Buradan bakınca sen ne görüyorsun Ali abi?

İstanbul’un şehre nâzır, herkesin uyum içinde yaşadığı sıradışı balkonu Cihangir Roma Parkı'nda her gün dünya yeniden kuruluyor. Daima sıradışı bir akşam yaşanıyor.

SELAHATTİN SEVİ 03 Ocak 2021 FOTOĞRAF

Cihangir Roma Parkı’nda akşamın habercisi, ezandan önce Ayasofya’nın ışıklarıdır her zaman. Üsküdar’dan Süleymaniye’ye yayılan büyülü panoramayı sadece başınızı döndürerek seyredebilirsiniz. Şanslıysanız Adalar’ın ardında mavi Marmara’nın bittiğini ve yemyeşil Bursa’nın başladığını çıplak gözle görebilirsiniz.

– Buradan bakınca sen ne görüyorsun Ali abi?
– Kendimi görüyorum!

Çok bilgece bir söz değil mi? Değil… Üç köpek, tavuk,  horoz ve bir sırt çantası ile parkı mesken tutan Ali Hüseyin hâlâ oradaysa bir de siz sorun. Yine aynı cevabı verecektir…

Onu İstanbul’da her yerde görebilirsiniz. Çünkü Avcılar’dan Sarıyer’e uzun yürüyüşler yapan bir gezgin.

Hayatını ve sağlığını ciddiye alan, her gün ‘şükrederek ve teşekkür ederek’ yürüyen ‘dünyalı’ Ali Hüseyin kendi halinde bir münzevi… Konakladığı yerde geleni gideni eksik olmuyor. Görenler Allah’ın bir selamını versinler, yeter, diyor. Ona yarenlik eden gönül dostlarından bir arkadaşı ise şunları fısıldıyor: “Kendisi ve birlikte yaşadığı hayvanları için yiyecek içecek, giymedikleri bir elbise onu mutlu eder.”

İğde ağacının yaprakları arasından şehre bakarken konuşuyor Ali Hüseyin: Buraya gelen şifa bulur! Benim için burası İstanbul’un ilaçsız, kimyasalsız, en ekonomik ruh terapi merkezi. Saçı sakalı ağarmış, ağır abi Ali Hüseyin’i çocuk cıvıltılarının geceye emanet ettiği ikili salıncakta bir başına sallanırken ve yıldızlara bakarken bırakıp veda zamanı.

Şehrin İstanbul’a nazır, ötekilerinin uyum içinde yaşadığı sıra dışı balkonu Cihangir Roma Parkı olağan akşamüstlerinden birini yaşıyor. Çocuk yaştaki Ağrılı Muhammet Kır henüz tezgâhındaki midyeleri bitirememiş ki, parkta! Altı kardeşler. “Okulu 4 buçukta bıraktım” diyor: “Evimiz Kasımpaşa’da… Eve gelen midyeleri annem doldurur, benim payıma 200 tane düşer. Küçükleri 50 kuruştan, büyükleri 1 liradan satarım. Ablalarım evlendi, biz üç kardeş çalışıyoruz. Onlar Taksim’de, kalabalık yerde… Ama bazen ben onlardan çok satıyorum. Bu iş, nasip işi!”

Muhammet her gün tezgâh açtığı parktan baktığı tarihi İstanbul’u henüz ziyaret etmemiş. Çünkü ev kredilerini tamamlamak için seferber bütün aile. İsimlerini biliyor karşıdan gördüklerinin. Topkapı, Ayasofya, Sultanahmet… Sultanahmet’te ramazan çok iyi geçiyormuş, öyle duydum, bu sene mutlaka ziyaret edeceğim, diyor: Geçtiğimiz yıl iki gün orucunu kaçırmış, “bu sene tam tutarım!”

Hayattan ne bekliyorsun, sorusuna o da yaşından büyük cevap veriyor: Can sağlığı! Kentin bütün gönül adamları burada mı toplanmış ne… Yan bankta Dağıstan kökenli maceracı Pavel Smirov, kaykaycı Yüksel Turgut ve arkadaşları akşam randevularında bir araya gelmiş.

Parkın hemen üzerindeki merdivenlerin yanındaki Roma Bostanı’nda Sevil Baştürk elde çapa ot ayıklıyor. Buranın bütün öyküsünü açtığımız web sitesinde ve facebook hesabımızda bulabilirsiniz, diyor (romabostani.org). Yerel yönetimlerden üniversitelere kadar herkesin gözü olan Cihangir’in son yeşil alanını ot bitsin, sebze yetişsin, meyve yetişsin diye gözleri gibi koruyorlar. Elde ettikleri ürünleri ise mahalleliyle paylaşıyorlar. Bahar mahsulleri, bakla, bezelye, kereviz, karalahana, kırmızılahana ve ebegümeci… Sitede bir de ilan var: Roma Bostanı’na aşağıdaki fidan ve fidelerle gelin, hep birlikte dikelim, birlikte büyütelim. Gülibrişim, fesleğen, biber, çilek, latinçiçeği…

Gece mavisi yerini kurşuni siyaha bırakırken parkın ortasındaki tarihi kalıntılarının üzerine oturan iki genç kutu meyve sularını içip Boşnak şarkıcı Dino Merlin’i dinliyor. Bir ağacın altına serdiği minderin üzerinde derin uykuya dalan bir park sakini sarı yorganını üzerine çekiyor. Roma Parkı sakinlerinin her birinin hayatı roman! Her biri roman kahramanı sahiciliğinde…

Annesiyle şişeleri toplayarak akşamı eden küçük Rabia, benim de fotoğrafımı çek, diyor. Annesi ikna olmuş: Altına Rabia ve annesi yazarsınız. Yazarım, tabii.

 

O zamanlar yeniden yapılmak için yıkılmamış olan İstanbul Modern’de açılan ve Türkiye’nin doğusunda çekilmiş bir fotoğrafımın yer aldığı  “İnsan İnsanı Çekermiş” sergisini gezdikten sonra kızımla ziyaret ettiğim Meryem Teyze yerinde mi acaba? Eşinin birkaç metre uzaklıktaki evde hazırladığı köfteler de hâlâ aynı lezzettedir o zaman. Emektar pikabının kasasına kurduğu portatif lokantada pişirmeye çoktan başlamıştır bile. “Acıkan beni bulur,” diyordu. Mis gibi kokan köfteleri müşterilere değil sanki çocuklarına pişiriyor.