Birsen Atayün: Sabah saat 6’da evimi basıp çocuklarımı almaya geldiler

Birsen Atayün: Sabah saat 6’da kapı çaldı. Açtım polis... 'Harun Atayün burda mı, ifadesini alacağız’ dediler. ‘Ne ifadesi alacaksınız, çocuk onlar’ diyorum, ‘Hayır kaldır.’ Gittim, Harun’u uyandırdım, ‘Annecim seni polisler istiyor’ dedim... Ben söylenince polislerden biri döndü, "Bu toprağın üstü varsa altı da var" dedi. Hahhh dedim, madem biliyorsun, Allah sizin belanızı versin...

CEM MORA 10 Kasım 2020 KRONOS ÖZEL

Birsen Atayün yaşadıklarını anlatırken, cezaevinde beyaz sandalyede ölen KHK'lı Mustafa Kabakçıoğlu'nu da andı.

15 Temmuz’dan önce gözaltına alınarak tutuklanan eski emniyet müdürü ve polis başmüfettişi Anadolu Atayün’ün eşi Birsen Atayün de  süreçte tutuklandı. Birlikte gözaltına alındığı oğlu serbest kalırken 18 yaşının altında olan iki çocuğu da  bir şafak vakti gözaltına alındı.

2015 yılının mayıs ayından beri Ankara Sincan Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda ‘hükümlü’ olarak tutulan  eski emniyet müdürü ve polis başmüfettişi Anadolu Atayün’ün eşi Birsen Atayün ailesinin yaşadığı hukuksuzlukları anlatmaya devam ediyor.

III. BÖLÜM

Fotoğraflarınız sosyal medyada yayınlanıyor, tehditler alıyorsunuz… Nasıl korudunuz kendinizi muhtemel kötülüklerden?

Bu tehditler nedeniyle korktuğum için de Konya’ya taşındık. Çocuklarla karar verdik, yer değiştirmemiz lazım, nereye gidelim. Konya’ya gidelim tekrar. Eşyamızı önce götürmedik, Mersin’de eşyam durdu. Birkaç parça eşyayla Konya’ya geçtik. Orada bir müddet kaldık. Üç ay kadar hiç dışarı çıkmadım. Çıksam, sosyal medyayı filan takip eden ve beni tanıyan birine denk gelsem ‘bu işte o’ dese, insanlar her gün her akşam sokaktalar, hatırlarsınız o zamanları, bayraklarla, arabalarla kornalar çalarak hep sokakta insanlar. Biri bir şey dese, halk galeyana gelse ben kendimi anlatamam bile. Ne olacağını bilmiyorum yani. Üç ay hiç evden dışarı çıkmadan saklandım. Sonra okullar açılacak, mecbur eşyayı da taşıdık.

Yani hem sokakta saldırıya uğramaktan çekiniyorsunuz hem de gözaltına alınmaktan…

Bu arada da Konya Kaçakçılık Müdürü Ali Loğoğlu, çevredeki tanıdıklarımı taciz ediyor, “nerede bu kadın” diyor. “Kadın evinde yok kaç gündür, telefonları da kapalı, nerede bu kadın” diyor. “Kim para veriyor, nasıl geçiniyor bunlar” diyor. Takip ediyorlarmış yani. Konya Müdürü takip ediyormuş, Mersin’deki evimi. Mersin’deki ne yapıyor düşünemiyorum bile. (Gülüyor) Mecburen Konya’da bir müddet saklandım. Üç ay hiç dışarı çıkmadım. Hatta bir gün balkona çıkmıştım da çocuklar dışardan bir yerden gelirken, diyorlar ‘anne çok belli oluyorsun, çıkma balkona, tanınıyorsun’. Balkona bile çıkmadım artık, evin içinde oturdum üç ay boyunca. Eşyasız ev yani.

“BUNLARIN ÇOK VAHŞİ OLDUĞUNU DÜŞÜNDÜM”

Siz dışarıda bu kadar çekiniyorsunuz. Anadolu Bey bu arada tutuklu…

Bir yandan korkuyorsunuz Anadolu Bey’e bir şey yaptılar mı, görüş yaptırmadılar zaten uzun süre. Sonra ben gidemedim bir müddet. Telefon görüşlerimizi denk getirme saatleri değişmiş. Telefonu kapalı tutmam gerekiyor yerim belli olmasın diye, açtığım zamana denk gelmiyor filan. Uzun süre Anadolu Bey’le de konuşamadık. Onun için korkuyorum, nasıldır, sağlığı nasıl, bir şey yaptılar mı diye. Çünkü insanlara işkence edip televizyonlarda gösteriyorlar. Her şeyi yapabilir atık bu insanlar. Bunların çok vahşi olduklarını düşündüm. Her şeyi yapabilecek karakterde bu insanlar. Çocuklarıma zarar gelecek diye korkuyorum.

“TUTUKLANMAKTAN DEĞİL, HALKTAN, YAPABİLECEKLERİNDEN KORKTUM”

Okulların açılma zamanı geldi. 10 gün kadar geç başladılar. Çaresiz eşyayı taşıdık, okula da kaydettik. Benim korkum polisten değil, ben halktan korktum. Tutuklanmaktan korkmadım. Ölmekten de korkmadım. Ben onların yapabileceği başka şeylerden korktum. Çünkü İstanbul’da bir mitingde hocaları da söyledi, biliyorsunuz. “Onların malları, karıları size helaldir” diye. Çocukları okula kaydettirdik, başladılar. Biraz daha durulmuştu, dışarı çıkmaya başladık.

“BAKKAL DÜKKANINDA 8 AY ÇALIŞTIM”

Bu arada ben bakkal dükkanında çalışmaya başladım, geçinebilmek için. Soruyorlar ya nasıl geçiniyorlar diye, bakkal dükkanında ‘bakkal teyze’ oldum. (Gülüyor) İlk zamanlar değişikti, sonra alıştım. Hesaplamayı filan yapamıyormuşum gibi geliyordu, malların fiyatlarını unutuyordum. Hepsini yazmıştım listeye aramayayım diye. Sekiz aydan fazla böyle bir bakkal teyzeliğim de oldu.

Sizi bakkal dükkânında hiç mi tanımıyorlar?

Takip ediliyormuşum. Ben sonra bunu hapishanedeki dosyalarımda gördüm. Bakkal dükkanında çalıştığımı, gidip geldiğimi… Bakkal dükkânına arada polisler geliyordu, ben her defasında ‘beni mi almaya geldiler’ diye kalbim ağzımda bekliyorum. Alışveriş yapıp gidiyorlardı. Demek ki beni gerçekten takip ediyorlarmış. (Gülüyor) Yasemin o sene üniversite imtihanına girecek. O arada pasaport filan çıkardım çocuklara. Yasemin, yurtdışında bir üniversiteden teklif aldı. Yazdığımız maillere cevap verdiler. Yasemin orda üniversiteye başlayacaktı. Yusuf için Harun için, öyle şeyler işte. Çok zor tabii tek başınıza.

“SABAH 6’DA EVİMİ BASIP ÇOCUKLARIMI ALDILAR”

Tam pasaportları çıkarttım, bir ay sonra sabah, hatta bir gün önce telefonda babamın kanser olduğunu öğrendim. O hafta Anadolu Bey’in görüşünden direkt Bursa’ya geçip babamı ziyaret edecektim. Derken sabah saat 6’da kapı çaldı. Açtım, “Yasemin Atayün, Harun Atayün burada mı?” Evet dedim, ‘konuşacağız’ dediler. “Ne münasebet onlar çocuk ben varım burada”dedim. “Hayır onların ifadesini alacağız” dediler. “Ne ifadesi alacaksınız, çocuklar onlar” diyorum, ‘Hayır kaldır.’ Gittim Harun’u yandırdım, “Annecim seni polisler istiyor” dedim. Kalktı, ‘hani anne seni tutuklayacaklardı’ dedi.

Sizi değil, çocuklarınızı gözaltına almaya gelmişler…

Evet. Çünkü ben her görüşe gidişimde çocuklarla helalleşiyorum, bak annecim şu şu yapılacak, şuraya şuraya taksitimiz var, borçlar, elektrik su bilmem ne. Her defasında burada bu var, şurada şu yapılacak diye anlatıyorum, helalleşiyoruz, gidiyorum. Çünkü o sıralar hep görüşten kadınları alıyorlar. Her defasında tutuklanabilirim şeklinde gittim. Harun da o yüzden ‘Hani anne sana geleceklerdi’ dedi. Ben de ‘annecim sana gelmişler’, ağlıyorum bir yandan da. Yasemin’i kaldırdım. Bütün eve dağıldılar, yaklaşık 10 kişi. Hatırlamıyorum tam kaç kişiydiler. Bütün odalara daldılar, dedim sizinle muhtarın getirmesi lazım. ‘Muhtarı getirmeniz gerekiyordu, tek başınıza giremezsiniz’ dedim. Dediler, alt komşunuz. Alt komşumuz da, hiç tanımıyorum. Dedim ki ‘kardeşim lütfen bu adamların dediklerine bakmayın, biz hain değiliz, biz bilmem neci değiliz, Nusret Argun’u tanıyor musunuz, benim eşim onu aldı’ dedim. ‘Ona operasyon yaptığı için eşim tutuklu, o yüzden evimizi böyle basıyorlar’ dedim. ‘Bu insanlar her şeyi yapabilirler, benim evime bana ait olmayan bir şeyi koyup bana aitmiş gibi gösterip suçlayabilirler.’ Çünkü her odaya girmemeleri gerekir, benim başlarında olmam lazım normal şartlarda. Bir yandan hepsini takip etmeye çalışıyorum bir yere bir şey sokuşturacaklar diye, bir yandan da adamcağıza anlatmaya çalışıyorum. Oradaki memurlardan biri döndü, “Yenge hanım, bu toprağın üstü varsa altı da var” dedi. Hahhh dedim, “Allah sizin belanızı versin, inşallah sizin çocuklarınızı da gözünüzün önünde alırlar da eliniz yetmez hiçbir şey yapamazsınız benim gibi kalbiniz yanar.” dedim. “Canınız acır ama hiçbir şey yapamaz, çocuklarınızı kurtaramazsınız.” dedim. Ağzıma geleni saydım ben orda. İyi ki de yapmışım. (Gülüyor)

“POLİS DUA KİTABINI YERE ATTI”

Ne buldular evde suç unsuru olarak?

Gittiler Anadolu Bey’in cezaevinden çıkardığı dua itabı, üzerinde Sincan Cezaevi diye mührü var. Üstünde Anadolu Atayün diye yazıyor. Onu aldılar. Çocuğun odasında değil, oturma odasına. Oradaki kitaplıktan aldılar dediler ki “Bunu Yasemin’in üzerine yazacağız.” “Ne münasebet, burada yazıyor Anadolu Atayün, suç olsa cezaevine almazlardı, bak Sincan Cezaevi yazıyor. Kızımın üstüne nasıl yazarsınız, durduk yerde kızımın başını niye derde sokuyorsunuz” dedim. ‘Hayır bir şey yazmamız lazım üstüne.’ Bir şey bulamadılar, onu kızımın üstüne yazdılar. Orda bir bilgisayar vardı, bir arkadaştan ödünç aldık. Bir de evde yazıcımız var. Alma sebebimiz de Anadolu Bey’in avukatlarının tamamı tutuklandı, 15 Temmuz’dan sonra da Anadolu Bey’in bütün kanun kitapları hepsi çıkarıldı, yasakmış. E adam ne hazırlayacak? Mahkemelerde savunmasını yapacak. O yüzden bana diyordu işte şu mahkeme şeyini bul, insan hakları mahkemesinin bilmem ne maddesini bul. Bu arada bu kadar da zeki, kitabı görmeden, şu sayfadaki, şu numaralı maddeyi yaz getir. (Gülüyor) O maddelerin internetten girip araştırıyorum, ordan burdan bulup bilgisayara aktarıyorum, yazıcıdan çıktı alıp Anadolu Bey’e götürüyorum, o da savunmasını yazıyor. O bilgisayar bizim değil, onu da Harun’un üstüne yazdılar. Anlatıyorum bak Anadolu Bey’in dosyaları var içinde, yazıcı da var, benim gibi bir kadının evinde ne arar yazıcı. Ne yapacağım onu normal şartlarda. Sonra dedim ki aldıklarınızın resmini çekeceğim. “Siz her şeyi yapabilirsiniz, ben size güvenmiyorum.” O dua kitabını yere attı adam. Dedim ki “Orda Allah yazıyor, siz nasıl Müslümansınız, alsanıza yerden.” Kaldırdılar. Resimlerini çektim aldıklarının ama aldılar çocuklarımı götürdüler. Neler ettimse yok, kurtaramadım çocuklarımı. Arkalarından koştum, arabaya bindirdiler filan. Sonrası zor yani, o gün nasıl geçti bilmiyorum.

Çocuklarınızı evden götürürken kötü muamele vs. oldu mu?

Çocuklarımı doktor kontrolüne filan götürdüklerinde kelepçe takmışlar. Hatta Yasemin’e “Annenin korkusundan kelepçe takmadık, mahalleyi ayağa kaldıracak diye” demişler. Kelepçeyi arabaya biner binmez takmışlar, benim göremeyeceğim yerde. Kelepçeyi hastanede takmışlar, resim çekmişler, utanmazlar. Küçücük çocuğa…

Ne kadar kaldılar gözaltında?

Harun bir gün kaldı. Gittim, Çocuk Şube’de gösterdiler bana. Keyfi yerindeydi, iyiydi çok şükür. Bacak bacak üstüne atmış, ne kadar olayın ciddiyetinin farkındaydı bilmiyorum ama (Gülüyor) Oradan çıktım Yasemin’e gittim. Yasemin’i göstermediler, kıyafet veriyorum, var kıyafeti, para gönderiyorum var parası diyorlar. Hiçbir şey almıyorlar, geri gönderiyorlar beni. Yasemin 8 gün kaldı.

“OĞLUMA EZİYET ETTİLER: KÜFÜR, HAKARET, DARP…”

Siz ne zaman gözaltına alındınız?

O arada da sıra bana geldi tabii, ben biliyorum. Yusuf’la ikimiz hem değişiklik olsun, hem de ortalıkta gözükmeyelim diye Fethiye’ye gittik. Yasemin 8. gün gözaltından çıktıktan sonra. Orda aldılar bizi, sonra tutukladılar. Üç gün gözaltı, oğlumla birlikte. Oğlumu saldılar imzayla. Yusuf’a orada biraz eziyet de ettiler. Biraz derken yumuşatmış olmayayım, baya eziyet ettiler. Küfür, hakaret, sert darbe vurma, kafasını arabaya vurdurma filan.

Size nasıl davrandılar?

Ben sigara içen bir insanım, sigara vermediler, içirmediler. O da bir işkence bence. Çok büyük işkenceydi (Gülüyor). Oğluma da vermediler. Ancak doktor kontrolüne gittiğimizde bir tane izin veriyorlardı, orada içiyorduk. Ben o arada şokta mıydım, sigaradan dolayı krize mi girdim, Allah’ın bir lütfu mu bilmiyorum, gözaltı sürecinin çoğunu uyuyarak geçirdim. Normalde titizimdir, pis şeylerin üzerinde yatıp kalkmam, oradaki battaniyelerin birini başımın altına birini altıma, birini üstüme aldım sandalyelerde uyudum. Doktor kontrolüne götürüyorlar, sersem sersem uyuyarak gidiyorum, uyuyarak geliyorum. Böyle bir şok halindeydim. Uyudum ben hep. (Gülüyor)

Sorguda ne sordular, orada nasıl davrandılar?

Sorular soruyorlar orda. Barodan avukat atamışlar. Dedi, cevap verme, zaten savcı soracak aynı şeyleri. Ona cevap vermedim, avukat ne derse onu yaptım. Polisin eşi de olsam anlamam çok şeylerden. Savcıya çıktık, bir iki soru sordu. Beğenmedi cevaplarımı. Sonra mahkemeye çıktık. Mahkemede hakime hanım dedi ki, hakime hanım da yaz ya Muğla, şıpıdık şıpıdık terlikle gelmiş tatilden, geri gitti tatile. Tutukladım seni diyor. Hiçbir şey yok. Ben ne yapmışım, adam mı öldürmüşüm, hırsızlık mı yapmışım, ne yapmışım. Geldi tutukladım seni dedi, şıpıdık şıpıdık gitti. Böyle rahat. İnsan hayatıyla oynamak bu kadar kolay bu insanlar için.

Birsen Atayün Muğla’da gözaltına alındı.

ÇANTADAN ÇIKAN 62 ‘ŞÜPHELİ’ FOTOĞRAF

Mahkemede, ‘Senin çantandan 62 tane resim çıktı’ dedi. Nasıl yani? Eşimin mektupları resimleri hep çantamda olur. Bir dosyam vardı, dosyanın iki gözü vekaletnameler, belgeler filan, banka fatura, birinde de son gönderdiği mektuplar filan. Her an lazım olabilir gibi taşırdım. Her yerde her çantamla benle gezer. Dosyalar, mektupları filan da vardı. Bu sefer de ben şaşırdım. İnsan iki üç tane koyar, 62 tane ne. Ben de şaşırdım. Sonra aklıma geldi, o sıra kaldığımız ev çok büyük kışın zor ısınıyor, biz de yeni ev bakınıyoruz. Kızım tutuklanmadan o sıralar. Ben Anadolu Bey’in eski, yeni resimlerini, hapishanede çekindiklerini, daha önce beraber çekindiklerimizi bastırıyordum, gardırobumun önü boydan boya cam, o resimleri oraya yapıştırıyordum, onun da fotoğrafını çekip paylaşmıştım sosyal medyada. Onları toplamıştık, Yasemin’e topla demiştim. O da topladı anne nereye koyayım dedi. Ben de başka bir şeyle uğraşıyorum ‘Annecim koy oradaki çantalardan birine, nasılsa hepsini kullanmıyorum yazlık çanta’ dedim. Meğer o çantaya koymuş. Ama benim haberim yok, bakmadım hiç. Anlattım böyle böyle diye ama tabii kadına göre o şüpheli bir şeydi. Çantamda eşimin mektuplarının olması da şüpheli bir şeydi. Muğla’da Fethiye’de olmamız da şüpheli bir şeydi. Beni tutukladı, hapse gönderdiler.

“BUNLAR MEDYATİK, ÖNE ALIN”

Bir de Fethiye’de basın fotoğraf çektirme meselesi var sanırım.

Evet evet onu da anlatayım. Fethiye’de bizi aldılar, akşama kadar sorguladılar, aramalar neyse yapıldı. Oğluma baya eziyet ettiler orda. Sonra çıkarıyorlar bizi dışarıya, ama o arada ben bir memuru gördüm, elinde telefon dolanıyor ortalıkta. Bir iş çeviriyor bu diye düşündüm. Meğer çeviriyormuş gerçekten. Tam çıkıyoruz bir baktık kapının önünde medya var. Bizi sıraya soktu oradaki amir, bizimle birlikte tutuklanan, 5 kişiydik, doktormuş sonra öğrendim. “Bunlar medyatik, tanınan insanlar, bunları öne alın bizi arkaya alın” dedi. Çok sinirlendim. Ne demek yani bunları öne alın bizi arkaya alın. O polis amirleri de rahatsız oldu bu kelimeden. O arkadaşlar şu şekilde geçti, benim Allah’tan başka korkacak bir şeyim yok, korkarsam da kendi kendime heyecanımdandır, geçer. Güldük geçti.

“EŞİMLE EN SON HAZİRAN 2017’DE GÖRÜŞTÜM”

Eşinizle en son ne zaman yüz yüze görüştünüz?

Eşimle en son 2017 Haziran’ında açık görüşte görüştüm. Kapalı görüşe gittim hatırlayamıyorum ama Ağustos görüşünde gidemedim, çocuklar tutuklandı. Çocukların peşinde ne görüş ne bir şey. İşte en son ben Anadolu Bey’i 2017 Haziran görüşünde görmüş oldum. Bir daha görmedim. Kızım gitmişti görüşe, beni görmeyince anneni tutukladılar mı diye sormuş. Çünkü ben tüm görüşlerine gittim, göremediğim görüşlerine bile gittim. Yok demiş çocuklar Harun ve Yasemin tutuklandı. Yıkılıyor tabi Anadolu Bey, insanları nasıl üzeceklerini biliyorlar. Sonraki bir görüşe çocuklar gidiyorlar, yine ben yokum, ‘annen mi’ diyor. ‘Evet annem’. Bir daha göremedim.

“NEDEN TUTUKLADINIZ DİYE SORDUM, HAKİM ‘KEYFİMDEN’ DEDİ”

Bütün suçunuz Anadolu Bey’in eşi olmak mı? Nasıl tutuklandınız? Ne kadar kaldınız cezaevinde?

16 ay kaldım cezaevinde. İlk mahkemem 5 ay sonra oldu. İddianamem üç dört ay sonra geldi. İlk mahkeme yapıldı, kendimi elden geldiğince anlatmaya çalıştım. Dinlemeyeceklerini biliyorum ama bir gün hukuk gelecek. Sadece o yüzden savunma yaptım. Hukuk gelecek. İlgilenmiyor zaten hakim, bi bayan hakim vardı bana bakıp bakıp gülüyordu. Bunalıyorum sıkılıyorum ben burda ne yapıyorum ruh halindeyim ama kadın gülüyor sana. Kalktım ayağa dedim ki bakın bakalım ben kime zarar vermişim, kimi öldürmüşüm, kimi soymuşum, bakın kağıtlarınızda yazıyordur dedim. Döndü bana ‘Keyfimden’ dedi. Bu kadar. Yürüdü gitti. Adam keyfinden tutukladı beni. Baya bir mahkemeye çıktım ben. Ama her mahkeme çok acıydı benim için. Kendimi yakıştıramıyordum oraya. Ben sıradan bir ev hanımıydım.


ATAYÜN AİLESİ İLE SÖYLEŞİ, I. VE II. BÖLÜM: 

d Birsen Atayün: Acı çektik kelimesi ağır olur; üzdüler, üzüldük…

d Birsen Atayün: Hâkim, Anadolu Bey’e ‘kusura bakma, en az 5 kişiyi tutuklamak zorundayım’ demiş

d Anadolu Atayün kimdir?

 

DEVAM EDECEK…

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram