Çorlu, Cenevre ve tatmin

Hukukçu değil yazan, ilahiyatçı veya felsefeci de. Sadece kırıldığı yerden onarılmayı bekleyen ama bunun da fizik âlemin kuralları gereği kendi kendine olmayacağını bildiğinden, o ruhsal tatmine varıncaya kadar mücadelenin gereğine inandığından yazdı bunları…

MEHMET ŞAHİN 26 Eylül 2021 GÖRÜŞ

Dünya işlerinin gidişatına yön verenler temelde bunu iyilik ya da kötülükle yaparlar. Bir fikrin, davranışın iyi veya kötü oluşu sadece aslı itibarıyla değil, algılanışı ve etkileri aracılığıyla da değerlendirilir. Siyasette görece başarı sayılabilecek seçim kaybetmemenin nasıl sağlandığı sorusudur onu iyi kılacak olan. Sayısal verilerin üstün başarı ödüllerine ulaştırdığı bir emniyet amirinin oraya ne kadar kanun ve vicdan çerçevesinde kalarak vardığıdır iyiliğinin göstergesi. Artık geçimlik paraların değil servetlerin taraf değiştirme aracı olarak sarf edildiği profesyonel sporda skor başarısının yerine masum bir kulüp sevgisinden söz etmek sizi siyah beyaz, romantik film karelerine gönderebilir. Peki, ne fenalık var bunda? Siz sevdiğiniz takımın nasıl olursa olsun birinciliği elde etmesinden mi, yoksa şartlar ne olursa olsun başarmak için mücadele etmesinden mi mutlu oluyorsunuz? Cevap vermekte acele etmeyin lütfen! Defalarca kalbinizi yoklayın; toplum içinde hâlâ beklenen cevap olduğu için mi ‘Tabii ki başarının dürüstçe kazanılmış olması gerekir.’ diyorsunuz? Kalbiniz beyninizle örtüşüyor mu, içine hile karışmış bir başarıyı reddederken?

Yeryüzünde insanın sebep olduğu yıkımların temel sebeplerinden biri de tatminsizliktir. Çekinmeyin, aklınıza gelen tüm yönleriyle düşünün lütfen. Bu durumun davranışları ve ilişkileri etkilemediğini söylemek mümkün mü? İşte eğitimin duygular üzerinde de etkili olması gereken daha doğrusu, eğitimli insanların bu tür durumlarda duygularını dolayısıyla davranışlarını da kontrol etmesi beklenen alan burası. Eğitimden kastımız da sadece bir okul çatısı altında verilmeye çalışılan değil tabii. Lüks bir yaşam arzuluyor olabilirsiniz, iyi niyetle girdiğiniz bir yolda başta küçük sayılabilecek kanunsuzluklarla buna ulaşabileceğiniz şartlar da oluşabilir. Önce kimseye haksızlık etmediğinizi, sadece kendinize birtakım ayrıcalıklar sağladığınızı düşünürken bir müddet sonra bu işleyişi sürdürmek için tartışılmaz bir biçimde başkalarının canını yakma eşiğine gelebilirsiniz. Yanlışınızı kabullenip geri dönecek misiniz, yoksa ödemek istemediğiniz bedelleri başkalarının hayatlarına mı fatura edeceksiniz? Klasik olarak nitelenen edebî eserlerde bu tercihin kapısında duran insanların ruh halini betimleyen harika örneklere rastlanır. Özellikle iki büyük Rus romancının eserleri, başkalarının hayatını etkileyecek pozisyonlara gelmeden herkese okutulabilse… Naif bir yaklaşım olabilir bu, artık suçların sözüm ona hukuk kılıfında işlendiği bir dünya için.

Çorlu’daki tren kazasında -şimdilik kaza diyelim- insanlar sevdiklerini kaybetti, uzuvlarını, sağlıklarını yitirdi. Eğer tren gereken fiziki koşullar ve seyir güvenliği sağlanmışken öngörülemeyen bir sebeple raydan çıksaydı bu gerçekten bir kaza olurdu. Fakat, resmî kaynakların dışında konunun uzmanlarınca ifade edilen insan temelli ihmallerin yol açtığı bu durumu kaza olarak nitelemek sadece hukuk nezdinde bazılarını korumaya hizmet eder. İşte, bunu bilen insanlar bugün sevdiklerini kaybetmekten daha ağır bir duygunun altında eziliyor, adaletsizliğin! Hakkını dahi özgürce arayamayan insanlar yaşadıkları acının üstüne mahkeme kapılarına sanık olarak getiriliyor. Oysa, sağlıklı bir soruşturma yürütülüp süreçte kusuru, suçu bulunanlar için kanunun gereği uygulansaydı acılı insanlar kısmen bir tatmin yaşayacaktı. Özlemin yerini tutacak bir tatmin değilse de, benzer muhtemel durumları en aza indirebilecek adımları atmış olmanın verdiği tesellinin sağlayacağı bir tatmin.

Ülkesinde hukuka erişemeyenlerin Cenevre’de kurulan ‘Halk Mahkemesi’nde aradığı da bu tatmin duygusu değil mi? ‘Turkey Tribunal’, ortalama akıl ve ruh sağlığına sahip insanların yapmayacağı işkencelerin dile getirildiği bir platform oldu, öyle ki; anlatılanlar karşısında belki bazıları kendi yaşadığı hukuksuzluktan söz etmeye utandı. Türkiye’de son yıllarda tekrar kendini gösteren insafsızlığın ardında da suç yolunda alınan mesafenin payı var. Kişisel sorun yaşamadıkları insanlara bu kadar güçlü bir motivasyonla işkence edenlerin, çıkamayacaklarını düşündükleri bir suç sarmalının içinde olmaları muhtemel. Kötülük yaptığın müddetçe korunabileceğine inandığın bir sistem…

Kişiden kişiye değişse de, tatminsizliğe yol açan durum ortadan kalkıncaya kadar o yöndeki uğraş devam eder. Kimi çaresizliğini kabullenip mümkün olduğunca unutmaya çalışır, başka tatminler arar. Kimiyse bulunduğu koşullar içinde uğradığı haksızlığın giderilmesi için elinden geleni yapar. Konuşmaksa konuşmak, yazmaksa yazmak, mahkemeyse mahkeme…

Ceza mahkemeleri için ciddi katkılar sağlayacak Turkey Tribunal Türkiye’deki mevcut idare tarafından engellenmeye, bu başarılamayınca değersizleştirilmeye çalışılırken kimi hukukçu ve gazeteciler aslında ne yapmak istediklerini kendilerinin de itiraf edemediği bir tavır takındı. Anlatılanların vahametine değinmeyen Prof. Dr. Ersan Şen, organizasyonun nasıl kurulduğu, kimler tarafından desteklendiği ve hangi amaca hizmet ettiğinin değerlendirilmesi gerektiğini vurgularken, ‘Biz demiştik.’ yatırımı olarak, “Bu tür oluşumlara sebebiyet vermemek için, hukukun evrensel ilke ve esaslarına bağlı kalmamız gerekir.” cümlesini de kurabildi. Gazeteci Can Ataklı’ysa, ‘hafife alınmaması’ gerektiği konusunda yetkilileri uyardığı ‘Halk Mahkemesi’nde anlatılanlardan söz etmedi. Edemedi değil, etmedi. Çünkü, ayakta durmak için baskıdan başka çaresi kalmayan sistemlerde sözün bedelini doğruluğu ve hukukun onayı değil, uygunluğu ve iktidarın onayı belirler. Söyleyen de tatmin olmuş gibi yapar…

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram