Bu dünya bizim memleket

Israrla sormaktadır “hemşeri” Barış Manço’ya: “Hemşerim, memleket nire?” O da aynı ısrarla cevap verir: “Bu dünya benim memleket.” Şarkının adındaki

RÜYA KARLIOVA 02 Ocak 2020 KÜLTÜR

Israrla sormaktadır “hemşeri” Barış Manço’ya: “Hemşerim, memleket nire?” O da aynı ısrarla cevap verir: “Bu dünya benim memleket.” Şarkının adındaki ironiyle sürer hikâye. Baştan başa gezdiği fani dünyada, gördüğü her yerde aynıdır, “insanlık pazara çıkmıştır, ekmek aslanın ağzındadır, bir sıcak çorba içer misin diyen” kalmamıştır. Herkesin tek bir derdi vardır: Esas memleket.

Barış Manço’nun bugün de hepimize çok tanıdık gelen bu tespitinin devamında modern dünyanın önceliklerine ilişkin çarpıcı bir gözlem daha gelir: “Kardeşlik ve eşitlik üzerine uzun uzun nutuklar çekip / Niye senin derin benden koyu diye soran çok / Kaşının altında gözün var diye silahlanıp ölüme koşarken / Kalan dul ve yetim ne yer ne içer diye soran yok.” Renk, din, dil ayrımı ve aşırı milliyetçilik gibi sorunları anlattığı bu şarkı sadece Türkiye’nin değil, modern dünyanın ve insanın, bir yandan da kapitalizmin eleştirisidir aslında. Barış Manço’nun derdiyse bir çözüm bulmaktır, kulağa bugün naif gelse de şunu önerir: “Zaten paramparça bölünmüş ve yaşanmaz olmuş dünyamız / Daha fazla kesip bölmeye hiç gerek yok.” Nihayet ders alınası bir sabırla, kendisine inanmayıp “tövbe tövbe” diyen hemşerilerine tekrarlar: “Bu dünya benim memleket.”

ÇELİŞKİLERİ BİZİM ÇELİŞKİLERİMİZDİ

Barış Manço kariyerini özetleyen bu şarkıda olduğu gibi bugünün dünyasında eleştirdiğimiz çoğu sorunun panzehrini önermişti aslında. Bunu herkesin kelimeleriyle, şivesiyle, üslubuyla anlattı; yukarıdan değil, aramızdan geliyordu sesi. Yasaklanan şarkıları olsa da muhalif bir sanatçı olarak kategorize edilmedi. Siyasetle arasının sıcak olduğu DYP’den belediye başkanı adayı bile oldu. Ancak Barış Manço’nun kendini de aşan kültür projesi pek çok muhalif sanatçının muhalefetinden çok daha etkili, samimi ve gerçekçiydi. Manço’nun yaşamında bununla çelişen adımlar, sözler olsa da, şöyle denebilir: Barış Manço bir dönem toplumun bütün kuşaklarına dokundu, onları anlattı, eleştirdi, belki değiştirdi; bu yönüyle projesi gelenekten beslense de yenilikçiydi. Çelişkileriyse bizim çelişkilerimizdi.

Halkbilimci Prof. Dr. Öcal Oğuz’un saptamasıyla “çizgisinden sapmadan yoluna devam ettikçe, onun, tesadüfi heyecanların ürünü olmayan bir senteze ulaştığını” görüyorduk. Batı ve Anadolu arasında kurduğu sentez gelişigüzel olmayan bir bütünün (onun oeuvre’ünün) parçasıydı aslında. “Çağdaş Türk ozanı” nitelemesini en çok hak eden isimlerdendi Barış Manço. Onun ne önerdiğini ve bunun neden bugün önemli olduğunu görmek için ise şarkılarına bir bütün olarak bakmak ve anlattığı hikâyeyi öyle değerlendirmek gerekiyor.

Çünkü Barış Manço’nun anlattığı, bizim hikâyemizdi. Kulağa klişe ve idealist geliyor ama bu ideali gerçekleştirmeye en yakın projeydi bize çocukluğumuzdan başlayarak barışın önemini ezberleten Barış projesi. Uzaktan bakınca bir mozaik görüyorduk. Bu mozaikte toplumsal eleştiri başattı. Ama Manço’nun farkı şuydu: Bu eleştiriyi sunuş biçimi nedeniyle kendisine kulak veriliyordu, hatta toplumu dönüştürme potansiyeli taşıyordu. Naif bir Doğu-Batı sentezi ideali değildi Manço’nunki, sürekli değişiyor, denemeler yapıyordu. İdealistti ama ötekini de olduğu gibi kabul ediyordu. Anadolu’nun bilgeliğini alıyor ama dayatmıyordu, Batı’nın elektronik ezgisiyle harmanlıyor, şarkının içeriğini ve biçimini, yani sözü ve besteyi birbiriyle konuşturuyor, çatıştırıyor, dönüştürüyordu.

Bu bütünün bize gösterdiği, 7’den 77’ye hitaben anlattığı insan hikâyeleriydi. Yıllarca süren televizyon programı da bu adı boşuna taşımıyordu. 

TÜRKİYE’NİN İLK BARIŞ’I

Gerçek adı Tosun Yusuf Mehmet Barış Manço. Amcasının adı Tosun Yusuf da verilmişti önce ona, bu ad sonradan silindi. Türkiye’de Barış adı verilen ilk kişiydi Barış Manço. Savaş sonrası barış özlemini taşıyordu ismi. O da isminin hakkını verdi. Onu anlatmak için kullanılan çok sıfat var: Türk rock’ının öncülerinden, televizyoncu, besteci, söz yazarı, yazar. Galatasaray Lisesi, Şişli Terakki ve Belçika Kraliyet Akademisi eğitimliydi. Bir mesleği de mimarlıktı, çok dilliydi. Şarkılarını Türkçe dışında Arapça, Bulgarca, Flemenkçe, Almanca , Fransızca, İbranice, İngilizce, Japonca ve Yunanca olarak da söyledi. Evliya Çelebi gibi gezdiği için ona Barış Çelebi diyenler de olmuştu.

İlk grubunun adı Kafadarlar’dı. Uzun bir Avrupa macerasından sonra Kaygısızlar grubuna katıldı. Daha sonra Moğollar’la birleşip Mançomongol grubunu, nihayet 1971’de de müzik hayatının en önemli dönemeci olan Kurtalan Ekspres’i kurdu. Kariyeri boyunca (psychedelic rock’tan progressive rock’a kadar) rock müziğinin pek çok türünü denedi. İngilizce bir albüm de çıkardı: Nick the Chopper.

Barış Manço yardımseverdi. Bir Anadolu turnesinin bütün gelirini sağır ve dilsiz çocuklara bağışlamış, sekiz yıllık eğitimi desteklemek için bir okul yaptırmıştı. Hayatından ne kazalar ne hastalıklar eksik oldu, yine de her seferinde ayağa kalkıp şarkısını söylemeye devam etti.

Manço hem Türkiye’de hem yurt dışında pek çok ödül kazandı ama Eurovizyon şarkı yarışmasının Türkiye elemelerini geçemediğinde “benim jürim elli milyondur” diyecekti. 1960’lardaki müzikal arayış içinde hem türkülerden hem sanat müziğinden beslenerek Anadolu rock ve Anadolu popun simge isimlerinden biri oldu.

Bir dürbündü Barış Manço’nun şarkıları, aynı zamanda büyüteçti; hem uzağa hem yakına odaklanabildi. Örneğin “Kol Düğmeleri” bir nesne üzerinden yiten aşkı anlatırken bir yandan da aşkın affetme, unutamama gibi pek çok haline dokunur, “Affet Beni” de der, “Unutamadım” der, “Anla Beni” derdi. Sevdiği için denizleri kurutacağını, gökkubbeyi yerlere çalacağını, canını vereceğini de böyle anlattı. Özlem dayanılmaz olduğunda, bir şarkısında kendini yola vurur, bir diğerinde Allah’a yalvarırdı. Özlemi onun kadar zamanları aşıp anlatabilen azdır. Siyah kazaklı resim bir dönemin özlem simgesi olmuştu: “Bir resmin kalmış bende tam ortadan yırtılmış / Hani siyah kazaklı biliyorsun değil mi?” Can bedenden çıkmadan unutamayacağı, seher vaktinde vurulduğu sevdiğine “yar,” “ay balam,” “bal böceğim,”  ve “karasevda” dedi.

‘KAPKARA BİR DÜNYAYI İSTEYENLER VAR ARAMIZDA’

Hikâyelerini, Adem Baba’dan Havva Ana’ya kadar uzattığı bir insanlık halinde anlatmak istemişti Manço, Leyla ile Mecnun’dan, Ferhat ile Şirin’e vardı. Sözlü kültürün araçlarını kullanarak anlattığı hikâyelerde kendisini de konumlandırdı: “Bugün Barış kardeşiniz sizlere yeni bir türkü söyleyecek.” 

Toplumsal kategorileri kullansa da, toplumsal beklentileri taşlamayı da bildi. Örneğin erkek şarkı anlatıcısını şöyle ağlatır: “Gözümde yaş görseler erkek ağlar mı derler / Gökler ağlıyor dostlar ben ağlamışım çok mu?” Ahlaki katılığı, tahammülsüzlüğü de eleştirir bir yandan, bu sefer bir derviş üslubuyla: “Bir gün dönsem sözümden düşerim dost gözünden / Dünya dönüyor dostlar bir sözden dönsem çok mu / Devran dönüyor dostlar ben dönmüşüm çok mu?” Manço’nun açtığı gri bir yoldur ama bir yandan da kendince gerçekçidir. Mesela fille kurbağa kavuşamaz, çünkü kurbağa filin altında kalır. Bu ona hüzün verir çünkü bir fil ancak kendi cinsinden bir fili sevebilir. Bu tespitinde ya da savında belki sosyal sınıflardan bahsediyordur, belki cinsiyet sınırlarından. Bunu der yine de renkleri selamlar Barış Manço özellikle çocuklara yazdığı şarkılarda öğüdü renklerin korunmasıdır: “Dün gece düşündüm de renkler olmasaydı yaşanmazdı bu dünyada / Korktuğum odur ki kapkara bir dünyayı isteyenler var aramızda.”

Aklı ötelerdedir Manço’nun, uzakta bir yerlerde çalan türküleri duyar, görür. Sezgiseldir, düşseldir. “Dönence”de olduğu gibi öteleri düşlemekten çekinmez. Uzakta bir yerlerde güneşler doğuyordur, uzakta bir yerde bir şeyler kök salıyordur, umudunu asla yitirmez, bir gün gelecektir dönence…

Alegoriyi de ironiyi de kullanır şarkılarında, siyasi ve sosyal eleştirilerini böylece şarkılarına yedirir. Örneğin 1923 yılının Ekim ayında doğan Kayaların Oğlu’nun 2023’teki haline ilişkin öngörülerini anlattığı şarkısı böyledir.

YOLCULUK NEREYE, KİM KALDI GERİYE?

Manço, bir söyleşide neden bu kadar neşeli olduğu halde şarkılarının ölüm temasını içerdiğinin sorulması üzerine, “Ölüm yaşam uykusundan uyanmaktır,” yanıtını verir. Fanilik hali, dünyanın geçiciliği Barış Manço’nun pek çok şarkısında hatırlatılır: “Bu koşuşma niye? / Korkunun ecele faydası yok” diyerek de sakinleştirir dinleyicisini çünkü her halükârda Abbas Yolcu’dur. Tüm insanlığı Abbas’ta birleştirebildiği gibi, Abbas’ın tekil hikâyesini de anlatabilir Manço.

Abbas gibi Kul Ahmet de hem Anadolu insanıdır, hem Ahmet Bey. Anadolu’nun bilgeliği Kul Ahmet’in naifliği ve dürüstlüğüyle birleştirilir: “Kul Ahmet erken kalkar haydi ya nasip derdi / Kimseler anlamazdı ya nasip ne demekti.” Çok geçmeden anlatıcı Barış’ın sesi duyulur, ibretlik bir hikâyeyi, ölen bir garibin ardından çıkarılan ceketi anlatacaktır: “Kul Ahmet dedi yalan dünya çıkardı ceketini / Örttü garibin üstüne kaldırdı cenazeyi.”

‘DÜNÜ BİLMEDEN BUGÜNÜ YAŞAMANIN BEDELİ…’

Anadolu’nun sadece bilgeliği değil, sözü de değiştirilmeden yer bulur Barış Manço şarkılarında. “Acıhda bağa vir / Biraz da oğa vir” diye taklit ettiği köylü kurnazlığını küçümsemez, tespit eder sadece. Bazen sıradan insanın düştüğü trajikomik halleri anlatır, “Ayağında yok postal başına giyer püskül” diyerek. Halk deyişleri şarkılarının adında ve nakaratındadır. “Rızık” adlı şarkısında kanaat eden bir Anadolulu görürüz: “Ilık bir tas çorba yeter / Rızkım buymuş der içerim.” Anadolu şarkısında annenin sesini duyarız, çünkü dönüştürmez anneyi Manço, öylece bırakır: “Anam sordu nire oğlum böyle / Dedim ana fazla sorma bağrım yanık yeter sorma / Seher vakti düştüm yola.”

Karakterleri tanıdıktır, bugün onu unutmamamızın ve her geçen gün daha çok değerli, öngörülü bulmamızın nedeni belki de bu. Babannesi için yazdığı “Gülpembe” hepimizin kaybettiği büyükannedir, süper babaanne hepimizin süper babannesi. Eski sokağını ziyarete gidip çocukluğunu ve yine tanıdık yüzleri hatırlatacaktır bize: Nezahat Hanım, Yekta Bey’ler, son üç sadrazamı ve Cumhuriyet’ten bu yana bütün başvekilleri bilen Rıza Amca, top oynanan boş arsa… Ama yakınır sanki bugünü görmüş gibi yine şarkılarında: “Yıkılmadık ev bırakmadılar / Mahallede evlerle beraber bahçeler de yok oldu / bir şu dut ağacı kaldı, onu kesmeseler bari.

GELENEKLE MODERNİN KESİŞTİĞİ YERDE

Gelenekle modernin kesiştiği yerde bir dönüştürücü ve sürdürücüdür Barış Manço şarkıları. Bayram sabahı çocuklara da böyle seslenir; hem hüzün vardır, melekler anılır bayramda, hem de çocuklara neşeyle en güzel giysilerini giymeleri öğütlenir. Sokaklarını gezdiği eski mahalle ona şunu düşündürür: “Dünü bilmeden bugünü yaşamanın bedeli öylesine ağırdı ki / yarını bugünden kurtarmak için hayatımda ikinci kez söz verdim.”

Geçmişi gelecekle konuşturduğu gibi, farklı coğrafyaları da buluşturur. Ay Osman’da Azeri şivesi duyarız, başka bir şarkıda Karadeniz lehçesi, böylece Anadolu’yu kucaklar ve birlikte yaşamanın mümkünlüğünü hatırlatır Manço. Bir yandan Bal Sultan’ın hikâyesini, Binboğa’nın Kızı’na yakılan türküyü dinler, bir yandan bir mahpusun derdini, soğuk hücresinin demir kapısını, kelepçelerini duyarız. Sabır telkin etmeyi de ihmal etmez mahkuma: “Sabret gönül sabret, sakın isyan etme / Bir gün elbet bitecek bu çile, isyan etme / Dört kitaptan başlayalım istersen gel söze / Orda öyle bir isim var ki kuldan öte kuldan ziyade / O’nu düşün O’na sığın, O senden öte benden ziyade.”

‘BENİM YOLUM BANA DOĞRU’

Barış Manço, ötekini olduğu gibi kabul etmeyi savunur, insanlık halinde buluşmak için elini uzatır: “Uzat korkma elini bak beş parmağım var benim de.” Yıllarca gezdiği ülkelerde elini böyle uzatışına bütün sevenleri ekrandan şahit olmuştur. Yine de insanlık haline bireyi yerleştirir, bireyliğinden vazgeçmez, eğrisi doğrusudur ama kendisidir: “Kimi Batı kimi Doğu / Kuzey Güney hepsi doğru / Benim yolum bana doğru / eğri büğrü ama doğru.”

Barış Manço’nun şarkılarının odağında sınıf bilinci vardır, şefkatle anlatılır onun şarkılarında büyük bir kategori olan “garipler”. Garipler diye sıralayabileceğimiz pek çok insanı hem adıyla tanırız hem bir sınıf olarak anlatılırlar: “Paylaş ki gariplerin karnı doysun” denilen “Dıral Dede’nin Düdüğü”nde olduğu gibi.

Garibana duyduğu da şefkattir, nesnelere duyduğu da. Eski bir fincanın, eski bir konağın hüznünü hisseder, “Düşüp kırılsa bile topla tamir et oğlum” diye salık verir. Şefkatlidir Sakız Hanım’a ve Mahur Bey’e karşı, eşyaya, insana, doğaya karşı, boynu bükük bir kanuna karşı. Merhabası da yine onlaradır: “Merhaba boş şişeler, masa, can dostum çomar merhaba, penceredeki güvercin, tatlı komşu Ayşe teyze, emekli Salih öğretmen.”

Barış Manço toplumu eleştirir ama eğlendirmek de ister. Bu nedenle bilmeceler sorar, dinleyicisiyle birlikte arar “Anahtar”ı: “Beş Akif bir saat kulesi / İki kule bir Fatih / Beş fatih bir Mevlana / İki Mevlana bir Sinan“ın para olduğunu bulduğumuzda hem eğlenmiş, hem de dersimizi almışızdır. En eğlendirici şarkılarından biri olan “Arkadaşım Eşşek”i Grimm Kardeşlerin masalına atfen yazar, Bremen Mızıkacılarını Anadolu’ya getirir, hayvanların dosttudur. Arkadaşı “eşşek”e bir mektup yazar ve sadece yük taşımaktan öte bir yer verir ona kalbinde: “Dün yine seni andım, gözlerim doldu / Seni çok çok özledim, arkadaşım eşşek.” Eğlendirmek için mizah öğelerini de sıkça kullanır Manço, tam aşkını itiraf edecekken sokaktan duyulan sese, “Domates, Biber, Patlıcan”a hem güler hem onu tanırız. Belki Barış Manço’nun anlatmak istediği daha ötesi, hayatın ironisidir.

‘PARA PULA İHTİŞAMA ALDANIP KANMA DOSTUM’

Manço’nun çocuklara yazdığı şarkılar daha çok uyarılarla ve eleştirilerle doludur. Örneğin güç savaşlarını anlattığı şu cümleleri yaşıtlarına ya da yaşlı nesle değil çocuklara söyler: “Uzakta bir ülkede insanlar anlaşmış / Tam silahları bırakırken / İçlerinde ikisi hemen karşı çıkmış, sonuçta onlar kazanmış / İkisinin de önünde birer düğme varmış / Biri yeşil diğeri kırmızı / Bir iki üç demişler basıvermişler / Ve sonunda dünya kapkaranlık olmuş / Tam istedikleri gibi.” Nükleer savaş korkusunun dünyanın üstünde Demokles’in kılıcı gibi sallandığı şu günler için, o zamanın çocuklarını böyle uyarmıştır Barış Manço. 

Kapitalizmin getirilerini de, bu nedenle yozlaşan insanları da eleştirir, “Halil İbrahim Sofrası”nda olduğu gibi: “Yıllardır sürüp giden bir pay alma çabası / Topu topu bir dilim kuru ekmek kavgası /Bazen durur bakarım bu ibret tablosuna /Kimi tatlı peşinde kimininse tuzu yok.”

Sadece şefkat değildir Barış Manço’nın gariplere duyduğu, bir çözüm de üretir, eşitliği düşler ve uyarır: “Para pula ihtişama aldanıp kanma dostum / İçi boş insanların bu dünyada yeri yok.”

Abone Ol Google News