinizle uyumlu çalışmanızdan söz edilebilir.

Bir büyük yanılgıdır TRT’nin devlet kurumu olduğu; o kamuya aittir. Kelime oyunu yapmıyorum, kamuya ait olmak kamu tarafından sorgulanabilmeyi de beraberinde getirir. Hoş, Suavi ve diğer sanatçıların uğradığı sansürün hesabını sormak en az kamu kadar, sansüre uğramayan sanatçıların da sorumluluğudur. Mesele sanat ve sanatçıysa tabii…

Umut gerek bize; görünür olan her sorun çözümü de yaklaştırır. Elektrik faturalarındaki payı hatırlatmadan bitirmeyi isterdim ama, o daha etkili oluyor sanırım; zorunlu olarak finanse ettiğiniz bir kurumun siyasi kadroların tercihleriyle şekillenmesine ya da asıl şeklini yitirmesine neden izin veresiniz ki?

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram