‘Beyefendi’nin hitabı

En fazla bir işportacının müşteri tavlamak için seslenmesi kıymetindeki konuşmayı bir hitabet örneği olarak değerlendirmemi beklemeyin lütfen!

MEHMET ŞAHİN 28 Mart 2021 YORUM

Arkadaşlarının çok ısrar etmesi gerekmemişti, onlarla mitinge gidecekti. Siyasetle pek ilgili değildi ama fırsat buldukça siyasileri tanımaya çalışırdı. Acaba günün birinde ülke idaresinde söz sahibi olmak istemesinin payı mı vardı bunda?

Kim bilir… Belki seçim sandığına giderken biraz daha emin olmak istiyordu kararından. Mitingle seçmene seslenilen pek ülke kalmamıştı dünyada. Fakat, bazı siyasiler çok seviyordu karşısında büyük kalabalıklar toplayıp onlara seslenmeyi.

Zaman zaman tartışırlardı bu konuları. Arkadaşları mevcut iktidarı destekliyor, çok ciddi sorunlardan söz edilse de bağlılıklarını gözden geçirmeyi bile düşünmüyorlardı. O bunu çocukluktan bağlanılan bir futbol takımı taraftarlığına benzetiyordu. Mesele iyi ya da kötü olması, doğru veya yanlış işler yapması değil, onun olmasıydı. Partileri değerlerinden, liderleri de partilerinden çok öndeydi. Hatta, parti için liderden sonrası yok denilse yeriydi. Tuhaf olan, partililer de bunu kabullenmişti. Oysa, sürekli sözü edilen davanın bir kişiye endekslenmiş olması sorgulanmalı değil miydi?

Müthiş bir siyasi hırs vardı partililerde, ilk dönem böyle değilken işler daha yolundaydı. Ne zaman ki siyaset asıl hedef haline geldi, memleket için kurulan düşler sadece birer seçim propagandasına dönüştü, partinin de ışığı sönmeye ama gürültüsü yükselmeye başladı. Bunu ilk zamanlarda görev alan ve lideri rahatlıkla sorgulayabilen önemli isimlerin bir bir uzaklaşmasından da anlamak mümkündü. Belki de bir siyasi hareketi ışıltılı kılan, siyasete araç olmaktan öte anlam yüklemeyenlerin varlığıydı. Başka düşünceler başka yollardan gelmiş olsalar da, ortak değerlerde buluşup memleket için kafa yoranlardı partileri daha anlamlı kılan. O siyasi yapıyı kişisel kariyer planları ve profesyonel uğraşları için araç olarak görenlerse içten içe çürüyen, yetenekleri zayıflayan ama makyajı sürekli tazelenen bir şov yıldızına çevirmişlerdi partiyi. Bu görünmez bir durum da değildi, ancak arkadaşları bir türlü aynı netlikte ifade etmiyor, geçici bir durum olduğunu bir ayıklanmanın yaşanacağını söyleyip duruyorlardı. Sözü edilen ayıklanmaysa, git gide dev bir iş ağına dönüşen partiden ilkeli olanların ayrılmasından başka bir şey değildi. Herkes tarafından geçmişte bu düşüncede olmadığı bilinen insanlar bir anda liderin etrafında belirirken kendi içlerinde de gruplaşmalar yaşanıyordu. Bir bölüşüm savaşı olduğu, bu savaşta daha çok ganimet elde etmek için de zoraki ittifaklar kurulduğu gayet açıktı. Ne var ki, lider paye verdikçe, yol açtıkça yeni isimler parti teşkilatı tarafından kolayca kabulleniliyordu. ‘Beyefendi’nin el verdiği bir tür serbest geçiş kartı kazanıyordu. Onlarda bu avantajı yorucu hizmetlerinin karşılığını elde etmek için kullanıyorlardı.

Gidişatı partideki herkes biliyor ama, dışarıdan göründüğü gibi tarif etmiyordu, ‘Hain’ olmamak için. Öyle ya, partideki aksaklıkları yüksek sesle dile getirip ömrünü davaya adayan ‘Beyefendi’yi yıpratmaya kimin ne hakkı vardı? Susulacak, parti içinde halledilecekti bu mevzular, kol kırılır yen içinde kalırdı. Kol kırdığı, hiddetlendiği zamanlarda muhatabına vurduğu da söyleniyordu ‘Beyefendi’nin ama, bu gerçek olsa bile davadaki samimiyetin, heyecanın, hassasiyetin bir yansıması olarak kabul görüyordu belki… Yükü az değildi, sadece içeride değil dışarıda da muarızı çoktu. Bunları konuşa konuşa miting alanına varmışlardı bile…

Her taraf parti flamalarıyla, ‘Beyefendi’nin afişleriyle donatılmıştı. Abartılı bir bezeme vardı meydanda; civar binaların yüzeylerinde aynı kişinin yirmi yaş genç halini gösteren devasa posterler, yine onun sözlerinden hazırlanmış büyük pankartlar, yerde neredeyse ince bir tabaka meydana getirmiş parti logolu broşürler ve bir ayine hazırlanırcasına partiyi sembolize eden renklerde kumaşlar giydirilmiş direkler…

Şık bir platforma dönüşmüş TIR’a yaklaştılar mümkün olduğunca. Genelde gecikirdi böyle çok sevilen liderler. Kolay mıydı o yol boyu dizilen yurttaşları kırmak? Otobüsten selamlamakla yetinmezdi başkan da. Sık sık durur, basının güzel hikayeler çıkarabileceği yerlerde sohbet ederdi insanlarla. Hakkını yememek lazım, halk dilinin bir ortalamasını almak mümkün olsa, ‘Beyefendi’ onun eğitimini eksiksiz verirdi. Arkadaşları bunu da belirterek müthiş bir hatip olduğunu savunuyordu. O vakte dek bu konuda ukalalık etmek istememiş, yerinde göreyim, dinleyeyim demişti. Kalabalık hareketlenmiş, kıpırtı bir dalgalanmaya dönüşmüştü. Gelmişti işte! Gülümsemesini hiç düşürmeden iki eliyle meydanı selamlaya selamlaya platformu bir uçtan diğerine kat ettikten sonra kürsüye geçti.

Sürekli tekrarlanan adı bir tılsım gibi heyecanı artırdıkça artırıyordu. Coşkulu kalabalık o el işaretini görmese susmayacaktı belli ki. Ülkenin ortalama hassasiyetlerini ifade eden sözcüklerin serpiştirildiği selamlamayla birlikte izleyicilerin nabzı yine yükseldi. Kıvamı yeterli bulan başkan onlarla bütünleşmek için mikrofonu alarak kürsüden uzaklaştı. Platformun ucuna gelip söze başladı. Bulunduğu şehrin kendileri göreve geldiğinde ne halde olduğunu şimdiyse şehrin nasıl da gelişip güzelleştiğini anlattı ilk olarak. Rakamlardan söz etti, sayılar verdi, kıyaslamalar yaptı. Hani dışarıdan biri gelse, şehrin onların döneminde kurulduğunu bile düşünebilirdi. Şehirdeki üniversiteyi kurduklarını söylediğinde artık iyice alkışın dozunu artıran kalabalığın aksine şaştı kaldı, hemen arkadaşlarına baktı. Üçü de o üniversitede, farklı fakültelerde okumuştu ve bu doğru değildi. Karıştırmış mıydı lider? Hayır, aslında konuşmuyor, platformun iki tarafına yerleştirilmiş ekranlardan okuyordu, az evvel fark etmişti. Sonra ölçeği büyüttü konuşmacı, ülkenin de o şehir gibi miladı olduklarından söz etti. Nereden nereye getirdiklerini anlattı memleketi. Aynı şeyi yapıyor, kendi iktidarlarından önce hizmete açılan alt yapı ünitelerini yapmakla iftihar ettiğini; hiç olmadığı kadar yüksek binalara izin verdikleri halde şehrin tarihi dokusunu bozmamakla dolaysıyla, ecdadı incitmemekle gurur duyduğunu anlatıyordu. Zor getirdi konuşmanın sonunu, kalabalık bir duvar gibi olmasa aralardan bir yol bulup ayrılacaktı. Selamlama coşkusunun uğurlama için sönük kaçacağını düşünmüş olmalıydı tek beyin gibi hareket eden kalabalık, elleri patlarcasına alkışlıyordu kendilerine el sallayan ‘Beyefendi’yi…

Kendilerini dağılmakta olan kalabalığın dışında, liderin konvoyunun geçeceği yolun kenarına atmışlardı. Hemen sordu partili iki kafadar; ‘Nasıldı Beyefendi’nin hitabı?’. Uzun uzun anlatmaya niyeti yoktu:

– Aslında meydana gelişinden itibaren beden dilinden yapay duygu yönlendirmelerine, yanlış vurgularından yersiz tonlamalarına, hitabetin bir gereği olan konu bütünlüğüne uymamasından hatalı kullandığı sözcüklere kadar teknik bir değerlendirme yapmak isterdim ama gerek kalmadı.

Şaşkın şaşkın ona baktı arkadaşları. Gözleriyle, rakiplerinin bile iyi bir hatip olduğunu kabul ettiği beyefendi için nasıl böyle konuşabilirsin diyorlardı.

– Bir konuşmacı değil, okuyucuydu sahnede gördüğümüz, bunu anlayabiliriz o kadar çok konuşuyor ki, bir metin desteği kaçınılmaz. O halde bu performansa da bir hitabet gözüyle bakmamak gerek. Neyse bu da tali bir gerekçe. Bu konuşmanın üstünde durmayı anlamsız kılan, tam da ‘Beyefendi’nin geldiği mahalle. Arkadaşlar, hitabet dediğimiz tarihte üç ana başlıkta toplanır; dinî, siyasî ve askerî… Siz de bilirsiniz ki, hitabeti İslam medeniyetinde bu kadar özel kılan hatta sanat katına yükselten, peygamberler ve onları izleyen alimlerin konuşmalarıdır. Yani, bir yerde peygamber kabiliyetidir hitabet. O halde onun temel gereği doğru, dosdoğru konuşmak olmalı değil mi? Kendi okuduğumuz üniversitenin ne zaman kurulduğunu, şehrimizdeki yolun, köprünün ne zaman hizmete açıldığını bildiğimize göre, sadece heyecanlı bir konuşma için bu yalanları yok mu sayacağız? Onun için, en fazla bir işportacının müşteri tavlamak için seslenmesi kıymetindeki konuşmayı bir hitabet örneği olarak değerlendirmemi beklemeyin lütfen!…

O cümlesini tamamlayıp yürümeye başlamıştı ama itiraz gelmedi; arkadaşları pahalı, siyah araçların bitmek bilmez bir tren katarını andırdığı ‘Beyefendi’nin konvoyunun tesirindeydi şimdi de…

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram