Son günlerde her yerde Joseph Brodsky’nin tam 50 yıl önce yazdığı bir şiir dolaşıyor.

Bir okur olarak Brodsky ile inişli-çıkışlı bir ilişkim oldu. Yıllar önce Türkiye’den ayrılınca okuduğum ilk şairdi. Gençliğinde Rus şiirinin koruyucu meleği Anna Ahmatova’nın himayesine girmesi, yıldızının birdenbire parlaması, 32 yaşında ülkesinden ayrılmak zorunda kalışı onun hikâyesini ilginç kılıyordu. Oysa daha 22 yaşında yazdığı bir şiirde kendisini bir “kaçak” olarak tanımlar. Baskı altında yaşamayı, şiddeti artan bir yerçekimiyle yaşamaya benzetir. Her şeye karşın Brodsky ülkesinden ayrılmak istememişti. Hatta ilhamını Rusya’da bıraktığını düşünüyordu. (“Sanırım aynı uçağa binmedik.”)

Onda asıl etkileyici olan şey, Amerika’ya geldikten sonra anadilinde yazmakta ısrar etmesiydi.

Sürgün sayesinde insan bir ömürde varacağı yere bir gecede varabilir. Bunu bize Brodsky öğretti.

On yıl önce sarı yapraklı bir deftere yeşil mürekkepli dolmakalemle ondan notlar yazmışım: Sürgünü anlamak ülkeyle değil, yaşla ilgilidir. Bunca zaman sonra defteri elime bir sürgün olarak alışım bana Brodsky’nin gizemli bir kehaneti gibi görünüyor.

Yirminci yüzyılın ikinci yarısında şiir üzerine bu kadar dikkatlice düşünmüş başka bir şair bilmiyorum (belki Auden). Brodsky’nin şiiri kategorik olarak bütün sanatların en üstünü saymasındaki özgüven benzersizdir. Bu yüzden 1987 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü alması geçen yüzyılda şiire en çok itibar sağlayan olaylardan biridir. Ona gönül borcumuz var.

Joseph Brodsky’nin dünyası hâlâ yabancı bir ülkeye benziyor. Kuşatıcı bir Brodsky biyografisinin yokluğu da bunda etkili olabilir. (Susan Sontag’la fırtınalı ilişkisinin ayrıntılarını, Sontag’ın ölüm döşeğinde andığı son adın Brodsky olduğunu geçen yıl yayımlanan Sontag biyografisinden öğrendik örneğin.)

Hepimiz eve kapanmışken “Çıkma Odandan” şiirinin dolaşıma girmesi Brodsky’ye dönmek için iyi bir fırsat oldu. Şiir içinden geçtiğimiz şu tuhaf salgın/karantina günlerine birebir uyuyor. Dünya Şiir Günü’nde bu şiiri çevirip hem şairi anmak hem de gecikmiş bir gönül borcunu ödemek istedim.

Çıkma odandan

Çıkma odandan, yapma bu hatayı
Güneş senin neyine, sigaran varken?
Her şey saçma dışarda, hele sevinç çığlıkları
Helaya git, gör işini, dön hemen

Çıkma odandan, say ki soğuk almışsın
Sandalye duvar, dünyada daha ilginç ne var?
Madem akşam burdasın, niye çıkasın
Hem belki yaraların artar

Ah, sakın çıkma, dans et, bossa nova
Çıplak giy paltonu, çorapsız pabuçlar
Hem koridor lahana ve cila kokar
Zaten sayfalarca yazdın, fazlası zarar

Çıkma odandan, yalnız duvarlar bilsin
Nasıl göründüğünü. Bir zamanlar kızgın
Özün biçime dediği gibi: incognito ergo sum
Çıkma, dışarıyı Fransa mı sandın?

Aptallık etme başkaları gibi
Sakın çıkma! Bırak gitsin eşya, süs
Gömül duvar kâğıtlarına, dolabı sür, kilidi döndür
Giremesin kronos, kozmos, eros, ırk, virüs

Joseph Brodsky (1970)
Türkçesi: Can Bahadır Yüce