Çakırözer: Basın kartı basın mensupları üzerinde tehdit oldu 

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, geçtiğimiz hafta gazetecilerin yoğun tepsine neden olan ve hiçbir açıklama yapılmadan aralarında Evrensel,  BirGün ve Cumhuriyet çalışanlarının ve

EYLEM YILMAZ 27 Ocak 2020 Genel

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı, geçtiğimiz hafta gazetecilerin yoğun tepsine neden olan ve hiçbir açıklama yapılmadan aralarında Evrensel,  BirGün ve Cumhuriyet çalışanlarının ve sendika yöneticilerinin de bulunduğu çok sayıda gazetecinin sarı basın kartını iptali işleminde geri adım attı. 

İletişim Başkanlığı’nın sarı kartları yeniden kullanıma açtığı yenilenmiş turkuaz renk kartların ne zaman iade edileceği ise hâlâ merak konusu.  

Türkiye’de gazetecilerin taşıdığı sarı basın kartının temini konusu yıllardır tartışılan başlıklardan biridir. Gazeteciler karta 2015 yılına kadar daha kolay ulaşabiliyorken, 2015’te Basın Kartı Yönetmeliğinde yapılan değişikliklerle kartı almak zorlaştı. Basın Kartı Komisyonu’nun yapısında yapılan değişiklik ile komisyonda yer alan meslek örgütlerinin temsilci sayıları düşürüldü ve 2018 yılında Basın Kartı Yönetmeliğinde bir kez daha değişikliğe gidilerek meslek örgütü temsilcileri komisyondan tamamen çıkartıldı. 

2019 yılında sarı basın kartı Cumhurbaşkanlığı’nın kullandığı turkuaz rengine çevrildi ve tüm kartların yenilenmesi için başvuru yapılması istendi. Aradan geçen bir yıl içinde yüzlerce gazetecinin kartı yenilenmedi. Bu uzun sürenin ardından eski kartlarını kullanabilen gazetecilerin basın kartlarının ise Perşembe günü itibariyle iptal edildiYüzlerce gazetecinin basın kartlarının hiçbir açıklama yapılmadan iptal edilmesi gazetecilerin tepkisine neden oldu. Kartı iptal edilen gazeteciler arasında sürekli basın kartı taşıyanlardan meslek örgütü temsilcilerine, yerel medya çalışanlarına kadar yüzlerce gazeteci bulunuyordu. 

Eski bir gazeteci, bugün Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) milletvekili Utku Çakırözer’le kart iptallerini ve sendikalaşma ile ilgili tartışmaları konuştuk. Çakırözer’e göre bu kart iptalleri “basına bir darbe.” Yapılan düzenlemeleri hatırlattığımızda ise Utku Çakırözer değişiklikleri; “Basın kartı işlemi prosedürle ilgili ama öyle bir hale gelmiş ki verilişi dahi basın mensupları üzerinde tehdit haline getirildi” diye yorumladı.  

Söz Utku Çakırözer’de… 

Evrensel gazetesinde çalışanların, sendika temsilcilerinin ve daha birçok kuruluştan yüzlerce gazetecinin basın kartları hiçbir açıklama yapılmadan iptal edildi. Siz bu iptalleri nasıl değerliyorsunuz? 

Bu iptalleri Evrensel gazetesinin manşetinden öğrendik. Genel yayın yönetmeni dahil tüm çalışanların basın kartı iptal edilmiş. Sadece Evrensel değil, Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı’nın kartı iptal edilmiş. Diyarbakır’da yine bir arkadaşımızın iptal edilmiş. Böyle daha birçok arkadaşımızın, BirGün’den, Cumhuriyet’ten arkadaşlarımızın basın kartları iptal edilmiş. Yüzlerce arkadaşımızın kartı iptal… Bunun açıklaması bence çok basit; basın özgürlüğüne yeni bir darbe, bir kısıtlamadır.  

‘Eski basın kartları değişecek’ dendi ve bir yıldır kartlar değişecek diye bekleniyordu. Bu gazeteciler öğreniyor ki eski kartları doğal olarak iptal ama yeni kartları da kendilerine bir türlü verilmiyor. Bu basın kartına ihtiyacı olan gazetecilerin işlerini yapamaması anlamına geliyor. Örneğin ben biliyorum, Meclis’e gelen bir muhabir arkadaşımız orada kartının iptal olduğunu öğrendi. Bir yıldır güvenlik soruşturması bekleniyor. Neyi soruşturuyorlar o da belli değil. Bu arkadaşımız basın kartı olmadığı için Meclis’e giremedi doğal olarak. Bir de şöyle oluyor, Evrensel’de de birçok çalışanın kartı iptal edildi ama kartını alan da oldu. Neye göre oluyor? Bir kere insanları bu kadar uzun süre bekletemezsiniz. Bu insanları kendi kurumunuza almıyorsunuz ki güvenlik soruşturması açıyorsunuz. Basın kartı işlemi prosedürle ilgili ama öyle bir hale gelmiş ki verilişi dahi basın mensupları üzerinde tehdit haline getirildi. Biz buna karşıyız, doğru kabul etmiyoruz. 

Basın kartlarıyla ilgili yasal düzenlemelerin bir kronolojisini çıkardım. İlk önce 2015’de Basın Kartı Yönetmeliği’ne yapılan değişiklikle kart almak zorlaştırıldı, Basın Kartı Komisyonu’nda da meslek örgütü temsilcilerinin sayısı azaltıldı. Son olarak 2018’de meslek örgütleri temsilcileri Komisyon’dan tamamen çıkarıldılar. Sizce niçin böyle değişikliklere gereksinim duyuldu? 

Tek adam yönetimine geçişle birlikte geçen yılda bir değişiklik yapıldı sanıyorum ve basın kartının verilişi zorlaştırıldı. Birçok koşul öne sürülerek iptal yolu açıldı. Bu gerekçelerle ilk etapta 635 gazetecinin basın kartı iptal edildi. Sizin de belirttiğiniz gibi Basın Kartı Komisyonu’ndan meslek örgütleri çıkarıldı ve şu anki yapı iktidara yakın Turkuaz Medya Grubu’nın bazı çalışanları, Anadolu Ajansı’nın ve TRT’nin çalışanlarından ibaret. Tamamen iktidara yakın kuruluşlardan oluşan bir heyet oldu. Bu Basın Kartı  Komisyonu’nun da gazetecilerin ekmeğiyle oynamamaları lazım. Şu anda yapılan resmen gazetecilerin ekmeğiyle oynamak. Onun da ötesinde halkın haber alma hakkını da halkın elinden alıyorsunuz. Bu gazeteciler gerçekleri insanlar bilsin, gerçekleri öğrensin diye haber yapıyorlar.  

Siz göre buradaki temel neden, halkın alternatif mecralardan haber alma hakkının elinden alınması mı?

Evet. Basını susturmak, sesini kısmak, kesmek; amaçlanan bunlar tabi doğal olarak. Bazen bazı açıklamalar yapıyorlar biliyorsunuz; “Basın özgürdür, hürdür” diye. Geçekten basının özgür olduğuna inanıyorlarsa o zaman derhal basın kartları bu çalışanlara verilmelidir. Ama Evrensel’in Genel Yayın Yönetmeni söylemiş, kimseye ulaşamıyorlar ve devletin bu konudaki yetkili bürokratının normalde işinin bu soruları yanıtlamak olması lazım. Ben de aradım, bana da dönülmedi.  

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nı mı aradınız? 

Evet. İptalleri birkaç gün önce duymuştum, doğru mu değil mi diye sormak istedim. Bana dönen olmadı. Evrensel’in kendisine de dönülmüyor. Basın kartı iptal edilen muhabirler arıyorlar Sayın Fahrettin Altun’u, diğer bürokratları ama hiçbiri yanıt vermiyor. Böyle bir şey de görülmüş şey değil. 

Peki, bu yanıtsızlığı nasıl yorumluyor, neye bağlıyorsunuz? 

Yaptıkları uygulamayı nasıl anlatacaklar? Bir taraftan demokrasi diyeceğiz diğer taraftan gazetecilerin basın kartını iptal edeceğiz. Belki anlatamayacakları için geri dönülmüyor. Bu doğru değil. Hukuk devletinde böyle bir şey olmaz. Bir karar alıyorsanız gerekçesini açıklamanız lazım. Gerekçesini açıklayamayacağınız kararları da almamanız lazım. Bundan bir an önce vazgeçilsin. 

Uluslararası uygulamalarda basın kartları meslek örgütlerince veriliyor. Sizce basın kartları devlet onayı ile mi yoksa meslek örgütlerinin onayı ile mi verilmelidir? 

Basın kartlarını devlet verilmemelidir. Doğrusu birçok ülkede olduğu gibi meslek örgütleri vermelidir. Böylece gazetecilerle meslek örgütleri arasındaki ilişki güçlenir ve devletle gazeteci arasında böyle verme-alma-iptal etme gibi bir ilişki de ortadan kalkar. Bence meslek örgütlerinden oluşan bir komisyon vermelidir, doğrusu budur. 

Bu noktada meslek örgütlerinin durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce nasıl bir formül bulunabilir? 

İlgili kamu kurumlarının bunu kabul etmesi lazım. Meslek örgütleri birleşirler. Evet, şu anda birçok meslek örgütü var ve bazen birbirlerine ters düşüyorlar vesaire ama böyle bir karar alınırsa her biri sürekli değişen beş heyet verecektir, böyle bir karar alınır. Hükümette bunu kabul ederse ki Batı’da kabul ediliyor… Aslında bunu hükümetin kendisi demesi gerekir, talep eder ve ona göre akreditasyonlarını yaparlar. Devletin, “Ben bu basın kartı işinden elimi çekmeliyim, bu iş meslek örgütlerinin işi onlar karar versin” demeli. 

Burada eğer gazeteci yanlış bilgi verip, yanlış haber yaparsa hukuk süreçleri yine işleyecektir. Gazetecilik ilkelerinin, etik ilkelerin dışına çıkmış bir gazetecinin de en büyük eleştirini, en büyük yaptırımını uygulayan yine meslek örgütleri olacaktır. Keşke böyle olabilse… 

Keşke… Bir de gazetecilerin çalıştıkları kurumlarda sendikalaşması sorunu var. En son Artı TV’den işten çıkarılan bir meslektaşımızın açıklamalarıyla konu tekrar gündeme gelmiş oldu. Siz bu tartışmaları nasıl değerlendirirsiniz? Bu alandaki engeller nedir, nasıl kaldırılır?  

Biliyorsunuz Türkiye Avrupa Birliği’ne aday olan bir üye. Tüm çalışanların sendikalı olması konusunda genel bir ilke var. O yüzden Avrupa Birliği üyesi ülkelerde sendikalar çok güçlü. Bence bu üyelik reformları kapsamında çalışma hayatı başlığı bir an önce ele alınmalıdır. Bu yüzden buna bakışım sadece gazetecilik için değil, tüm çalışanların sendikalı olarak çalışmasıdır. Bunun bir parçası olarak tabi tüm gazetecilerin sendikalı olmasında büyük bir fayda var. Bunu AB uyum sürecinde bütün sektörlere getirilmesi gereken bir karar olarak uygulanması lazım. İşveren doğal olarak sendika istemiyor. Kendisine sıkıntı olacağını düşünüyor. Emekçilerin hakkını almasıyla o iş yerinde daha verimli, daha huzurlu bir çalışma ortamından da işveren kazançlı çıkar. Keşke bu, bu şekilde anlatılabilse… O yüzden ben en uygun yolun Avrupa Birliği süreci kullanılarak, bir an önce kullanılmasının olduğunu düşünüyorum. Çünkü sendikal hayat hep geriye atılıyor. Şu anda sendikalaşma çok fazla olmadığı için çalışanların sendika üzerinde de bir yaptırımı olamıyor. 

Bunun alternatif medyada tartışma konusu olması sorunlu değil mi? Bu mecraların genel yayın yönetmenleri… konuşsak sendika hakkı, hak, hukuk, demokrasi üzerine konuşmaktan kaçınmayacaktır ama çalışan gazetecilere pratikte yaklaşımları sorunlu… Siz de bir dönem genel yayın yönetmenliği yapmıştınız. Gazetecilerin ucuz iş gücü olarak görülmesini nasıl yorumluyorsunuz? 

İşte bunların önünü kesmenin tek yolu bunu kural haline getirmektir. İnsiyatife bırakılmamalıdır. Bir kural olarak tüm çalışanlar sendikalı olacaktır dediğinizde çalışma hayatındaki belki de en büyük sorunu ortadan kaldırmış olacaksınız. Bunun en güzel yolu Avrupa Birliği uyum süreci kapsamında öne çekilerek hayata geçirmektir. Bunu yapacak olan da iktidardır. Aksi halde işveren kabul etmiyor, etmeyecektir de.  

Gazeteyi yönetenlerin bir özeleştiri vermesine gerek yok mu? 

Gazetenin bir patronu varsa, genel yayın yönetmenleri ne dese patron karar verecektir. Ben geçmişte Cumhuriyet’te çalıştım. Patron gazetesi değil, vakıf gazetesi. Vakıf gazetelerinde çalışanlar karar veriyor. Sendika vardı. Ama birçok yerde yok. Cumhuriyet ve bildiğim kadarıyla Evrensel istisnadır. Bunun tüm gazetelere, tüm çalışanlara ulaşması konusunda patronun direncini kırmada hükümet önemlidir. Siyasi iktidar emekçiden yana bir iktidar olursa, AB uyum süreci kapsamında bunu yapıyoruz deyip bitirecektir. Bundan işverenlerin endişe etmesine gerek yok, hem çalışan hem de işveren kazanacaktır. Genel yayın yönetmenleri de eğer gazetenin patronu varsa bir inisiyatif sahibi değil. İdari kararlar patronda olduğu için bu hiçbir şekilde hayata geçemiyor. O yüzden sorunuz çok önemli. Sendika her sektörde hayatidir, elzemdir. Bunlardan belki de en önemlisi basındır. Halkın haber alma hakkını savunan, halkın gerçekleri öğrenmesi için çalışan gazetecilerin de güvencesi ancak sendikal hayatla mümkün olabilir. 

Peki, son olarak yeni RTÜK yasası, iptal edilen kartlar ve hapishanelerdeki gazeteciler… Türkiye’de yakın zamanda buradan bir geri dönüş yaşanmasını öngörüyor musunuz? Bir de meslek örgütlerinin atacağı adımlara muhalefet partileri nasıl destek olabilir? Sizlerin yapabilecekleri nelerdir? 

Basın özgürlüğüne yönelik giderek artan kısıtlamaların yolu öncelikle halkın basın özgürlüğüne sahip çıkmasıyla kesilebilir. Basının özgür olması halkın özgür olması demektir. Bu demokratik hukuk devletinin tam olarak uygulandığı bir yönetimle olur. Her şeyin tek adama bağlandığı bir yönetimde doğal olarak arzu ettiğimiz özgürlük ortamını bulamıyoruz. Parlamenter demokrasinin hakim olacağı, güçler ayrılığının yeniden kurulacağı, bağımsız yargının olacağı ve dediğim gibi basın kartları gibi konularda basın örgütlerinin etkin olacağı bir düzene geçmek lazım. Meslek örgütlerinin, sendikaların, sivil toplum kuruluşlarının çok güçlü olması lazım… Ama bu baskıcı yönetim tarzı, sansür ve yasaklamalar doğal olarak meslek örgütlerinin, sendikaların kolunu kanadını kırıyor. Devlet daha da güçsüzleştirmek için sarı sendikalar kuruyor ya da sendikaların lehine olacak adımları atmıyor. Meslek örgütlerine düşen kendilerinin güçlenmesini sağlamak, üye sayılarını arttırmak, üyeleriyle dayanışma içinde olmak. Doğal olarak tüm genel amaç da Türkiye’nin bir an önce demokrasiye, hukuk devletine dönmesidir.