Avukat Vural Ergül: ‘Darbe mekaniği’ işletildi

Ergenekon ve MİT TIR'ları davalarının avukatlarından Vural Ergül emekli 104 amiralin Montrö bildirisini ve açılan soruşturmayı Kronos'a değerlendirdi: "Dilerim yanılırım ama 'darbe mekaniği' işledi bir kere. Sulh ceza hakimliği kararını şimdiden vermiştir, amirallerin tamamı ifadeye çağrılacak ve bir kısmı tutuklanacak."

HİCRAN AYGÜN 10 Nisan 2021 KRONOS ÖZEL

20 Temmuz 1936 tarihinde imzalanan Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılmasına dair itirazlarını dile getiren 104 emekli amiralden 10’u ifade için Ankara’ya götürüldü. Hukukçuların bile içeriğinde suç unsuru bulamadığı bildiriyle ilgili “darbe çığırtkanlığı” ise metnin yayınlanış saati üzerinden yapılıyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “buram buram darbe iması” diye nitelendirdiği “Amiraller Bildirisi” soruşturmasında bundan sonra neler olabileceğini Avukat Vural Ergül, Kronos’a anlattı.

Bildiriyle başlayalım. Benzer bildiriler büyükelçiler tarafından yayınlanınca suç unsuru teşkil etmedi, üzerinde durulmadı. Bildirinin, emekli amiraller tarafından yayınlanması, özellikle yayınlanma saati vs. de göz önüne alındığında sizce de “buram buram darbe iması” kokuyor mu?

Bildirinin içeriğinde herhangi bir surette darbe iması görmüyorum. Yayınlanma zamanı tartışmalar ne olursa olsun, ister planlanan tarihte, saatte olsun, ister planlanmış tarih ve saatin aksine olsun, hiçbir surette darbe olarak tanımlanamaz. Bunu darbe olarak yorumlamak için emekli amirallerin bağlantılı olduklarını iddia ettikleri muvazzaf subaylarla ilgili kaygıları, korkuları değerlendirmek gerekir. Hele hele “buram buram darbe kokuyor iması”nı aşırı abartılı, maksatlı, bildirinin içeriğine ve açıklamanın biçimine açıkça aykırı buluyorum, bunda kişisel olarak hiçbir tereddüdüm bulunmuyor.

AMİRALLER BİLDİRİYİ BANA DANIŞSAYDI ‘SUÇ UNSURU YOK’ DERDİM

Emeklilerin adliyeye sevk edilmelerinden yola çıkarak savcı hangi cümle ya da kelime nedeniyle iddianame hazırlayabilir, amiraller hangi maddeden yargılanabilir?

Amiraller bu bildiriyi yayınlamadan önce bana gelip bir hukukçu olarak ‘Bildirinin içeriğinde herhangi bir suç unsuru var mı’ diye sormuş olsalardı ‘Hiçbir bir suç unsuru yok’ derdim.

Bildirinin içeriğine ilişkin tartışmalar çerçevesinde başlığının değiştirildiği vs. iddialar var ama bunları da herhangi bir surette ciddiye almıyorum. Başlığında ‘basın duyurusu, bildiri veya açıklama yazması; “Emekli Amirallerin Bildirisi” yahut “Yüce Türk milleti” ifadesinin kullanılması, anayasal hak olan düşünceyi ifade hürriyetinin kullanılmasından öte hiçbir anlam taşımaz.

Niye 104 amiral bir araya gelip de imzalamış? 12 Eylül döneminde 3 kişiden fazla bir araya gelmek, toplu dilekçe vermek suçtu. O günler geride kaldı derken şimdi ‘Niye 104 amiral bir araya geldi’ deniliyor. Yani 99 yahut 55 amiral imzalamış olsaydı suçlama değişir miydi? Bu suç için yeter sayı şartı mı var? Genel Kurul oylaması değil ki bu niye 867 amiral imzalamazken 104 amiral imzalamış sorusu hukuki değil yalnızca gülünç… Türkiye’den başka dünyanın hiçbir ülkesinde emekli askerlerin, ulusal güvenlik ve mensubu oldukları eski kurumlarına ilişkin kaygılarını paylaşmaları darbe endişesi oluşturmaz ve terör faaliyeti olarak değerlendirilemez. Bu yalnızca Türkiye’ye ve AKP hükümetine mahsus bir kaygı, endişe. Oysa bir suçun unsurları açık saçık yasada düzenlenmiştir.

Ama şimdi hükümet çevresinden gelen tepkilere bakılınca suç yakıştırmasına haklılık kazandırmak için hiçbir surette yasada bulunmayan, ‘Yüce Türk Milleti, Bildiri’ ibaresinin kullanılması, gece yarısı yayınlanması gibi çok farklı değişken nedenlerle suçlamaya unsur yaratılmaya çalışıldığı çok açık görülüyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi, Anayasa Mahkemesi ve açıklanan İnsan Hakları Eylem Planına göre kabulünün mümkün olmadığını söylemeye gerek dahi yok.

İDDİANAMEDE NELER YAZABİLECEĞİNİ TAHMİN EDİYORUM, AMA SAVCIYA KOPYA VERMEYEYİM

Daha önce avukatlığı yaptığım Ergenekon, MİT TIR’ları gibi davalardaki iddianamelere bakınca savcının iddianamesinde nelere yer verebileceğini tahmin edebiliyorum. Ama savcıya kopya vermeyeceğim. Savcı ne yazarsa yazsın, nereden, nasıl esinlenirse esinlesin ortadaki açıklama hiçbir halde anayasal düşünce ifade hürriyetinin kullanılmasından başka bir şey değildir. Çıkacak iddianamenin hukuka usule aykırı olacağından eminim çünkü ‘o ruh’u Ergenekon’dan beri çok yakından tanıyorum, biliyorum.

Savcılıktaki ifadelerin ardından mahkemeye sevk ve tutuklama bekliyor musunuz?

Bildirinin yayınlandığı tarih ve saatten hemen sonra kamuoyunda bir merkezden estirilen rüzgara, tüm yaşananlara bakılırsa soruşturmanın ardından ifadeler tamamlandıktan sonra ilk olarak gözaltına alınan 10 amiralin arasından tutuklamalar olabileceğine kuvvetle olasılık veriyorum. Kaldı ki tamamının savcılığa sevk edileceğini de düşünüyorum. Bazılarının yaş ya da hastalık nedeniyle adli kontrolle serbest bırakılabileceğini umuyorum. Dilerim hiçbiri tutuklanmaz. Açıklamanın hemen sonrasında, AKP’nin aldığı tavır, özellikle darbe tehdidi bahsiyle CHP ve İYİ Parti üzerinden kamuoyunda oluşturulmak istenilen algı ve Ergun Mengi amiral üzerinden başlatılan tartışmaların ardından artık iktidarın bu bildirinin üzerine bina etmeye çalıştığı yapıdan, süreçten geri adım atacağına olasılık bırakmıyor.

SAVCI VE SULH CEZANIN KARARI ŞİMDİDEN BELİRLENMİŞTİR

Amiraller savcılıktaki ifadelerinde her ne kadar oluşu itibariyle bildiriye ilişkin süreci tüm çıplaklığıyla, gerçekliğiyle, kanıtlarıyla anlatsalar da özellikle Yargıtay’ın bile görüş açıkladığı, binden çok yandaş STK tarafından yapılmış suç duyurusunun, hükümetin önemli mensuplarının neredeyse her gün birden çok açıklama yapmasının, yandaş medyanın manşetlerinden, köşelerinden inmeyen “İmzacı Amiraller”e dair toplumda oluşturulmuş algıdan yola çıkarak savcılığın da sulh ceza hakimliğinin de bu konuda vereceği kararın şimdiden belirlendiğini düşünüyorum. Dilerim yanılırım… Ama bugüne kadarki soruşturmaların tamamında ortaya çıkan o bildik, alışılageldik, artık kanıksadığımız tablo yeniden tezahür edecek.

Bildirinin ilk yayınlandığı internet sitesinin sahibinin itiraf gibi açıklamasından sonra bile tutuklama olursa bu ne anlama gelir?

Bildirinin yayınlandığı internet sitesinin sahibinin açıklamaları savcılık cephesinde ya da sulh ceza hakimliği nezdine herhangi bir surette atılı suça yapılacak olan değerlendirmeleri etkilemeyecektir. Amirallerin üzerine atılı suçun unsurları açısından bakıldığında o bildirinin ilk yayınlandığı internet sitesinin sahibinin itirafları hiçbir değer taşımayacaktır. Nihayetinde bildirinin ayın 4 ya da 6’sında yayınlanacak olması veya yayın saatinin 22.00 ya da 17.25’te olması bu bildirinin ortaya çıkardığı iddia olunan tehdide ilişkin yapılacak değerlendirmede esasa etkili olarak görülmeyecektir.

KUMPAS HUKUKÇULUĞU UZMANLIK ALANI OLDU

Çünkü ben yargının artık soruşturma özelinde dosya içeriğiyle, olayın oluşuyla, bildirinin gerçek yanlarıyla ilgili olmadığını, soruşturmanın da kovuşturmanın da tamamen kamuoyunda oluşturulan algıya göre şekilleneceğini düşünüyorum. Bu artık Türkiye’de yargının karakteristik özelliği halini almıştır. Ergenekon Davaları ile başlayan “gelenek” bugünlere dek hep böyle şekillendi. 14 yıldır fasılasız bu böyle. Yandaş medya ile şekillenen süreç yargıyı ve sonucunda verilecek olan hükmü belirliyor. Artık Türkiye’de Trafik Hukukçusu, İş Hukukçusu gibi bir de Kumpas Hukukçuluğu adında bir uzmanlık alanı oluştu. Ben bir Kumpas Hukukçusu olarak yargılamanın seyrini ve sonucunu yasaya göre değil yandaş medya üzerinden oluşturulmak istenilen algıya göre değerlendirerek görebiliyorum.

Amirallerden birkaçının yaşı ve hastalığı nedeniyle gözaltına alınmadığına ilişkin haberler çıktı. 104 imzalı bildiriden neden sadece 10 kişi gözaltına alındı, diğerlerine “operasyon” yapılmadı?

Şimdilik yalnızca 10 amiral savcılık soruşturması için gözaltına alındı, 4’ü savcılığa çağrıldı… Sormalı, savcı hangi ölçütlere göre bu amirallerden kimisini davet ile çağırmakta, kimisini sabah evinden aldırmakta? Cevaba, izaha muhtaç. Makul, hukuki bir cevabı yok bunun. Ama şimdi anlaşılan o ki soruşturma kolluğu, açıklamanın şekillendirildiği whatsapp grubuna dair bilgi sahibiydi, bir kısım dijital delil için belirledikleri isimleri sabaha karşı evlerinden gözaltına aldılar. Şimdi elde edilen dijital deliller sonrasında diğer 90 amiral sanırım sırayla çağrılacaklar. Bunun bir kaç nedeni olabilir, evvela bu soruşturma süreci kontrollü olarak zamana yayılacak ve kamuoyu gündemi şekillendirilecek… Öte yandan imzacı amiraller 65-75 yaşlarındalar. Her gün aynı zamanda TEM’de diğer terör örgütü operasyonları var. 100 şüpheliyi birden alıp sorgulamak imkanları sınırlı. Zaten aceleye ihtiyaç yok, yedire yedire imzacılar alınır ve bu arada beyanlar, ifadeler üzerinden delil elde edilir…

Bununla da kalınmaz,  bildirinin yayınlanması sürecinde gazetecilerin de bilgisine başvurulur. Nitekim Zihni Çakır bununla ilgili ifade verdiğini söyledi ama bildirinin aynı saatte yayınlandığı söylenilen diğer bir internet sitesinin ilgilileri henüz savcılıkla muhatap olmuş değil. Önümüzdeki günlerde bunlar da savcılık soruşturmasına dahil olacaktır. Ayrıca amirallerin bağlantılı olduğu muvazzaf asker ve çevreler de soruşturmaya dahil olacağı gibi hükümetin ısrarla vurguladığı siyasi parti bağlantıları vs iddiaları da soruşturulacaktır. Bu soruşturmanın daha bir müddet süreceğini ve genişleyeceği tahmin edilebilir. Daha önce de benzer darbe ve terör soruşturmaları hep aynı çerçevede şekillendi. Dolayısıyla 104 imzalı Amiraller Bildirisi daha çok su kaldıracağa ve gündemi işgal edeceğe benziyor.

ERGENEKON’DAN TUTUKLANANLARIN BAZILARI BUGÜN DE ŞÜPHELİ

Bu “dava” geçmişte yaşadığımız hangi dava ya da operasyonlarla örtüşüyor ya da benzeşiyor. Sonunda ne çıkar?

Bu soruşturmada süreci belirleyici faktörler hemen hemen Ergenekon sürecindeki faktörler ile aynı… Soruşturmayı şekilleyen medya birkaç eksik dışında yerli yerinde, manşetler, köşe yazıları, tartışma programları, korunmak istenilen yarar, tespit edilen tehlike ve benzeri tüm başlıklar aynı… Yalnızca kısmen kadrolar değişmiş… Hatta bir kısım aktörler aynı… O günlerde Ergenekon sürecinde tutuklananların bazıları bugün de şüpheli… Bu yüzden bugün yaşanılanlar işi bilenlere ben de olduğu gibi soruşturulanlarda da “Biz bu filmi daha önce görmüştük” dedirtiyor. Ki ben zaten kişisel olarak başından beri ısrarla bugünlere dikkat çekip durdum. Yazık ki aralarında bir kısım bugünün şüphelilerinin de yer aldığı bazı isimler, şimdi büyük bir utanç ve pişmanlıkla ortağı, parçası olduklarını sandığı güce tapınıp, sarhoşluğa kapıldı ve an itibarıyla travma yaşamaktalar… Bu hususa dair esaslı değerlendirmemi şimdilik bu kadarla saklı tutayım.

Nihayetinde bugün Ergenekon soruşturmalarının başlangıcı, süreçte daha sonra aldıkları şekil, genişlik ve kapsama alanı, hedefi, yandaşı, mağduru çok çok büyük ölçüde benzerlik gösteriyor.

Eğer bir soruşturmada usul, yasa yok sayılırsa ha Ergenekon, Balyoz ha Ankesör tüm soruşturmalar birbirlerine benzerler. Usule yasaya aykırı her soruşturma aynı derecede mağduriyet yaratır, asla adaletin tecellisine mahal bırakmaz, asla maddi gerçek ortaya çıkmaz, sadece hapislikler, ıstıraplar, yaşanılır, geride kayıplar, acılar, gözyaşları kalır. Bu soruşturmalar ne demokrasiye ne hukuka hiçbir şey kazandırmaz. Yalnızca bizlere yargının kıymetini, değerini, önemini bir kere daha o da zıddından anlam çıkartarak hatırlatır, öğretir. Ama bu hiçbir şeyi değiştirmez.

İDDİANAMELER AKSİNE GÖRÜŞ BEYAN EDENLER TUTUKLANDI

Bu davaların ortak özelliği o ki; maddi gerçek yok sayılıp süreç oluşturulan algıya göre yandaş medya üzerinden şekillendiriliyorsa, savunma yok sayılıyor, gerçeği yazan gazeteciler ve gerçeği savunan avukatlar tutuklanıyorsa tereddütsüz o dava için bir kumpas davası diyebilirsiniz. Bugün Ergenekon davası için konuşmak en tehlikesizi. Birçok meslektaşım var ki 15 Temmuz davalarındaki savunmalarından ötürü, kumpas dediği, iddianame aksine görüş beyan ettiği için tutuklandı, soruşturuldu. Doğal olarak bu konuda daha fazla görüş açıklamaya korkuyorum.

Aileleri ve bazı gazeteciler amirallerin “Terör şüphelileriyle birlikte gözaltına bulundurulmalarını” tepkiyle karşıladı. Bunu nasıl değerlendirirsiniz?

Gülünç ama anlaşılır değerlendiriyorum. Gözaltındaki amiraller trafik suçu şüphelisi değil ki, onlar da nihayetinde “Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar için anlaşma suçu yani terör suçu” şüphelileri.  Üzücü olan o ki aralarında bir kısım hukukçuların ve gazetecilerin de yer aldığı birçok insan, toplu terör suçu denilerek uygulanan göz altılarda 3 kez verilecek 4’er gün uzatmayla kendilerinin dahi 12 güne kadar gözaltında tutulabileceğini bilmiyor.

Şimdi amirallerin bazı avukatları, avukatların savcılarla görüşemediğinden yakınıyor. Bizler, 15 Temmuz davalarında avukatlık yapanlar ise buna ancak acı acı gülebiliyoruz. Bu meslektaşlarımızın 15 Temmuz sonrası terör soruşturmalarında yargılamalarında öğrenecekleri daha çok şey var. Her geçen gün yeni yeni yakınmalarını, şaşkınlıklarını birlikte takip edeceğiz.

AMİRALLER 8 GÜN GÜN IŞIĞI GÖRMEYECEK, TEMİZ HAVA SOLUMAYACAK 

Bugün Amiraller 3 kişinin kalabileceği bir hücrede 2 ya da 3 kişi kalıyorlar ki bu bile o hücrelerde tıkış tepiş kucak kucağa on kişi kalanlar için bile bir lüks. Ama ne olursa olsun bir insanın hele pandemi koşullarında hiç gün ışığı görmeden, yüzlerinde maskelerle 24 saat süreyle 8-9 gün kaldığını zihninizde bir canlandıracak olursanız, bu uygulamanın hukuksuzluğunu, insan haklarına ne kadar aykırı olduğunu kolaylıkla anlayabilirsiniz. Bu uygulama sadece FETÖ’cü, PKK’lı ya da DHKP-C’li olduğu iddia edilen insanlara mahsus uygulama değil, terör suçundan gelen bütün göz altılarda polisin standart uygulaması. Ama adi suç şüphelileri bu kadar süre gözaltında kalmadıkları için daha şanslılar. Siyasi suç şüphelisi olunca maalesef özel hükümler çerçevesinde gözaltı süreleri 12 güne çıkabiliyor. Bu çerçevede amiraller 8 gün, hiç gün ışığı görmeyecek, temiz hava solumayacak. Zaten yaşları ileri, dilerim yorgun ve hasta düşmezler gözaltı sonrasında birçok şüpheli Covid’e yakalanabiliyor. Dilerim amiraller yakalanmazlar.

DARBE TUTUKLUSU KOMUTANLARLA AYNI KOŞULLARDA OLACAKLAR

Hüküm bile giymemiş “darbeci asker” olduğu iddiasıyla “tehlikeli tutuklu” statüsünde bulunan bir kişiyle, söz konusu amiraller arasında nasıl bir benzerlik var ki ceza aldıklarında aynı muameleyi görecekler? Yargı bunu nasıl “ayarlayacak.” Bir kişinin “tehlikeli tutuklu” sayılabilmesi için hangi suçu işlemesi gerekiyor?

Savcı henüz ifade almadığı için soruşturmanın hangi suç üzerinden sürdürüleceği de tam bilinememekte. Kamuoyuna yansıdığı kadar öğrenebiliyoruz. Ortada güya bir “darbeye dönük anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs” suçu çerçevesinde “suç anlaşması’ soruşturması var. Soruşturmanın ilerleyen safhasında bu soruşturma ve konusu suç, hangi suça evrilir bilemiyoruz. Ama istenilen ceza, toplumda oluşan infial, suçun oluşturduğu tehlike vs. denilerek adli tedbir kontrollerinin yetersiz kalacağı anlaşıldığından bu amirallerin bir kısmı hakkında tutuklama verilebilir. Eğer amiraller hakkında darbe soruşturması kapsamında bir tutuklama verilecek olursa o zaman hiç şüphesiz tutuklanacak amiraller F Tipi yüksek güvenlikli cezaevinde bulundurulacaklardır. Bu durumda da tabi ki 15 Temmuz sonrasında tıpkı Sincan’da, Silivri’de bulundurulan diğer darbe tutuklusu komutanlarla birlikte aynı koşullarda tutuklu olacaklar. Yani tehlikeli tutuklu olarak hapsedilecekler. Aslında uygulamaya bakılırsa bunun için darbe suçlusu, şüphelisi olmak da gerekmiyor.

AMİRALLER ÇOK AĞIR ‘TEHLİKELİ TUTUKLU’ STATÜSÜNE ALINABİLİRLER

Kendi müvekkilim Hamza Celepoğlu’ndan örnek vereyim. Celepoğlu, MİT tırlarının durdurulması soruşturmasında 5 yıldır “tehlikeli tutuklu” statüsü altında. Birçok darbe şüphelisi komutan ile 17-25 sanıkları da cezaevlerinde yine tehlikeli tutuklu statüsünde. Tehlikeli tutukluluk çok ağır bir statü. Uygulamada ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum olanlardan bile çok daha ağır koşullarda tutuklu olarak bulunduruluyor. Bu tehlikeli tutuklu denilen tutukluları Cezaevi Gözlem İdare Kurulu Başkanlığı aldığı bir kararla belirliyor. Ama bu kararlar bir merkezden gelen yazılar üzerine alınıyor. Suçun toplumda infial oluşturması, toplumun ve cezaevinin güvenliği, tutuklunun kendisi ve diğer tutukluların güvenliği ve benzeri birtakım kalıplaşmış ifadelere dayanarak tutuklular hakkında bu karar alınıyor ve sonrasında tutuklunun havalandırmaya çıkışı sadece bir saat süreyle sınırlandırılıyor. 23 saat odadan çıkamıyorsunuz. Hatta odadan avukata, doktora giderken başkaca tutuklu ve hükümlülerle koridorlarda karşılaştırılmamanız için koridor geçişlerinde yüzünüz duvara döndürülüyor, koridorlar boşaltılıyor. Spora tek başına çıkıyorsunuz, mesela Abdullah Öcalan’da yine anayasal düzene karşı suç işlemiş üstelik hükümlü ama o spor saatinde arkadaşlarıyla masa tenisi oynayabiliyorken benim müvekkilim tek başına halı sahaya çıkartılıyor ve “Spor hakkını kullandın hadi dön” denilip geri götürülüyor. Tehlikeli tutuklu diğer tüm haklarından da mahrum ediliyor, mesela TV, radyo satın alma hakkı olmuyor. Yine Öcalan kendisine hediye edilen TV’yi, 12 kanalı günün 24 saati izleyebiliyorken benim müvekkilim gibi 17-25 polis şefleri, darbe tutukluları ne TV ne radyo izleyip dinleyebiliyor. Tehlikeli tutukluysanız cezaevinin avlusunda gökyüzünün göründüğü kısmı telle kapladıkları gibi hücrenizin camını da telle kapatıp, açılmasını engelliyorlar. Düşünün duvara bakan camınızı bile açamıyorsunuz. Temiz havaya aç, muhtaç hale geliyorsunuz. Bunun kanunsuz bir ceza olarak yıllarca sürdürülmesi ise cezaevleri koşullarını düzenleyen uluslararası düzenlemelere ve temel insan haklarına açıkça aykırı olduğu gibi Türkiye’nin de ciddi anlamda sorumluluğunu doğuracak bir uygulama. Yazık ki bu amiraller tutuklandığı zaman onlar da darbe tutuklusu olmakla birlikte “tehlikeli tutuklu” statüsüne alınıp aynı durumla karşı karşıya kalabilecekler.

Kamuoyunun şimdiye kadar cezaevlerine mesafeli kalmış kesimlerine, paşaların, amirallerin tutuklandığında bu koşullarda olacağını şimdiden söylüyorum. Bu koşullarda bir insan yaklaşık 2 ay sonra çok ciddi sorunlar yaşamaya başlar. Bu hal tehlikeli tutuklu kararı alınanların sağlıklarını ve yaşamlarını da tehdit ediyor. Üstelik bu karar mahkeme kararı olmadan tamamen idari bir kararla alınıyor… Bu denli uzun kanunsuz bir ceza uygulaması; temel hak ve hürriyetlere, insan haklarına açıkça ve sistematik olarak aykırı, bir işkence. Mutlaka tepki gösterilmesi gereken bir durum. Ne yazık ki kamuoyu şimdiye kadar sessiz kaldı. Şimdiden amirallerin avukatlığını yapan ve yapacak olan meslektaşlarımı da uyarıyorum. Hiç kimse unutmasın ki hukuk bir gün herkese lazım olacak…

PUTİN’İN ERDOĞAN’I ARAMASI SORUŞTURMA SÜRECİNİ ETKİLER

Son olarak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Montrö ile ilgili olarak Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’la telefonda görüştü. Bu görüşme soruşturmaların sürecini nasıl etkiler?

Montrö ile ilgili Amiraller Bildirisi sonrası soruşturmanın ABD Başkanı Joe Biden ile ilgili olarak iyileştirme amaçlı başlatıldığı değerlendirmelerini yapan bazı çevreler de olmuştu. Tabi bu değerlendirmeler bir yana Putin’in bugün Montrö ile ilgili hassasiyetlerini ifade için Erdoğan’ı araması, ABD’nin 2 savaş gemisiyle boğazlardan Karadeniz’e geçiş için Türkiye’ye başvurusu birlikte değerlendirildiğinde soruşturmanın da sürecin de bu uluslararası gelişmelerden etkilenmemesi olası değil. Şimdi asıl mesele Türkiye’nin ABD’nin o gemilerin geçişine ilişkin alacağı kararın ne olacağı? Bunu şu aşamada öngörmek için henüz erken. Ama bir yandan Suriye’de Rusya ile olan ilişkiler öbür yandan ABD ile olan ilişkiler ve ABD nezdinde çeşitli davalara dair süreçler tabidir ki Amiraller Soruşturmasının da seyrini belirleyecek…

Ancak, bugün hükümetin sesi olarak değerlendirilen Abdülkadir Selvi’nin uzun uzun “darbe mekaniği”ni yazarak gündeme getirmesi Darbe Mekaniği’nin Abdullah Öcalan’ın 29.11.2014’de İmralı’da kendisiyle görüşen HDP heyetine darbe mekaniğinden dem vurmasını da yabana atmayarak dikkate almak gerek. Kanımca artık “Darbe mekaniği işletildi bir kere” denilecek ve artık bu soruşturmada herhangi bir geri adım atılmayacak. Dilerim yanılırım…

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram