BM komiteleri, AİHM’in alternatifi olabilir mi?

Anayasa Mahkemesi eski raportörü Dr. Selami Er yazdı: AİHM'i değersizleştirerek, kendi kuruluş sözleşmesinde bile “mahkeme” olarak tanımlanmayan BM komitelerini öne çıkarmak ve BM'de kısa sürede sonuç alınacağı izlenimi uyandırmak, hak kayıplarına davetiye çıkarmak anlamına gelir. 

SELAMİ ER 23 Eylül 2020 YORUM

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Başkanı Robert Spano’nun 3-4 Eylül tarihlerinde Türkiye’ye yaptığı ziyaret ve İstanbul Üniversitesi’nden fahri doktor ünvanı alması bir çok tartışmayı tetikledi. Eski AİHM yargıcı Rıza Türmen, eski ve yeni AB Türkiye raportörleri Kati Piri ve Nacho Sánchez Amor gibi birçok kişinin de açık eleştiri ve tepkisine yol açtı.

Spano, insan hakları ihlallerinin Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerin kendi içlerinde kurulacak mekanizmalar ile çözümlenmesinden ve AİHM’nin daha pasif bir tutum izlemesi gerektiğinden yana görüşleri ile biliniyor.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından doğu blokunda yer alan ülkellerin konseye katılımı  ve otoriter rejimlerin iş başına gelmesi ile AİHM’in işi arttı. Bu iş yükü altında ezilen, Türkiye ve Rusya gibi ülkelerde yaşanan insan hakları ihlalleri karşısında daha pasif bir tutum izlemekle suçlanan AİHM’nin başına Spano gibi daha pasif bir yargı politikasını savunan bir başkanın seçilmesi, hak ihlallerinin mağdurları ve insan hakları aktivistleri başta olmak üzere birçok kesim tarafından olumsuz bir gelişme olarak karşılandı.

SPANO’NUN ZİYARETİ İLE KAZANAN OTORİTER REJİM AMA…

Bu ziyaretin kazananının ülkeyi algılar ile idare eden otoriter rejim olduğunu söylemekte bir beis yok. Fotoğraflarla belgelenen her bir ziyaret durağının iktidarın hukuksuz uygulamaları açısından simgesel bir önemi var. Spano’nun fahri doktora aldığı İstanbul Üniversitesi’nin hiçbir gerekçe olmaksızın yüzlerce akademisyeni meslekten ihraç ettiği, ziyaret ettiği Mardin Belediyesi’ne haksız ve hukuksuz şekilde kayyım atandığı, Anayasa Mahkemesi (AYM), Danıştay ve Yargıtay’ın kendi üye, tetkik hakimi ve raportörlerini haksız ve hukuksuz şekilde meslekten ihraç ettiği, AYM’nin AİHM’nin kararları ile çelişen Selahattin Demirtaş, Alparslan Altan ve Osman Kavala kararlarına imza attığı ve Saray’ın da bu hak ihlallerinin planlanma ve uygulanma merkezi olduğu düşünüldüğünde, bu ziyaret programı en azından toplumsal algı düzeyinde bu hukuksuzlukların onaylatılması anlamına geliyor.

Ancak ziyaret ettiği kurumlarda hukukun üstünlüğü, düşünce özgürlüğü, demokrasi ve insan hakları vurgusu yapan genç ve tecrübesiz Spano’nun ziyaretini, bazı komplocu ithamlara rağmen elbette oldukça naif de olsa Türkiye’yi uyarma amaçlı bir ziyaret olarak iyi niyetle yorumlamak gerekiyor.

HUKUKÇU, DELİL OLMADAN ‘AİHM, ERDOĞAN REJİMİ İLE ANLAŞTI’ DİYEMEZ 

Sosyal medyada dillendirilen bazı ithamlar, AİHM’nin Erdoğan rejimi ile işbirliği yaptığı suçlamasına kadar işi vardırdı. Bu ithamları bazı hukukçuların da dile getirmesi gerçekten vahim. Ellerinde hiçbir somut delil olmakksızın (AİHM’nin pasif tutumu nedeni ile) zanlarını delil olarak ileri sürmeleri hukuk mantığı ile bağdaşmadığı gibi, bunun mevcut mağduriyetleri gidermeye en küçük bir katkısı da bulunmamaktadır.

Öncelikle hukukçuların somut gerçeklik ile zannı/vehimi birbirinden ayırması, ellerinde somut bir bilgi/belge olmadan ithamda bulunmaması ve ciddi bir meseleden baHsederken daha itinalı olması gerekir.

İkinci olarak, tüm kusurlarına rağmen AİHM, dünyanın en saygın ve en etkin insan hakları koruma mekanizması olarak kabul edilen ve diğer mekanizmaların kendisini örnek aldığı bir mahkemedir. Böylesi bir kurum hakkında mesnedsiz ithamları dile getirmek, sözün sahibine sosyal medyada puan kazandırsa da hukuk dünyasında güven yitirmesi ile sonuçlanır.

MAHKEME BİLE OLMAYAN BM KOMİTELERİ, AİHM’İN ALTERNATİFİ DEĞİL

Üçüncü olarak bu söylem gerek süreçlerinin yavaş işlemesi ve gerekse kimi kararları nedeniyle AİHM hakkında olumsuz kanaate sahip mağdurların, zaten sonuç alınamayacağı düşüncesi ile AİHM önündeki hukuki mücadele motivasyonunu olumsuz yönünde etkilemektedir.

Dördüncü olarak, Spano’nun ziyareti ve onun üzerinden AİHM yolu değersizleştirilerek, ona alternatif olarak Birleşmiş Milletler (BM) komiteleri ve çalışma grupları öne çıkarılmaktadır. Kendi kuruluş sözleşmelerinde dahi kurucularının “mahkeme” olarak tanımlamadığı BM komite ve çalışma grupları, ‘mahkeme’ olarak tanımlanarak adeta “AİHM out, BM in” söylemi yaygınlaştırılmaktadır. Özellikle kimi iç hukuk yolları tüketilmeden ve kısa sürede BM önünde sonuç alınacağı izlenimi uyandırmak, ileride yaşanması muhtemel kimi hak kayıplarına da davetiye çıkarmak anlamına geldiği gibi, olandan fazla umut dağıtmak da vaad edilenin gerçekleşmemesi durumunda daha fazla hayal kırıklığına yol açmaktadır.

HAK ARAYANLARIN ENERJİLERİ AZALIR VE MAĞDURİYETLERİ ARTAR

Uluslararası kurumların böylesi bir anlayışla birbirleriyle yarıştırılması, hak arayışı içerisinde bulunan mağdurların kafasını karıştırmakta, enerjilerini azaltmakta ve mağduriyetlerinin daha da artmasına sebebiyet verebilecek bir yola onları sevkedebilmektedir.

Sadece üyelerinin bağımsızlığı ve güvenceleri ile kararlarıının başkasının denetiminden geçmediği gibi kriterlere uyduğu gerekçesi ile kurumları mahkeme ilan edecek olursak, bağımsız otoritelerin tamamını mahkeme olarak kabul etmek gerekir. Aynı mantık kabul edilirse yine daha önce Avrupa Konseyi bünyesinde bir komisyon olan AİHM’nin 1990 yılından sonraki mahkemeleşme sürecini de boş bir çaba olarak kabul etmek gerekir. Kaldı ki bir uluslararası hukuk yolunun etkin olduğunu ve kullanılması gerektiğini kanıtlamak için onun mahkeme olduğunu söylemeye de gerek yoktur.

AİHM KARARLARI UYGULANMAZKEN ‘BM DAHA ETKİN YOL İDDİASI’ YANLIŞ 

Diğer yandan tartışmasız mahkeme olan AİHM kararları, iç hukukta usul kanunlarında açıkça yeniden yargılama sebebi sayıldığı halde uygulanmazken, BM komite veya çalışma gruplarının tüm kararlarının ulusal yargı mercilerince Anayasa’nın 90.maddesinin amacına uygun şekilde yorumlanıp uygulanacağı beklentisini ve daha etkin bir yol olduğu iddiasını anlamak da mümkün değil.

Bununla birlikte bu durum mağdurları hak arama mücadelesinden vazgeçilmemeldir. Mağdurlar, mağduriyetlerini gerek AİHM ve gerekse BM komite ve çalışma gruplarına taşıyarak haklarını sonuna kadar aramalıdırlar. Ancak bu yapılırken ne gereğinden fazla beklenti içine girilmeli ve ne de bunlardan hiç sonuç alınmayacakmış gibi bir tutum içinde olunmalıdır.

HUKUKİ SÜREÇLER DÜNYANIN HER YERİNDE YAVAŞ İLERLEYEN SÜREÇLERDİR

Hukuki süreçler dünyanın her yerinde yavaş işleyen süreçlerdir ve sonuç almak zaman almaktadır. Ancak mağduriyetlere karşı hukuk mücadelesi, yerine alternatifi konmamayacak bir öneme sahiptir. Bu mücadelenin doğrudan etkileri (Mağduriyetleri ortadan kaldırma) yanında, dolaylı etkileri de bulunmaktadır. Öncelikle mağdurun uğradığı hak ihlalinin tespiti ancak böylesi bir yol takip edilerek yapılabilecektir. Bunun yanında ortaya konulan bilgi ve belgeler ile ulusal ve uluslararası kurumlar önünde hukuksuzlukların duyurulması sağlanmaktadır. Bu duyurma neticesinde iç ve dışta kamuoyu oluşması, failler üzerinde baskı kurma ve diğer mağdurlara yol gösterme gibi pozitif etkilere de sahiptir.

Unutulmamalıdır ki hukukun 15 Temmuz öncesi sakat biçimde işleyen hali bile geri gelse bugünkü mağduriyetlerin bir çoğunun hukuk yoluyla giderimi mümkündür. Ancak bunun için hukukun öngördüğü yollara zamanında ve usulüne uygun olarak başvurulması gerekmektedir.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram