‘Erdoğan’ın bir seçim kampanyası daha yürütebileceğini sanmıyorum’

CHP Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya: Erken seçim olduğu takdirde... Allah uzun ömürler versin ama ben Erdoğan'ın bir kez daha meydanlara çıkıp bir seçim kampanyası yürütebileceğini sanmıyorum. Cumhur İttifakı kendi adayını bulmanın derdine düşsün.

MEHMET ŞAHİN 19 Kasım 2021 SÖYLEŞİ

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Yıldırım Kaya

“Helalleşmek geçmişi değiştirmez ama geleceğimizi kurtarır. Geçmişte partimizin de hataları oldu. Helalleşme yolculuğuna çıkma kararı aldım.” demişti CHP lideri Kılıçdaroğlu. Bu sözler ‘128 milyar dolar nerede?’ çıkışında olduğu gibi artık gündem belirleme kabiliyetinin de iktidardan muhalefete geçtiğinin bir göstergesi olarak değerlendirildi. Şimdi Türkiye’de siyasetin gündeminde bir “helalleşme” kavramı var. Tabii farklı tepkiler de geldi. Hem de farklı cenahlardan. Helalleşmeyi ve CHP’nin KHK’larla ihraç edilenlerle yaptığı buluşmalarını CHP Ankara Milletvekili, TBMM Milli Eğitim Kültür Gençlik ve Spor Komisyonu Grup Sözcüsü, Eğitim Sen’in Kurucu Genel Başkanı Yıldırım Kaya ile konuştuk.

İKTİDARDA OLAMADIĞIMIZ İÇİN YAŞANANLARIN SORUMLULUĞU DA BİZE AİT

Helalleşmenin dinde ve törede bir karşılığı var ama modern hukukta bir karşılığı yok. Sayın Kılıçdaroğlu da bunu belirtti. Ne anlama geliyor CHP’nin helalleşme çıkışı?

Öncelikle şunu söyleyeyim: Cumhuriyeti kuran ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin varlığını inşa eden Cumhuriyet Halk Partisi’nden bahsediyoruz. 100 yıl önce, 2023 yılında Cumhuriyet ikinci yüzyıla evrilecek. Yani birinci yüzyılı bitiriyoruz. İkinci bir yüzyıla döneceğiz. Cumhuriyeti kuran parti 100 yıllık sürecin bir değerlendirmesini, bir özeleştirisini yapmak durumunda. Genel Başkanımız helalleşmeden kastını çok net aslında söylüyor. Bir siyasi çıkar, bir siyasi menfaat değil kast ettiği. Biz eğer devleti kuran partiysek, cumhuriyetin 1.yüzyılında yaşadığımız her şeyden, her süreçten, ister iktidarda olduğumuz dönem olsun, ister muhalefette olduğumuz dönem olsun, bu dönemde yaşananlardan kendimizi sorumlu tutmak zorundayız. Siyaset sadece iktidar olduğumuzda kendimizi sorumlu tutacağımız alan değildir. Ana muhalefet partisi olarak da neden iktidar olamadık? İktidar olamadığımız için de yaşanan olumsuzlukların sorumluluğu bize ait değil mi? Yani fiilen suç işleyen başka, zaten onu hukuksal zeminde değerlendiririz. Hesaplaşma ile helalleşmeyi birbirine karıştırmamak lazım. Siz tüyü bitmemiş yetimlerin hakkını gasp edenlerle helalleşemezsiniz ama onunla hukuk zemininde ancak hesaplaşabilirsiniz. Burası Muz cumhuriyeti değil ki hesaplaşmayı kişiler üzerinden siyasi partiler yapsın. Devlet kendi hukuk nizamlarının içerisinde adalet ve vicdan duygusuyla hesaplaşma yapar.

OHAL KOMİSYONU DEĞİL OYALAMA KOMİSYONU DİYORUM BEN 

Yolsuzluk yapanlarla tabi ki hesaplaşacaksınız. Hırsızlık yapanlarla tabi ki hesaplaşacaksınız. Katliam yapanlarla da hesaplaşacaksınız. Ama siz tüyü bitmemiş yetimlerin yaşadığı dramı görmezden gelirseniz bununla helalleşmek zorundasınız. Bakın, 2 gün önce bir KHK’lı öğretmen inşaatlarda yağlı boyacılık yaparken Covid’e yakalandı. Covid’e yakalandığı için hayatını kaybetti. Şimdi bugün basın toplantımda da söyledim, bu öğretmen yarın oyalama komisyonu diyorum ben, OHAL komisyonu demiyorum, OHAL komisyonunda göreve iade kararı çıksa, nitekim çok sayıda KHK’lılarda bu şey çıktı, peki bununla kim helalleşecek? Bu insanın cenaze namazına durduğunuzda, ister cem evinde ister camide cenaze olsun, bu törende imam ya da dede neye inanıyorsanız, hakkınızı helal ediyor musunuz diye 3 kez sorar, siz de helal olsun dersiniz. Hiç kimse o safta helal etmiyorum demez. İyiliği de vardır, kötülüğü de vardır. Helalleşmeyi bir dini vecibe olarak algılamak mümkün, var zaten dinimizde de bu var, bunu reddetmemek gerekir ama siyaseten de bizim şunu yapmamız lazım: Berkin Elvan diye bir genç çocuğumuzun, 12 yaşında bir çocuğumuz vardı, Oğuz Arda Sel diye 9 yaşında bir çocuğumuz vardı, Ali İsmail Korkmaz vardı, 28 Şubat’ta zulme uğrayan ikna odalarında başı açılmak için çaba sarf edilen kadınlarımız vardı, Ahmet Kaya sürgünde yaşamını yitirdi. Şimdi de ben bir 12 Eylül mağduruyum. 12 Eylül’de işkenceler gördüm, cezaevinde de yattım, sürgün de oldum ama yurtdışına giden bir çok arkadaşım, İbrahim Sevimli, Öğretmen Hareketi’nin önemli isimlerindendi, şimdi mezarı Almanya’da. Şimdi Fakir Baykurt’un cenazesini ben Almanya’dan alıp Türkiye’ye getirdim. Sıtkı Coşkun’u ben Danimarka’da Kopenhag’dan cenazesini alıp Türkiye’ye getirdim. Şimdi bu insanlara yaşatılanları unutacak mıyız? Bu insanların yakınları ile helalleşmek gerekmiyor mu?

CHP AVUKAT BÜROLARINDA DEĞİL SAVAŞ MEYDANLARINDA KURULDU

Şimdi şöyle düşünüyorlar: “Bu zulmü Cumhuriyet Halk Partisi mi yaptı?” Hayır yapmadı tabi ki ama siz de konuşmanızda söylediniz, Cumhuriyet Halk Partisi devleti kuran parti. Cumhuriyet Halk Partisi avukat bürolarında kurulan bir parti değil. Savaş meydanlarında kurulan bir parti olduğu için bu partinin sorumlulukları var. Genel Başkanımızın altını çizdiği olay budur. Diyarbakır Cezaevi’nde işkenceden hayatını kaybeden insanlarla helalleşmeyecek miyiz? Kahramanmaraş’ta, Sivas’ta, Çorum’da mağdur olan, yakınını kaybetmiş, oğlunu, kızını, eşini kaybetmiş insanlarla helalleşeceğiz ama o katliamı gerçekleştirenlerle de hukuk önünde hesaplaşacağız. Yani bunun ikisinin birbirinden ayrılması gerekiyor. Şimdi Varlık Vergisi toplandı bu ülkede. 6-7 Eylül olayları yaşandı. Genel Başkanımızın kast ettiği aslında Romen vatandaşlarımızdan tutun da, Ahmet Kaya’ya, Ahmet Kaya’dan tutun da başörtülü kadınlara uzanan bir geniş çerçeve çiziyor ve bu çerçeve içerisinde de yeni bir sayfayı açacaksak Cumhuriyet’in 2. yüzyılına başlangıç yapacaksak gidiyor gitmekte olan zaten. Geliyor gelmekte olan. Gelmekte olan, gitmekte olanın defterini kapatması lazım. Yeni bir sayfayı Cumhuriyet’in 2. yüzyılında bu ülkenin 84 milyonuna bir gönül birliğiyle, sevgiyle, dostlukla, kardeşlik duygusuyla buluşmamız lazım. Bu buluşmayı gerçekleştirecek olan kin ve nefret tohumları ekmiş siyasi iradeler bunu yapamaz. Kibir abidesi siyasetçiler bunu yapamaz. Bunu ancak yapsa yapsa geçmişinden bugününe, geçmiş atalarına baktığımızda peygamber soyundan gelen bir genel başkan, Kemal Kılıçdaroğlu’ndan bahsediyoruz. Herhangi birisinden bahsetmiyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi’nin genel başkanı. Dolayısıyla genel başkanımızın bu söylemini hiç kimse farklı noktalara çekerek, süreci gerçek anlamından sapıtmaya çalışmasınlar. Genel başkanımız bu yaraların yeniden deşilmesini istemiyor. Yaralar kabuk bağlamış, o kabukların kanırtarak yarayı yeniden kanatmak istemiyoruz. Biz yaraya merhem olmak istiyoruz. Merhem sevgiyle olur, şefkatle olur. Bir huzuru, insanlardaki kaygıyı ortadan kaldırmadan siz bu ülkede yeniyi inşa edemezsiniz. Yeniyi inşa edebilmek için de geçmişle hukuk zemininde hesaplaşmak ama hak zemininde de helalleşmek gerekir. Bizim genel başkanımızın söylediği bu noktada böyle bir yaklaşımdır. Onun dışında hiç kimse başka bir anlam çıkartmaya kalkmasın deriz. Çünkü bu stratejik bir açıklama değil.

BİR YOLA ÇIKARKEN YAKINLARINIZDAN HELALLİK İSTEMİYOR MUSUNUZ?

İlk etapta adı partinizle anılabilecek kişiler eleştiri yöneltti, özellikle sosyal medyada. ‘Neyin günahını çıkarıyorsunuz?’ diyenler oldu. Haklı buluyor musunuz bu kaygıları? Cumhuriyet ile mi hesaplaşıyor Cumhuriyet Halk Partisi?

Şimdi ilk önce parti içerisindeki arkadaşlarımız, genel başkanımızın konuşmasını evinden yaptığı bir video paylaşımını yazılı metin haline gelinceye kadar, ne dediğini ilk önce helalleşme kavramı üzerinden eleştirilmeye başladık. Daha sonra bu arkadaşlarımız videoyu can kulağı ile dinledikten sonra, bir eleştirel gözle, kulakla dinledikten sonra, konuşmanın yazılı metnini gördükten sonra da yanıldıklarını fark ettiler. Çünkü genel başkanımız bir günah, helalleşme günahkarların işi değil ki! Sizin birinde hakkınız vardır ya da birilerinin sizde hakkı vardır. Yakınlarınızdan, siz eşinizden bir yola çıkarken, uzun bir yola çıkarken helallik istemiyor musunuz? Annenizden babanızdan helallik istemiyor musunuz? Bu bizim geleneklerimizde, göreneklerimizde, inancımızda olan bir şey. Helallik istemek günahkar olanların işi değil, bir günahkar “Allah beni affetsin” dedi. Kul hakkına girenleri Allah affetmez. Bizim bildiğimiz şudur: kul hakkını ancak kul helal ederse, kul hakkını ödemiş olur. Ama kul hakkı ile öbür dünyaya gidersen, huzura çıktığında her türlü Allah Kadir’dir yaratan ama “benim karşıma huzuruma kul hakkı ile gelmeyin” der. Şimdi bu başka bir şey. Biz kullardan da helallik istemeyi, varsa hatalarımız Cumhuriyet Halk Partisi’nin iktidar olduğu dönemde de, muhalefet olduğu dönemde de yaptıkları ve yapamadıkları var.

SİVAS OLAYLARI CHP’NİN İKTİDAR ORTAĞI OLDUĞU DÖNEMDE YAŞANMADI MI?

Bakın, Sivas olayları CHP’nin iktidar ortağı olduğu dönemde gerçekleşmiştir. Kahramanmaraş katliamı, yüzlerce insanın katledildiği süreç CHP iktidarındadır. Rahmetli Bülent Ecevit’in başbakan olduğu dönemdedir. Şimdi bu dönemde yaşamını yitirmiş olan yakınları ile helalleşmeyi söylemek niye sorun olsun? Bizim partililerimiz helalleşme ile hesaplaşmayı, kutsal zeminde hesaplaşma ile manevi anlamda helalleşmeyi birbirine karıştıran arkadaşlarımız oldu. Ama ben toplumun bütününde şöyle bir dinginliğe ihtiyacımız var. Bir durup düşünmemiz lazım. Biz nereye gidiyoruz? 84 milyon birbiri ile düşmanlaştırıldı. Bu nereye kadar gidecek? Yıllardır birlikte siyaset yapmış, milli görüşün lideri konumundaki bir insan geldiğinde onu aynı seviyedeki sandalyeye oturtmayan bir kibir abidesi gibi mi davranacağız yoksa bizim de yanlış yaptığımızı kabul edip bizden farklı düşünenlerden helallik isteyerek mi? Doğrusu hangisidir? Bana göre doğrusu 84 milyonu bir nazarda görmektir. İnançları ne olursa olsun, dinleri yaşam tarzları ne olursa olsun, insana insan gibi bakmak gerekir. İnsanlarla bizim birbirimize hakkımızı helal edecek şekilde olmamız gerekir. Şimdi Berkin Elvan, ekmek almaya giden Berkin Elvan’ın ailesinden helallik istemek şöyle algılanıyor. Berkin Elvan’ı biz mi öldürdük ya da CHP mi iktidardaydı? Değil. O Berkin Elvan’ın sokakta katledilişin müsebbibi siyasal iktidar olabilir ama biz o eylemin önüne geçebilirdik. Nasıl geçebilirdik? İktidarı Adalet ve Kalkınma Partisi’ne vermeyerek geçebilirdik. Şimdi iktidarda CHP olsaydı, iktidarda da olduğunda da adalet vicdan ve hukuktan ayrılmayan, liyakate bağlı bir işleyişi gösterseydi, bunlar yaşanır mıydı? Yaşanmazdı. Meseleye biraz buradan bakmak gerekir. Ben parti içindeki arkadaşlarımızın daha çok alışagelmiş siyaset tarzının dışında bir çıkış bu. Ben Kemal Kılıçdaroğlu doktrini diye bundan üç yıl önce bir makale yazmıştım. Kılıçdaroğlu doktriniyle kastettiğim, Hacı Bektaş-ı Veli’nin kucağında aslanla ceylan var.

KILAÇDAROĞLU ADAY GÖSTERDİĞİNDE İMAMOĞLU’NU KİMSE TANIMIYORDU 

Aslan ile ceylanı kucağında tutan bir öğretiyi eğer bugün yeniden hatırlarsak, aslan ile ceylan bir arada durur mu? Hacı Bektaş’ın kucağında duruyor. İşte bizim ihtiyacımız olan sevgiyi hakim kılmak, barışı dostluğu ve kardeşliği hakim kılacak bir dili egemenliği kurmaktır. Genel başkanımızın yaptığı bu alışık olmayan, bu dile, bu tarza, kavga siyasetinden beslenen siyaset tarzının bir an önce bitmesi lazım. Biz genel başkanımız 15 milletvekilini İyi Parti’ye verdiğinde de çok sayıda arkadaşımız parti içerisinde itiraz etmişti. Ama bugün diyorlar ki iyi ki yapmış. Biz Mansur Yavaş’ı Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olarak aday gösterdiğimizde, bizi eleştiren, parti içerisinden ve sol dünyadan bizi eleştirenler, şimdi diyorlar ki, genel başkanımız Sayın Kılıçdaroğlu doğrusunu yapmış. Ekrem İmamoğlu’nu çok sayıda insanlar tanımıyordu. Ekrem İmamoğlu’nu aday yaptığında, herkes dedi ki bu isimsiz kim? Ama daha sonra ismin kendisi değil, yol haritasının kendisi Kılıçdaroğlu doktrininin kendisiymiş esas olan bunu gördük.

ADALET YÜRÜYÜŞÜ’NDEN SONRA AKP ADELET LAFINI KULLANMAZ HALE GELDİ

Şu, daha da yakıcı bir soru. CHP’nin Sayın Kılıçdaroğlu’nun belirttiği gibi acaba belirli bir zamana mı ihtiyacı vardı bu çıkışı yapmak için? Partide bir dizayna mı gidildi?

Hayır, böyle bir zamana ihtiyaç yok. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına gidiyoruz. Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına giderken, gidiyor gitmekte olan, geliyor gelmekte olan. Şimdi gelmekte olan, hazırlıklarını topluma şimdiden anlatması lazım. Seçim meydanlarında bunlar söylendiğinde bir karşılığı olmaz. Şimdiden biz 84 milyona diyoruz ki biz kendi eksikliklerimiz ile kendi hatalarımız ile de hesaplaşarak ve helalleşerek, yeni bir çığır açıyoruz, yeni bir yol yürüyoruz. Parti içerisinde farklı seslerin olması ya da parti dışında parti ile anılan isimlerin bu tür sözlerini eleştirilerini yapmaları gayet normal. Düşüncelerini söylüyorlar. Bu aslında tartışmanın zenginliği ve genel başkanımızın bu açıklamasının daha da berraklaşmasını sağlayacak. Toplumda neyi kastettiği ve neden bunları söylediği daha rahat tartışmaya vesile olacak. Dikkat ederseniz, yıllardı CHP, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin belirlediği gündemleri tartışılıyordu. Ama şimdi son bir yıldır, genel başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’unun belirlediği AKP ve Cumhur İttifakı bu gündemi tartışmaya yetişmeye çalışıyor. Tartışamıyor bile. Söyleyecek sözleri yok. Şimdi Adalet ve Kalkınma Partisi, adalet lafını kullanmıyor artık. Liyakat lafını kullanmıyor artık. Artık helalleşmeyi de kullanmayacaklar. Nedeni şu. Genel başkanımız adalet yürüyüşü yaptı, adalet kavramından vazgeçtiler. Biz liyakati esas alıyoruz dedik. Belediye başkanlarımıza dedik ki, liyakatli isimleri yönetim kadrolarından uzaklaştırmayın. Siyasal görüşü ne olursa olsun.

AKP KORKARIM İMAMIN ‘HAKKINIZI HELAL EDİYOR MUSUNUZ?’ SÖZÜNDEN DE RAHATSIZ OLACAK

Liyakatli ise devam etsin dendi. Bu da onların ezberini bozdu. Şimdi korkarım, Adalet ve Kalkınma Partisi ve Cumhur İttifakı’nın etrafındaki isimler, imam hakkınızı helal ediyor musunuz sözünü söylediğinde, ona bile itiraz edecek hale gelecekler. Çünkü biz bu toplumun değer yargılarına tamamen sahip çıkan bir partiyiz. Bu toplumun değerleri ile oynanmasına asla izin veremeyiz. Bu güne kadar oynandı. Dini siyasete alet edenler. Camiye siyaseti sokanlar, kışlaya siyaseti sokanlar, okula siyaseti sokanlar, adliyeye siyaseti sokanlar ülkeyi bu hale getirdi. Biz bu ülkeyi bu durumdan çıkartmak zorundayız. Çünkü biz Cumhuriyeti kuran partiyiz. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, genel başkanımız da, bu sorumluluk ile ne söylerlerse söylesinler, ben doktrinini yazdığımda MHK içerisinden de eleştiriler almıştır. Şimdi herkes onu konuşuyor, onu savunuyor. Valla helalleşme ve hesaplaşma üzerinden genel başkanımızın çizgisini de bir müddet sonra herkes bizden daha fazla savunacaktır. Doğru olanı oy kaygısıyla söylemekten imtina etmeyelim. Türkiye ne çektiyse oy kaygısıyla yapılan siyasetten çekti. Şimdi Türkiye’nin birlik ve bütünlüğe ihtiyacı var. Bu konuda sözümüzü açık söylüyoruz. Örtülü bir siyaset yapmıyoruz. Stratejik bir hamle değil bu. Seçim sandığı, oy sandığına yakın günlerde bunlar konuşulsaydı, insanlar oy almak için bunu söylüyor derlerdi. Bugün bu söylemin parti içerisinde ciddi bir tartışma konusu olup genel başkanımızın ve bizim siyasetimizi geriletecek bir nokta da olabilirdi. Bunu göze almak lazım. Ülkeyi düşünüyorsak. Ama eğer kendimizi ve sadece partiyi düşünüyorsak o zaman söylenecek söz yok. Biz, 84 milyonu düşünen bir siyasal hareketiz.

HELALLEŞME SADECE TEK PARTİ DÖNEMİYLE İLGİLİ DEĞİL Kİ? 

Helalleşme çıkışına yönelik ‘ulusalcılar’ olarak nitelendirilen kesimlerin tepkilerinin hedefi Sayın Kılıçdaroğlu olabilir mi? Böyle bir gözleminiz var mı? Kılıçdaroğlu’nun CHP genel başkanlığından indirilme çabası da söz konusu mu?

Benim gözlemimde böyle bir şey yok. Arkadaşların da kaygısı şu, Sivas’ta 33 can yakıldı. Bunu yakan CHP mi, neden Sivas’ı anlatarak helalleşme istiyor. Ali İsmail Korkmaz’ın katledilmesinde CHP’nin ne sorumluluğu var? Ahmet Kaya’nın sürgüne gidip sürgün edilmesinde CHP’nin ne sorumluluğu var diye oradan bir hareketle yani 12 Eylül askeri faşist darbesinin yaptıkları, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin 20 yılda yaptıklarının sorumluluğunu neden biz üstleniyoruz diyen bir yerden eleştiriler var. Şimdi bu eleştiriler bu cepheden baktığında kendi içinde bir tutarlılık gösteriyor. Ama biz hukuksal hesaplaşma ile adil yargılanma sürecindeki hesaplaşma ile helalleşmeyi birbirinden genel başkanımız ayırdığı için bu kaygılara gerek olmadığını düşünüyorum. Şimdi asıl tartışılan, ulusalcı diye tarif ettiğimiz, Cumhuriyet Halk Partisi, ulusal birliği ve bütünlüğü savunan bir partidir. İçinde ulusalcı olan ve olmayanlar diye bir ayrım çok doğru değil. Ama şöyle bir şey var. Cumhuriyetin ilk yıllarında, tek partide döneminde yapılanların eleştirildiğinde, o dönemin koşulları dikkate alınmadan eleştiriliyor. Dolayısı ile o dönemde yapılanların kendi içinde iç tutarlılığı vardır diye bir görüş de var. Tabii ki var. Zaten eleştirilen yanda, helalleşmeden kasıt CHP’nin tek parti dönemindeki süreci değil ki. Tek parti döneminden çok partili yaşama geçiş de İsmet İnönü başkanlığında yapılmıştır. Herhangi bir referandum ile herhangi bir oylama ile olmamıştır. Bir irade ile olmuştur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, tek partili yaşamı savunan bir anlayışı yoktu. Kendi ilk dönemlerinde de parti, farklı partilerin kurulmasını teşvik etmiştir. Ama bir türlü yerleşememiştir. Daha sonra çok partili yaşama, Mustafa Kemal Atatürk’ün çizgisini devam ettirmek üzere İsmet İnönü ikinci büyük devrimi gerçekleştirerek yol açmıştır.

SOSYAL DEMOKRASİ BU TOPRAKLARA BÜLENT ECEVİT İLE GELDİ

Sosyal demokrasi Bülent Ecevit ile bu ülke topraklarına geldi. Ama şimdi Kahramanmaraş’ta CHP iktidardayken yaşanan süreci nasıl anlatacağız? Şimdi burada eksiğimiz yok mu diyeceğiz, hatamız yok mu diyeceğiz? Şimdi Sivas katliamı yaşandı. Sivas katliamı yaşandığında SHP iktidar ortağıydı. Şimdi orada bizim eksiğimiz yok mu diyeceğiz? Bir de tam, Mehmet Bey ben şunu düşünüyorum. Ben devrimci gelenekten gelen bir insanım. Bugüne kadar kurşun sıktığım ya da bana kurşun sıkanlarla, bugün birlikte siyaset yaptık. Mecazen söylüyorum. Birbirimizin izine kurşun sıkmak derler ya halk deyimiyle. Bu topluluklarla bu insanlarla birlikte yan yana, aynı partide, aynı belediyede ya da aynı mecliste birlikte siyaset yapıyorum. Ne yapalım, şimdi kin mi güdelim? Nefret mi güdelim? Ama ben yedi TİP’linin katledildiği 8 Ekim günü, katledildikleri evin önünde basın açıklaması yaptım. yedi TİP’linin hunharca katledilişinin hesabını sormak, yargı önüne çıkartarak hesabını sormak benim boynumun borcu. Genel başkanımızın dediği de bu. Sivas katliamında firarda olan, hala yargı önüne çıkmayan sanıklar var. Şimdi bunların yargı önüne çıkıp, varsa kusurları, cezalandırılmasının önünde bir engel yok ki helalleşmede. Bunlar mutlaka cezalandırılmalı ama cezayı bir siyasi irade değil, hukuk, adil bir yargılanma ile saraydan aldığı bir talimat ile bir yargılama değil, bağımsız bir yargı organlarının yargılayacağı bir süreç ile yargılanmalı ve hesaplaşılmalı. Hesaplaşma ile helalleşmeyi birbirinden ayırmamız gerekiyor. Ben bu konuda bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Parti içerisindeki arkadaşlarımızın da bu süreci ilerleyen zaman içinde daha rahat konuşacak. Genel başkanımızın liderliği konusunda bir tartışma parti içerisinde yok. Genel başkanımızın liderliği ile biz iktidara yürüyoruz. Dostlarımız ile birlikte iktidar olacağımızı genel başkanımız, 37. Kurultay’ımızda 2020 25 Temmuz’unda söyledi. Bugün söylemiyor genel başkanımız. Bugün söylemiyor genel başkanımız. Dostlarımız ile iktidar söylemi, 37. Kurultay’ın oy birliği ile aldığı bir karardır. Dolayısıyla genel başkanımızın bir koltuk sevdası hiç olmadı. Onu da kendisi söylüyor. Diyor ki ben gelecek nesillere, sevgiyi, hoş görüyü, barışı ve huzuru miras bırakmak istiyorum. Ben koltukta umurum olmaz. Ama esası 84 milyonun sevgi ortamında yaşamasıdır diyor. Bu çok kıymetli bir şey. Eğer bunları düşünmese zaten farklı adımlar atar. Ama ben genel başkanımızın bu konudaki yöneliminden hiçbir kuşkum yok. Geçmişte tüyü bitmemiş yetimlerin hakkının peşkeş çekildiği süreç açığa çıkacak. Hani beşli çete var ya, her ihaleyi alan beşli çete. Onlar mutlaka hesabını verecekler. O köprülerden, havaalanlarından ve tünellerden dolar üzerinden geçişin altına imza atanlar mutlaka bunun hesabını verecekler. Bunun hesabını yargı önünde, yargıç önünde hesabını verecekler. Onlar ile helalleşme yok. Onlar ile helalleşme kararını verecek olan yargıdır.

ÖNCE CUMHUR İTTİFAKI CUMHURBAŞKANI ADAYINI BELİRLESİN DE… 

Bir diğer önemli konuya geçelim; Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde adaylığa bakışınız nasıl? Mutlaka bir takım görüşmeler var. Beliren isimler var mı?

Şimdi öncelikle şunu söyleyeyim Mehmet Bey samimi olarak söylüyorum: bizim şu anda Cumhurbaşkanı adayı kim olacak tartışması ne parti içerisinde ne de ittifak partileri içerisinde böyle bir gündemimiz yok, tartışmamız yok. Bu günden ve tartışma Cumhur İttifakı’nın ortaya attığı bir tartışma. Bizi bölebilmek için hamle üzerine hamle yapıyorlar. Bu isim, aday üzerinden bu işi yapabiliriz kaygısına düştüler. Ben de Cumhur İttifakı kendi cumhurbaşkanı adayını belirlesin. Çünkü Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın aday olma ihtimali hukuken de yok siyaseten de olacağını zannetmiyorum.

ERDOĞAN’IN MEYDANLARA ÇIKIP SEÇİM KAMPANYASI YÜRÜTEBİLECEĞİNİ SANMIYORUM

Erken seçim olduğu taktirde…

Erken seçim olduğu taktirde de ben kendisi Allah uzun ömürler versin. Ben hiç kimsenin sağlığı ile sıkıntı yaşamasını istemem ama. Ben sağlık açısından da meydanlara çıkıp bir seçim kampanyası yürütebileceğini düşünmüyorum. Bu benim kişisel düşüncem. Cumhur İttifakı kendi adayını bulmanın derdine düşsün. Seçim tarihi açıklanırsa, karar alındığından 2.gün Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı ilkeler belirlendiği için, aday onun üzerinde sadece bir sembol olacak. Esası; bir, sarayda oturmayacak, cumhurbaşkanı Çankaya Köşkü’nde oturacak. İki, liyakate önem verecek. Üç, 84 milyonu kucaklayan bir yaklaşımı olacak. Bir siyasi partinin genel başkanlığını yapmayacak. Bu ilkeler, birçok ilkesi var, bir mutabakatımız söz konusu. Benim gönlümden geçen, tabii ki bunların hepsini bir arada tutabilecek genel başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’dur. Ama Millet İttifakı bileşenleri ve halkın eğilimi bizim adayımızın kim olacağına onlar verecek. CHP içerisinde bir adaylık tartışması yok. Nedeni şudur. Genel başkanımız ben adayım dediği taktirde, hayır ben aday olacağım demez. Genel başkanımız daha önce cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda da tavrını açık konmuştur. Parti içerisinde de kendisine rakip olarak, defalarca karşısına aday olarak çıkmış birini, aday gösterebilecek kadar Türkiye sevdalısı biridir. Yani böyle bir derdi yok. Ama Millet İttifakı, bu konuda bugüne kadar gerçekten birlikteliğini aday üzerinden şekillendirmiyor. Bundan sonra da şekillendirmez. Size bir örnekle bunu anlatmak istiyorum. Nihat Yeşil. Ankara Milletvekili. 8 yıl cezaevinde yattı. Sosyalist bir örgütün üyeliği, sekiz yıl. Bu arkadaşımız İyi Parti’ye geçti. İyi Parti’nin seçime girmesi için ağlayarak oraya geçti. Yani bizim geldiğimiz nokta şudur. sekiz yıl cezaevinde yatmış, birbiri ile mücadele etmiş, hem ideolojik hem filli olarak birbiri ile mücadele etmiş insanlar, bu ülkenin geleceğini düşündüğü için, tereddütsüz başka bir adımı, genel başkanımızın çizdiği rota doğrusunda atabilir. Bunu yaptıran genel başkanımız. Dolayısı ile eğer bu ülkenin geleceği tehlikedeyse, Cumhuriyetin geleceği, ve bunun için de CHP’nin genel başkanından en sade üyesine kadar fedakarlık yapması gerekiyorsa, bu ülke için bu sevda için hiç gözünü kırpmadan fedakarlık yapar. Ben böyle bir tartışmanın Millet İttifakı’nda olmadığını düşünüyorum. Bu samimi duygum. Gizleyen bir yan değil. Birçok isimler ortaya atılıyor. İttifakı yarmak için. Partiyi kendi içinden yarıştırmak için bunları deniyorlar ama. Bunların hepsi duvara çarpıp geri dönüyor.

KHK PLATFORMLARI DİYORLAR MAĞDUR DEMİYORLAR KENDİLERİNE 

CHP olarak KHK’lilerle buluşmayı sürdürüyor, raporlar hazırlıyorsunuz. Hukuki olarak nereye varacak bu çabalarınız?

Öncelikle şunu söyleyeyim. “Kanun hükmünde kararname platformları” deniyor. “Mağdur” demiyorlar kendilerine. Biz de onlar kendilerini nasıl adlandırırlarsa biz de öyle hitap ediyoruz. Şimdi 15 Temmuz günü bizim parti meclisi toplantımız vardı. Ben de parti meclisi üyesiydim. Belediye başkanlarımız da vardı. Milletvekillerimiz de vardı. Aynı günün akşamı İncek’te bir yerde akşam yemeği yiyorduk. Bunu tam olayı anlatayım ki bilinsin. Gece saat 22.00 sıralarında benim yeğenim aradı, Ulaş. Kırşehir’in bir köyündelermiş. “Amca darbe olmuş.” dedi. “Nereden çıkartıyorsun?” dedim. Dedi ki “jandarma geldi, düğünü iptal etti.” Ben gerçekten eniştemden değil, yeğenimden samimi olarak öğrendim. O saatte ben, orada etrafımızdaki basından arkadaşlar da vardı, herkes aradı, sordu, yok böyle bir şey. Yarım saat sonra havada uçaklar uçmaya başladı. O zaman biz anladık ki bir hareketlilik var. Ben hemen CHP genel merkezine gittim. 7. Katta odam vardı. Oraya oturdum. Ve orada milletvekili arkadaşlarımız geldi. Partinin tüm ışıklarını yaktık. Çünkü uçaklar belirli yerleri bombalıyordu. Çatışmalar çıkmıştı. Orada genel başkanımız Ankara’dan İstanbul’a gidiyordu. Uçaktaydı, ulaşamadık. Milletvekili arkadaşlarımız, ben o zaman milletvekili değildim, milletvekili arkadaşlarımız, hızla genel başkanımız uçaktan iner inmez bir talimat geldi, meclise gittiler. Biz o gün genel merkezde, bir parti meclis üyesi Özkan Yıldız, Prof. Dr., o vardı. Veli Özdemir diye genel başkanımızın danışmanı biz genel merkezde kaldık. Gece sabah saat 04.00 sıralarında eve gidip üstümüzü değiştirmek için gidiyorduk. Genelkurmay kavşağından geçerken kurşunların altından zor geçtik. Bilmiyorduk öyle bir şey olduğunu. 16 Temmuz sabahından itibaren genel merkezde o odamız açık olmaya başladı. Çünkü biz 12 Eylül’ü yaşamıştık. 12 Eylül’den sonra birçok masum insan zindanlara atılmıştı, katledilmişti, işkenceden geçirilmişti, mağdur edilmişti. 20 Temmuz OHAL darbesi gerçek anlamda darbe yapıldığında kanun hükmünde kararnamelerle ülke yönetilmeye başlandığında, genel başkanımız bir talimat verdi. Bir komisyon kurulmalı ve bu komisyon partiye gelen il ve ilçelere gelen insanlarla görüşmeli. Ayrıştırmalıyız. Mağdur edilen ve hiçbir suçu olmayan insanlar ayrıştırılmalı. Biz insanları dinlemeliyiz diye. Çünkü genel merkezi aramaya başlamışlardı. Ben o 15 Temmuz gecesi oturduğum odada, 20 Temmuz 2016’dan sonra o komisyonun bir üyesiydim. Bülent Tezcan komisyon başkanıydı.

25 BİN KİŞİYLE YÜZ YÜZE GÖRÜŞTÜK, 70 BİN KHK’LIN DOSYASINI İNCELEDİK

Görüşmeleri o genel başkan yardımcısı ve milletvekili olduğu için parlamentodaydı. Görüşmeleri ben devam ettirdim. Mehmet Bey, 25 bin kişi ile yüz yüze görüştüm. 70 bin kişinin dosyasını birebir inceledim. Geçenlerde bizimle birlikte KHK buluşmalarına giden şoför arkadaşımız var, İsmail Aydın. Dedi ki siz o görüşmeleri yaparken ben danışmadaydım. Bir günde saydım, bir günde 1000 kişi gelmişti. Şimdi Veysel Amca diye birini bilirsiniz, Rizeli. Oğlu şu anda müebbet hapis almış, yatıyor. Onlar, askeri öğrencilerin aileleri, Adalet ve Kalkınma Partisi’ne gelmişlerdi Ağustos ayında. Ağustos ayında Adalet ve Kalkınma Partisi genel merkez önünde, bunların hepsi Ak Partili, onlar gaz bombaları ile, coplarla, tazyikli suyla püskürtülmüşler. Can havli ile CHP’nin önüne gelmişler. Geldiklerinde ben çıktım. Baktım ki insanlar sırılsıklam, ağlıyorlar. Onları içeri aldım, parti meclisi salonuna aldım. Önce bir çorba, daha sonra çay ikram ettim. O Veysel Amca, durduramıyorum, “benim partimde benim paramla yapılan genel merkezde bana bu yapıldı” diye feryat figan ediyordu. O gün bugündür biz KHK ile mesleğinden ihraç edilen, cezaevinde işkenceye tabi tutulan insanlarla ilgilenmeye başladık. Hiçbir zaman da bunlarla bağımız kesilmedi. Bu süreç devam ederken hiç unutmuyorum, bir karı koca öğretmen geldi bana. Kadın hamile. Adı Hatice idi. Çocuğunun adı Zeynep, hamileydi. Çok ağlıyordu. Ben dedim ki rahmetli babam da bilirdi öyle bakardı. Dedim ki: “bak hoca hanım, kız çocukları hassas olur. Sen ağlıyorsun. Anne karnında olsa da o çocuk bundan etkilenir. Kızı üzme” dedim. Durdu dedi ki: “Ama Yıldırım Bey benim çocuğumun cinsiyeti daha belli değil ki” dedi. Dedim ki: “çocuğun kız, adı da Zeynep olacak.” Daha sonra aylar geçti. İzmir’de bunların yiyecek ekmekleri yok. Hastaneye gidecek paraları yok. Karı koca ikisi de öğretmen. Doğum yapabilecekleri bir hastane yok. SSK’ları da yok. Bunun özel bir hastanede doğumu için o dönemin Konak Belediye Başkanı’ndan rica ettim. Onun doğumu gerçekleşti. Çocuk şimdi ilkokul 1. sınıfa başladı. Bana arada fotoğrafı geliyor. “Yıldırım dede” diyor. Şimdi, anne karnındaki çocuk okula başladı, ben onlarla ilişkimi kesmedim. İkinci bir olay; odam tıklım tıklım dolu. Bir çocuk ağlıyor. 60 günlükmüş. Bir erkek var yanında. Anne baba olduğu belli yaşlarından. Ama ağıttan hiç durmuyor.

ÇOÇUĞUNU EMZİRMESİ LAZIM AMA EMNİYET İZİN VERMİYOR

Çocuk geldi dedim ki: “Dur bir dakika. Ver şu bebeği bana” dedim. Kucağıma aldım ağıtı kesti. Dedim ki: “anlatın bakalım derdiniz ne?” Dediler ki: “Bunun annesi öğretmen. Şu an Ankara Emniyeti’nde işkencede. Çocuğu emzirmesi lazım, anne sütü alması lazım. Fakat emniyet buna anne sütünü vermiyor.” O gün de Salı günü. Grup toplantımız var. Ben genel başkanımızı aradım. Anlatırken ağlamaya başlamışım. Genel başkan bana dedi ki: “Telefonu kapat, beş dakika sonra ara” dedi. Ben telefonu kapattım. Ağıtım durdu, 5 dakika sonra aradım. Bana dedi ki genel başkanımız: “Buyur şimdi anlat.” dedi. Bu çocuğun durumunu anlattım genel başkanımıza. Genel başkanımız grup toplantısında bunu dillendirdi. Ankara Emniyeti’nde çocuk anne sütü ile buluştu. Şimdi bunlar öyle zulüm ediyorlar ki, 61 günlük çocukmuş, çocuk da Trabzonlu imiş. Tam plakasının olduğu gün. Şimdi bunların hiçbiri darbe ile uzaktan yakından ilgisi olmayan, devletin olanakları ile açılmış okullara çocuğuna gönderenler, bunlar devletin aidatını ödediği sendikaya üye olanlar. Bu tür binlerce insan var. 152 bin insan işinden, ekmeğinden, aşından oldu. Biz bu toplantılarımızı genel merkezde dinlemeden sonra şöyle bir iş yaptık. Tüm il örgütlerimize dedik ki: “Kapılarınızı açın. İnsanları dinleyin.” Haziran’da milletvekili oldum. Bu alan ile ilgilendim. Daha sonra eğitim politikalarından sorumlu genel başkan yardımcısı olduğum için, insan haklarından sorumlu arkadaşımız yürüttü. Şimdi de genel başkanımızın talimatıyla 8 aydır devam eden, KHK platformları ile toplantı yapıyoruz. Bu toplantılarımızda herkesi dinliyoruz. En son Konya’da dinlediğimiz bir kadın arkadaşımız. Bakın bu çok ilginçtir. Geçen hafta Adalet ve Kalkınma Partisi şehit üzerinden siyaset yaptı ya, 2009’da Van’da PKK tarafından katledilen bir askerin eşi, şehit eşi.

ŞEHİT EŞİNE ‘ÇOÇUĞUN FETÖ OKULUNA GİTTİ’ DİYE 6 YIL 3 AY CEZA VERDİLER  

Konya’da Şehit Aileleri Derneği’ne gider. Çocuğu var. Çocuğunun okula başlaması gerekir. Şehit Aileleri Derneği orada bir özel okula yazdırırlar çocuğu. Daha sonra gün olur, devran döner. 20 Temmuz OHAL darbesi olur. Bu darbeden sonra bu kadın arkadaşımız laboranttır bir hastanede. “Sen çocuğunu FETÖ’nün okuluna gönderdin”, deyimleri onların, diyerek bu kadını meslekten ihraç ederler. Yetmez. Tek suçu şehit eşi olmak. Çocuğun suçu şehit çocuğu olmak. Şehit ailelerinin gönderdiği bir okula gitmek. Bununla yetmez 6 yıl 3 ay hapis cezası alır. Bunu Konya’da anlattı. Şimdi Allah aşkına, nerede şehit? Nerede şehide sahip çıkma? Nerede adalet? Nerede vicdan? Bu örnekleri o kadar çoğaltabilirim ki! Bir doktor Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nde Tıp Fakültesi’nde okuyor. Bu doktor işinden oluyor Diyarbakır’da. Doktora söyledikleri nedir biliyor musunuz? Elazığ Üniversitesi’nde okumuş, Elazığ Tıp Fakültesi’nde okumuş, orada ağabeylerin ablaların eğitimine gitmiş, yurdunda kalmış. Suçlama bu. Ama bu vatandaş Sivas Cumhuriyet Üniversitesi’nde okumuş, belgeler orada, diploma orada. Elazığ ile hiçbir bağlantısı yok. Bir son örnek daha vereyim: Eskişehir’de bir öğretmen çıktı, kendini anlatıyor. Dedi ki: “6-3 ceza aldım.” Ben dedim ki: “6-3 ne?” “6 yıl, 3 ay.” 6-3 diye tarif ediyorlar kısaltılmış şekliyle. “Peki neden aldın?” dedik. Dedi ki: “Çocuğumu”, onun tabiriyle söylüyorum, “FETÖ’nün okuluna göndermedim.” “Peki” dedim “ne oldu bundan dolayı?” Dedi ki: “ilginç olan şu:” Hakim buna sormuş, “son sözünü söyle.” Hakime demiş ki: “hakim bey ben hayatta evlenmedim, meşru ya da gayrı meşru çocuğum da yok. Bana olmayan çocuğumu getirin, olmayan eşimi getirin, 50 yıl ceza verin.

KHK’LILAR ‘BİZ SUÇLU DEĞİLİZ AF İSTEMİYORUZ ADİL YARGILANMA İSTİYORUZ’ DİYOR

Eşi yok, çocuğu yok. Meşru ya da gayrı meşru çocuğu da olmamış. Süreç budur. Adil bir yargılamanın olmadığı açıktı. Tamamen kin ve nefret üzerine 15 Temmuz’dan önce hazırladıkları ihraç listeleri var. Hakimler, savcılar, öğretmenler, polisler.. Bunların tamamında böyle bir tablo var. Bunların içerisinde beraat etmiş, takipsizlik kararı almış, hiçbir hukuki yanı kalmamış ama mesleğine başlatılmayan binlerce insan var. Ayrıca mahkeme kararları da biraz önce saydığım 3 örnek sanırım bunların adil bir mahkeme olmadığı, adil bir yargılama olmadığı ispata yetecek niteliktedir. Böylesi yargılamaların da hukuken mümkün olmadığı, doğru olmadığını belirtiyoruz. Bizim yapacağımız şu, genel başkanımızın söylediği. Hakkında herhangi bir soruşturma açılmamış ya da soruşturma açılmış takipsizlik kararı verilmiş, beraat kararı verilmiş ne kadar insan varsa geriye dönük haklarını alarak göreve iade edilecek. Bunun dışında yeniden yargılama talebi eden ve adil bir yargılama olanağı sunduğumuz sunacağımız, saraydan talimat ile karar veren hakimler ve savcılar değil, vicdanıyla adalet duygusu ile karar verecek hakimlerin yeniden yargılama talebini gündeme alıp dosyalarını açıp, yeniden yargılama yapılarak, orada gerçekten suç unsuru varsa suçlu varsa cezasını çeker. Çekmişse zaten çekmiştir biter. Ama onun dışındakiler de geriye dönük haklarını alma koşulu ile görevlerine iade edilir. Burada biz KHK ile işinden ekmeğinden olanların söyledikleri şu. Biz suçlu değiliz. Af istemiyoruz. Adil yargılama hakkımızı istiyoruz. Burada bir şeyi de açmama izin verin. Anayasa Mahkemesi, barış akademisyenleri ile ilgili bir karar verdi. Daha sonra yerel mahkeme 10 gün içerisinde yeniden yargılamayı yaptı bunları beraat ettirdi. Ama nedense OHAL komisyonu tarafından bunlar görevlerine iade edilmedi, ret kararı verildi. Şimdi bu KHK ile işlerinden atılanlar bazen şunu diyor. Yeniden yargılanacağı yıllar geçer. Hayır, 10 gün içerisinde bu mahkemeler yeniden adil bir yargılama yapabilir. Bugün bile mümkündür. Önemli olan burada siyasi bir irade, adil yargılanma hakkının önünü açacak. Adalet Bakanlığı’na verilen bir dilekçe ile bu yargılamalar yeniden hızla yapılır. Oyalama süreçleri tamamen biter. Bizim KHK ile işinden atılanlar konusunda izlediğimiz politika budur.

CHP, KHK konusuna 15 Temmuz mu yoksa adalet parantezinden mi bakıyor? Ukrayna örneğinde olduğu gibi belki tek KHK ile adalete dönüş mümkün olacak mı? CHP söylediğinin arkasında durabilecek mi iktidar olduğu takdirde?

Şimdi iktidar olduğu takdirde lafı muğlak bir laf. Geliyor gelmekte olan. İktidar olacağız. Orada bir şüpheniz olmasın. Bakın, genel başkanımızın helalleşmede altını çizdiği, “mahkemelerde süründürülen askerlerimiz ve aileleri ile helalleşeceğiz.” Mahkemelerde süründürülen askerler var. Bir günlük asker sabah er olarak başlamış, akşam 15 Temmuz olmuş ve bu 17 yıl ceza almış. Şimdi böyle bir şey var mı? Daha sabah anasının eline yaktığı kınalı, anasının kınalı kuzusu. Elindeki kınayla duruyor. Şimdi çok açık ve net. Bu bizim, benim söylemim değil, genel başkanımızın söylemi. Hakkında hiçbir idari soruşturma olmayan ya da idari soruşturma geçirmiş ama beraat etmiş olanların tamamı geriye dönük haklarını alarak görevleri iade edilecek. Buna biz hukuk temelinde bakıyoruz, adalet temelinde bakıyoruz. Böyle bir uygulama olamaz, birinci iş bu. İkincisi, mutlaka yeniden yargılanma hakkı diye bir hukuki bir terim var. Yeniden yargılanma talep edenler yeniden yargılanacaklar ama yargılama sarayın talimatı ile karar veren hakimler tarafından yapılmayacak. Hukuk temelinde, anayasa temelinde, insan hakları temelinde adil bir yargılama yapıldıktan sonra onun kararını mahkemeler verecek. Onun sonucunda da beraat etmiş olanlar tamamen geriye dönük haklarını alarak görevlerine iade edilecek. Bu 15 Temmuz çerçevesinde bakılan bir iş değil, 20 Temmuz OHAL kapsamında kanun hükmünde kararname ile, yargı kararı olmadan bu uygulamayı yapanlardır. Eğer şunlarla da hesaplaşacağız, şimdi bazı himmet parası toplayıp, şuanda da genel başkan yardımcısı olan, belediye başkanı olan, milletvekili olan, bakan olanlar Bank Asya’nın kurdelesini kesenlerle, Bank Asya’ya para yatıranları ya da Zaman Gazetesi’ni okuyanla, Zaman Gazetesi’nde yazı yazanı baş tacı yapacaksın, genel yayın yönetmenini ama gazeteyi okudu diye mesleğinde ihraç edeceksin. Şimdi bunun neresinde hak, adalet var?

‘ANNE BABAMIZ CELLADIMIZA AŞIK’ DİYE AĞLAYANLAR GÖRDÜM

Şimdi ben sendikacıyım. Asla devlet güdümlü, hükümet güdümlü sendikaları kabul etmem ama “Aktifsen” diye bir sendika vardı. Bu sendika kurulmuş. Kimin zamanında? AK Parti zamanında. Peki üye aidatlarını kim vermiş? Devlet vermiş. Peki kardeşim sen sendikanın kurulmasına izin vermişsin, üye aidatını da sen ödemişsin. Daha sonra bir öğretmeni bu sendikaya üye olduğu için ihraç ediyorsun. Böyle bir şey var mı? Benim gibi düşünmüyor olabilir. Sendikacılık da yapmamış olabilir. Böyle bir sendikanın işlevi de olmayabilir, bu ayrı bir tartışma konusu ama bunu yapmaya hiç kimsenin hakkı yok. Genel başkanımızın sözü sözdür. İktidar olacağız, iktidar olduğumuzda da bize oy versinler vermesinler altını çiziyorum, 2017 referandumunda bu tek adam rejimine oy verenlerin büyük bir bölümü, ben yakından tanıyorum, gelip bana ağladıklarını da biliyorum. Ne yapalım? Biz ihraç olduğumuzu bile annemize, babamıza söyleyemedik. Dolayısıyla annemiz ve babamız bizim celladımıza aşık oldu diye ağlayanlar vardı. Çok açık bir şekilde aileler, çocuklarının celladına aşık oldular, oy verdiler. O 2017 oylarını verdiler yetmedi, 2018 24 Haziran’ında da oy verdiler. Ama biz diyoruz ki, ne yaparlarsa yapsınlar. Hangi kaygıyla oy vermiş olurlarsa olsunlar, biz bugün Ak Parti’ye oy veren, Milliyetçi Hareket Partisi’ne oy veren, Cumhur İttifakı’na yol veren ve oy verenleri “siz oraya oy verdiniz” diye dışlamayacağız. Biz meseleye oy meselesi olarak bakmıyoruz, biz vicdan meselesi olarak bakıyoruz ve bu vicdanımız adalet duygusuyla kendisini besleyecektir. Bu adalet duygusuyla hareket edeceğiz. Bu genel başkanımızın talimatıdır. İnsan haklarından sorumlu genel başkan yardımcımız Gülizar Biçer Karaca; sosyal politikalardan sorumlu genel başkan yardımcımız, aynı zamanda damdan düşen Yüksel Taşkın, profesör, Barış Akademisyeni; Turan Aydoğan İstanbul Milletvekilimiz; Cihangir İslam, o da damdan düşen Barış Akademisyeni…

BU KARDEŞİNİZ DE HAPİS YATTI, SİZİN DERDİNİZ BİZİM DERDİMİZ 

Kanun hükmünde kararname mağduru…

Bunu genel başkanımızın talimatıyla yürütüyoruz. Hiçbirimizin kişisel söylemi değildir. Söylediğimiz her şey genel başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun talimatıyla söylenenlerdir. Hiç kimse umutsuzluğa kapılmasın. Umutsuzluğa kapıldığımızda dinsiz şeytan oluruz. Biz haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan olmadık, olmayacağız. Genel başkanımız bize hep öğüdü şudur: “Haksızlığı nerede görürseniz görün, kim yaparsa yapsın, karşısında susmayın. Susarsanız dilsiz şeytan olursunuz” der. Bu Hz. Ali’nin öğretisidir. Dolayısıyla biz umutsuzluğa yer yok bizim dünyamızda. KHK’lılar, bu kardeşiniz 12 Eylül askeri faşist darbesinde cezaevinde yattı, işkence gördü, öğretmenlikten uzaklaştırıldı, sürgün oldu. Her türlü eziyeti gördü. Şuanda 41 yaşında olan çocuğu 6 aylıkken bu kardeşiniz cezaevinde yattı. Ama bu kardeşiniz şimdi öğretmen, şimdi milletvekili. Öğretmenlik yaptım, milletvekilliği yaptım. Sizin derdiniz bizim derdimizdir. Biz 12 Eylül askeri faşist darbesinde damdan düştük. Neler yaşadığımızı, çocuklarımızın, eşlerimizin, ailelerimizin neler yaşadığını gördük. Siz de lütfen susmayın, haykırın, bizim toplantılarımız Samsun ve Ankara ile nihayete erecek. Bu toplantılarda elde ettiğimiz belge ve bilgileri bir rapor halinde genel başkanımıza sunacağız. Oradaki haksızlığa uğrayanların da hakkını arayabilecekleri mekanizmaların açılması konusunda her türlü desteği vereceğiz. Oy, sizin vicdanınızla sandık arasındadır. Ona hiç kimse karışamaz ama biz kendi vicdanımızı ve kendi adalet duygumuzu rahatlatmak için bu mücadeleyi veriyoruz, vermeye de devam edeceğiz. Siz sussanız da, konuşmasanız da, siz işinizi takip etmeseniz de biz bu süreci takip edeceğiz. Çünkü genel başkanımızın talimatı budur.

CHP Milletvekili Yıldırım Kaya ile yapılan söyleşiyi izlemek için yukarıdaki linke tıklayınız.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram