Cengiz Aktar: Ankara ‘haklı olduğu konuları’ bile masada çözme iradesinden yoksun

Siyaset Bilimci Prof. Cengiz Aktar: “Ankara hak sahibi olduğunu iddia ettiği konuları masada çözme irade ve becerisinden yoksun. Bunda dışişlerinin tamamen dışlanması ve rejimin kaba kuvveti pek seven iç kamuoyunun da payı var.''

ALİN OZİNİAN 27 Ağustos 2020 KRONOS ÖZEL

Doğu Akdeniz’de tansiyon düşmek bilmiyor. Türkiye’nin, Doğu Akdeniz’deki sondaj faaliyetleri Avrupa’nın farklı ülkelerinden farklı tepkiler alıyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un bu konuda Yunanistan’a destek verdiği gözlemlenirken, Almanya Başbakanı Angela Merkel ise daha ziyade gerginliği ortaya kaldırmaya yönelik adımlar atmaya çalışıyor. Merkel’in niyeti ve umudu olası askeri anlaşmazlıkların önüne geçmek.

Siyaset Bilimci, Prof. Cengiz Aktar, Merkel ve Macron’un bir araya geldikleri zirvede Doğu Akdeniz konusunda tam bir anlaşmaya varmadıklarını düşünüyor. İkili toplantıda ikna edilmesi gerekenin Merkel olduğunu söyleyen Aktar, Merkel’in toplantı sonrası verdiği beyanlardan hâlâ lafı dolaştırdığını ve ısrarla Yunanistan ile Türkiye’yi aynı kefeye koyduğunun anlaşıldığını belirtirken, “Oysa maraza çıkaran Ankara…” diyor.

“Doğu Akdeniz’de enerji rezervleri üzerindeki gerilim büyüyor” başlıklı haberinde, Yunanistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin, Girit Adası yakınlarında askeri tatbikatlara başladığını, Türkiye’nin ise doğalgaz yatakları arayışını genişlettiğini kaydeden Times gazetesi, Yunanistan ve Türkiye’nin Ege ve Doğu Akdeniz’deki egemenlik hakları üzerinden birkaç kez doğrudan çatışmaya çok yaklaştığını, ancak bu kez denizin altındaki doğalgaz yatakları konusundaki tartışmanın, diğer bölgesel güçleri de çektiğini vurguluyor.

Prof. Aktar, Türkiye’nin, Akdeniz’deki sondaj çalışmalarına devam edeceğinin anlaşıldığını ancak Yunanistan tarafından Eylül’de Girit adasının güneydoğusunda denize kazma vurma iddiasının resmen savaş gerekçesi (casus belli) olarak açıklandığını ve Türkiye’nin zorda olduğunu belirtiyor.

Bazı yabancı analistler, AB ve Türkiye’nin Doğu Akdeniz politikalarını yorumlarken, Fransa’nın Türkiye’ye sert yaklaştığını ve Merkel’in görece yumuşak bir tavır takındığını ama prensipte anlaşadıklarını iddia ediyor. Batı’daki bazı analizlerde  Avrupa’nın, Türkiye’ye yönelik izlenecek politikalar konusunda hemfikir oldukları yorumları yapılıyor. Bu yaklaşım gerçekçi olsa bile, Macron ile Erdoğan arasındaki oldukça kötüye giden ilişkinin an itibarı ile donduğu aşikar.

FRANSA İÇİN TÜRKİYE ARTIK BİR HASIM ÜLKE

“Fransa, Doğu Akdeniz dışında başka hangi alanlarda Türkiye’nin önüne çıkabilir, yolunu kesebilir, böyle bir gerginlik hissediyor musunuz?” sorusunu sorduğumda Aktar’ın cevabı net: “Fransa için Türkiye artık bir hasım ülke. Kıbrıs’ta, Yunanistan’da, Rojava’da, Libya’da ve Sahra’da iki ülke karşı karşıya. Her an her şey olabilir.”

24 Ağustos’ta ABD ve Yunanistan’ın, Girit Adası’nın güneyindeki deniz alanında ortak askeri tatbikat düzenlediği bildirildi. Yunanistan Genelkurmay Başkanlığı, iki ülke arasındaki daimi askeri iş birliği çerçevesinde donanma ve hava unsurlarının katıldığı ortak tatbikat icra edildiğini açıkladı.

Batı basınında, Macron’un da Girit’e, bir fırkateyn ve bir helikopter gemisi ve daha sonra gemi-savar füze taşıyabilen üç yeni uçakla değiştirilen iki Rafale tipi savaş uçağı gönderdiğini kaydediliyor. Fransa’nın Kıbrıs civarındaki askeri varlığını da artırdığını vurguluyor.

Bunlara paralel olarak 25 Ağustos’ta, Atina’da Alman mevkidaşı Heiko Maas ile görüşen Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias, Doğu Akdeniz’deki enerji kaynakları konusunda yükselen tansiyonun düşürülmesi için Türkiye ile diyaloğa girmeye hazır olduğunu ancak egemenlik haklarını korumayı da sürdüreceğini duyurdu.

DÜNYA TÜRKİYE’YE “DUR!” DİYOR

Dendias, ayrıca “Türkiye’nin, komşuları ve müttefiklerinin tansiyonun düşürülmesi için yaptığı çağrılara rağmen “uluslararası hukuk ihlallerini” ve “provokasyonları” sürdürdüğünü söyledi.

Aktar’a göre, dünya âlem açıktan veya dolaylı Ankara’ya sopa göstererek “dur” ihtarında bulunuyor. “Durmazsan savaşırız” diyor.  Ankara rejiminin sorunları kaba kuvvetle çözme iddiasının karşısında diğer ülkelerin buna karşı çıkarak bir araya geldiklerini söyleyen Aktar, “Ankara hak sahibi olduğunu iddia ettiği konuları, misalen denizaltında fosil yakıtta pay, masada çözme irade ve becerisinden yoksun. Bunda dışişlerinin tamamen dışlanması ve rejimin kaba kuvveti pek seven iç kamuoyunun da payı var.” diyor.

AKDENİZ’DEKİ DURUM ATEŞLE OYNAMAYA EŞ

26 Ağustos’ta Atina’dan yaptığı açıklamalarda Almanya Dışişleri Bakanı Maas ise Türkiye ile yaşanan anlaşmazlıkta Almanya ve tüm AB’nin Yunanistan ile “tam dayanışma içinde” olduğunu vurguladı.

Ankara ve Atina’yı karşılıklı provokasyonlardan vazgeçmeye ve doğrudan görüşmeler aracılığıyla çözüm bulmaya davet eden Almanya Dışişleri Bakanı Maas, askeri çatışma olasılığına karşı da uyardı. Maas, “Doğu Akdeniz’deki mevcut durum, ateşle oynamaya eş” ifadesini kullandı. Maas, “En ufak bir kıvılcım, bir felakete yol açabilir” diye ekledi.

Yunanistan’ın Doğu Akdeniz’de tatbikat yapacağına ilişkin birkaç gün önce yayınladığı Navtex’e tepki gösteren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yunanistan kendi kendini içinden çıkamayacağı bir kaosun içine atmıştır. Bundan sonra bölgede tek zarar gören yine Yunanistan olacaktır. Yunanistan’ı Türk donanmasının önüne atanlar, yarın ortada gözükmeyecek” demişti.

Siyaset bilimci Aktar, her konuda olduğu gibi askeri konularda da hasmını küçümsemek ve aşırı özgüven sahibi olmak çok tehlikeli olduğunu belirtiyor ve ekliyor “Ankara, Yunan ordusunu kolayca alt edebileceğini düşünse de uzmanlar bunun hiç de kolay olmayacağı görüşünde.

ANKARA’NIN DEĞERSİZ YALNIZLIĞI / SAVAŞ NARASI SİZİ İÇİNE ÇEKEBİLİR

İsrail ile Birleşik Arap Emirlikleri arasındaki anlaşmaya Türkiye tarafından neden bu kadar sert karşılandığını sorduğum Aktar’a göre ana sebep “Cehalet ve küstahlık.” İsrail kurulur kurulmaz tanıyan ilk Müslüman ülkenin Türkiye olduğunu hatırlatan Aktar “Milyar dolarlar mertebesinde ticaret var, stratejik işbirliği var. Arap dünyası Ankara’nın tepkisiyle alay etti. Ankara değersiz yalnızlığıyla her yerde ve her konuda baş başa.” diyor.

Türkiye’nin dış politikasının sürdürülebilirliği ve Doğu Akdeniz’de tırmandırılan gerginliğin savaşa dönüşmeden Türkiye’nin geri adım atmayacağı konusunda Aktar çok da iyimser değil. Ankara’nın dış politikası katiyen sürdürülebilir olmadığı gibi zaten çökmüş ekonomisini artık bir daha iflah olmaz hale getirme potansiyeli taşıdığını belirten siyaset bilimci, “Bu gibi durumlarda rejimin temsilcileri ikide birde savaş narası atarsanız, sonunda o dinamik sizi içine çekiverir, savaşmaktan başka opsiyonunuz kalmaz. Ankara içinde bulunduğumuz Zafer Haftasında tam bu noktada…” diyor.