Cengiz: CHP sosyal demokrat parti gibi davrandı

Kronos TV Youtube yayınına katılan Avukat Orhan Kemal Cengiz, TBMM’den geçen tezkerenin ülkenin güvenliği nedeniyle duyulan bir ihtiyaçtan kaynaklanmadığını belirterek oylamayla ilgili üstünde durulması gerekenin CHP’nin tutumu olduğunu söyledi.

MEHMET ŞAHİN 27 Ekim 2021 SÖYLEŞİ

 

Türkiye, on büyükelçinin iş insanı, aktivist Osman Kavala’nın durumuyla ilgili Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin verdiği kararın uygulanması yönündeki çağrısı üzerine tırmanan gerilimi konuşurken sınır ötesi askeri operasyon için hükûmete yetki veren tezkerenin süresinin uzatılmasını içeren tezkere Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden geçti. Her iki konuyu da Kronos TV YouTube yayınında değerlendiren avukat, yazar ve insan hakları savunucusu Orhan Kemal Cengiz tezkerenin Türkiye’nin güvenliğini savunmakla alakalı olmadığını ifade etti.

“Mevcut hükümetin bir Suriye, Irak, bir Orta Doğu politikası var. O çerçevede çıkartılan bir tezkere.” diyen Cengiz, CHP’nin tezkereye ‘Hayır’ demesinin önemine dikkat çekti:

“Türkiye siyaseti bakımından asıl üzerinde durmamız gereken, CHP açısından bir ilk niteliğinde olması. İlk defa bir tezkereye hayır dediler. Ben kendi adıma bunu çok anlamlı, önemli buluyorum, önümüzdeki dönem için de. Bunu, HDP’yle girdikleri ittifak açısından anlamlandırmak isteyenler oldu ama bana sorarsanız onu çok aşan bir anlamı var, çünkü Türkiye’de hangi siyasi parti olursa olsun, HDP’yi dışında tutalım, militarizm ve milliyetçilik bir tür fabrika ayarı niteliğinde. Siz militarizm ve milliyetçiliği çağrıştıran bir şeyler ortaya koyduğunuzda onlara karşı birtakım otomatik tutumlar devreye giriyor, hiç düşünmeden hiç sorgulamadan. Muhalefet Sayın Cumhurbaşkanı’nı, AK Partiyi her konuda neredeyse, eleştiriyor. Neredeyse her konuda yanlış yaptığını iddia ediyor ama iş dış politikaya geldiğinde o dış politikada nedense hiçbir hata ve kusur bulunmuyor. Avrupa Parlamentosundaki oylamadan tutun Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki tezkerelere varıncaya kadar hemen siyasi iktidarın arkasında hizaya geçiş görüyoruz. Siz içeride siyasi iktidarın attığı hiçbir adımı ulusal çıkarlar açısından uygun görmüyorsunuz ve siyasi iktidarın kendi siyasi ajandasını dayattığını ve attığı adımların Türkiye’nin çıkarlarına değil de kendi bekasını sürdürmek için olduğunu söylüyorsunuz, ülke içindeki her adımının ama dış siyasete gelince bir anda siyasi iktidarın yaptığı her şey ülkenim yararına oluyor. Bu mümkün mü? İçeride her konuda yanlış yapan bir iktidar dışarıda her konuda doğru yapıyor olabilir mi? Bugüne kadarki tablo buydu. Yani burada bir anormallik vardı. CHP tarihinde belki ilk defa bir sosyal demokrat parti nasıl davranacaksa öyle davrandı. Ülkenize dışarıdan bir saldırı olursa o başka bir şey. ‘Şu anda siyasi iktidarın motivasyonunu, bu adımı niye atıyor sorgulamayacağım, çünkü çok büyük tehdit var, dışarıdan. Ülkem işgale uğruyor, askeri bir müdahale var ülkeme karşı.’ Böyle değil iş. Siz yabancı bir ülkede operasyon yapıyorsunuz ve onun da ötesinde sürekli mülteci krizinden yakınılıyor. Bu mülteci krizinin oluşmasında Türkiye’nin hiç mi rolü yok? Suriye’de oynadığı rolün hiç mi etkisi yok? Siz sonuçlarından yakınıyorsunuz ama o sonuçlara giderken atılan adımların hiçbirini sorgulamıyor, hep siyasi iktidarın arkasında duruyorsunuz. Ben bu anlamda çok önemli buluyorum CHP’nin duruşunu. Büyük bir kırılma yaşandı, hayırlı da bir şey. Demokratik ülkelerde bu böyledir. Ne olursa olsun, hükümetin tavrı, motivasyonu, neyi, niye yaptığı sorgulanır. Eğer onlarla bir hemfikir olma durumu varsa beraber pozisyon alınır. Türkiye’deki gibi böyle ‘Dışarıya yönelik her ne yapıyorsa bu iktidar ben onun arkasında hizalanırım.’ gibi bir şey, dünyada diğer demokratik ülkelerde olabilecek bir şey değil.”

‘LİDER, TOPLUMU DE KENDİ TABANINI DA BUNA İKNA EDER’

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun tutumunu değerlendiren Orhan Kemal Cengiz, liderlik vurgusu yaptı:

“Bugüne kadar CHP liderliği biraz böyle hareket etti; ‘Sadece tabanım değil, Türkiye kamuoyu benim hakkımda ne diyecek?’. Halbuki liderlik dediğimiz şey, tabana ters gelebilecek bir pozisyon alıp gerektiğinde onu anlatabilmek, yeni bir kavrayış, yeni bir anlayış getirebilmek. O bakımdan da ben çok önemsiyorum. Sayın Kılıçdaroğlu çok ciddi bir liderlik örneği gösterdi. Daha önce hep maslahata uygun hareket edelim, toplumsal popüler duygulara uygun hareket edelim diye bir yaklaşım söz konusuydu. Ama liderler kendi tabanlarını biraz da dönüştürürler. Onlara zaman zaman konjonktür olarak ters gelen şeyleri bir başka dil içerisinde açıklamaya çalışırlar, onları ikna ederler. Liderlik dediğimiz böyle bir şey. Ötekisi idarecilik. Yani idareciyle lider arasındaki fark bu. İdareci alttakileri de küstürmeyerek bir takım dengeleri de gözeterek gider ama lider gerektiğinde bir takım paradigma değişikliklerini de getirir, toplumu da kendi tabanını da buna ikna eder. Bu bakımdan Sayın Kılıçdaroğlu çok önemli bir adım attı, kendi kariyeri bakımından da. Umut ediyorum bundan sonra attığı adımları topluma açıklamakta da başarılı olur. CHP’yi aldığınızda Avrupa Parlamentosu’nda şurada burada sol grup içinde değerlendiriliyor, halbuki daha önce hep milliyetçi refleksler gösteriyordu değil mi? İşte Türkiye’nin insan hakları ihlalleri eleştirilir. Avrupa Parlamentosu’nda bakarsınız, CHP çekimser oy kullanmış. Komedi yani. Bir tarafta burada çok eleştiriyor, Türkiye’de çok ciddi bir ifade hürriyeti sorunu var. Avrupa Parlamentosu’nda gündeme geldiğindeyse ya çekimser oy kullanıyor ya da ret oyu kullanıyor. Bunlar sosyal demokrat refleksler değil, Alman sosyal demokratları kendi ülkelerini Almanya’da eleştirdikleri gibi dışarıda da eleştirirler. Yani ülkenin menfaati her zaman siyasi iktidarın arkasında hizalanmakla korunmuyor. Tabii menfaatleri nasıl tanımladığınıza da bağlı. Şimdi aynı şeklide ulusal çıkar nedir? Ulusal çıkarları tanımlamak siyasi iktidarların tekelinde değil ki! Hiçbirimiz kalkıp da hiçbir siyasi partinin Türkiye’nin ulusal çıkarlarına aykırı davranmasını önermiyoruz. Evet, ulusal çıkarlara uygun davransınlar ama sorun şurada, siyasi iktidar bunu bir şekilde tanımlıyor. O tanımın doğru olduğunu her zaman kabul etmek mümkün değil.”

‘MİLLET İTTİFAKI’NI ZEDELEYEN BİR ŞEY YOK’

Tezkere oylamasına İYİ parti’yle CHP’nin farklı oylar kullanmasının Millet İttifakı’nın gidişatını etkilemeyeceği kanaatini paylaşan Av. Cengiz bu durumun, ittifakı daha da güçlendirebileceğini belirtti:

“Herkes her konuda aynı şeyleri düşünmek zorunda değil. Bir ittifaktan söz ediyorsunuz. İttifak dediğiniz, bir takım temel değerler üzerinde, ya da belli stratejiler üzerinde anlaşmak çerçevesinde kurulur. Millet İttifakı’nı zedeleyen bir şey yok. Aksine burada farklılıklarına rağmen birlikte çalışmaya devam edebilecekleri yönünde bir iradenin ortaya çıktığı kanaatindeyim. Bunun Türkiye siyaseti bakımından da iyi ve olumlu olduğunu düşünüyorum, yani siyah ve beyaz gibi değil de gri tonların da olabildiği, icabında belli konularda siyah ve beyazlarda anlaşsalar da belli konularda anlaşamayacakları gibi bir siyasi tabloyla karşı karşıyayız. Bu da Türkiye siyaseti açısından da bir zenginliktir.

‘CHP HDP’YLE FOTOĞRAF VERME KONUSUNDA DAHA RAHAT GÖRÜNÜYOR’

Millet İttifakı’yla HDP’nin ilişkisi bahsinde ‘HDP fobisi’nden söz eden Cengiz, bu durumda bir çelişki olduğuna işaret etti.

“Sürekli olarak hep yıllarca işte ‘Efendim düz ovada siyaset yapılsın, Kürt kimliğine ilişkin bütün talepler hep siyaset alanında ilan edilsin, silahlı çatışmalardan uzak durulsun.’ denilirken öbür taraftan bir yasal siyasi parti, meşru bir siyasi parti, toplumdan ciddi destek gören bir siyasi parti sürekli marjinal ve kriminalize bir hale getirilmeye çalışılıyor. Yani siyasi iktidarın ve müttefikleri bu yönde adım atıyorlar. Muhalefetin de zaman zaman bu tuzaklara düştüğünü görüyoruz ama CHP şu anda sanki HDP’yle bir fotoğraf verme konusunda daha rahat görünüyor. Bu da olumlu bir gelişme Türk siyaseti açısından.”

‘TÜRKİYE’DE DENİLİYOR Kİ, ‘MAHKEMELERİMİZ TARAFSIZ, BAĞIMSIZ.’ AİHM BÖYLE OLMADIĞINI SÖYLEDİ’

İş insanı, aktivist Osman Kavala’nın tutukluluğuna ilişkin AİHM kararlarına uyulması yönündeki çağrı üzerine baş gösteren ‘Büyükelçiler krizi’nin aslında daha derin bir sebebi olduğunu dile getiren Orhan Kemal Cengiz, Kavala’nın serbest bırakılmasına ilişkin kapalı görüşmeler yapılmış olabileceği görüşünü de aktardı:

“Elçilerle biz pazarlık yürütüldüğü görülüyor, söyle bir şey onlara söylenmiş olabilir diye fikir yürütüyorum; ‘Siz biraz ses tonunuzu düşürün, ortam sakinleşsin, Kavala bırakılır.’. Kavala bir şekilde bırakılmak zorunda çünkü. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin çok net bir kararı var. Bu kararda diyor ki, ‘Bu kişinin suç işlediğine dair bir makul şüphe yok. İkincisi biz yargısal süreci incelediğimizde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 18. Maddesinin ihlal edildiğini, yani yargı süreçlerinin suiistimal edildiğini, bunun arkasında siyasi saikler olduğunu saptadık diyor. Osman Kavala hakkında yapılan başka soruşturmalar vardı, AİHM bunların tamamını inceledi. Avrupa Birliği’nin en yüksek organı bu kararı verdi. Bu kalkıp da size zorla dayatılan bir şey değil. Siz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne tarafsınız, mahkemenin yargı yetkisini tanımışsınız, ‘Mahkemenin vereceği kararlar beni bağlar.’ demişsiniz, anayasanızın dokuzuncu maddesine son bir paragraf eklemişsiniz, ‘Uluslararası hukukla ulusal hukuk arasında uzlaşmazlık olursa insan haklarını ilgilendiren meselelerde, uluslararası hukukun üstünlüğü vardır demişsiniz. Yani Türkiye’de şu anda söylenenlerin hiç birinin uluslararası alanda ya da uluslararası insan hakları hukuku nazarında bir geçerliliği yok. Türkiye’de bir siyasi propagandayla Osman Kavala’ya ilişkin bir şey anlatılıyor ve bu anlatı isteniliyor ki dışarıda da kabul edilsin. Halbuki mahkeme bunu çok detaylı bir şekilde inceledi ve çok ağır bir sonuca ulaştı. Çünkü bu 18. Madde mahkumiyeti toplasanız toplasanız bir iki düzinedir bugüne kadar. Yani on binlerce karar verdi AİHM, 15-20’dir 18. Madde mahkumiyeti. Bunu vermek istemiyor, çünkü bir anlamda o devlette işlerin çok kötüye gittiğinin, hukuk sisteminin şirazeden çıktığı anlamına geldiği için. Avrupa Konseyi’nin üçüncü ligi; Ukrayna, Gürcistan, Azerbaycan, Rusya… Bu ülkeler yönelik olarak bu kararları verdi. E şimdi Türkiye’de deniliyor ki, ‘Mahkemelerimiz tarafsız, bağımsız.’. AİHM böyle olmadığını söyledi, ‘Biz bunu inceledik, bu mahkemeler siyasi iktidarın etkisi altında hareket ediyor, oradan, siyasi iktidar tepelerinden ne söyleniyorsa mahkemeler de bunu söylüyor, bunu veriyor.’ Diye bir tespit yapıldı. Yani şimdi Türkiye’de siyasi iktidarın medyası aracılığıyla topluma anlattığı bir hakikat var. Bu hakikatin tarafından ya da Türkiye’nin de tarafı olduğu uluslararası mekanizmanalar tarafından da kabul edilmesi bekleniyor. Asıl kriz burada bakın. Kriz Ankara’daki on büyükelçinin çıkıp Kavala davasıyla ilgili bir açıklama yapması değil. Bu iki hakikat çarpışıyor. Yani siyasi iktidarın kendi tekelinde tuttuğu bir hakikat var, bir tanımlama var. O da şu; ‘Ben kimi gösteriyorsam o teröristtir, suçludur”. Bu hakikatin Avrupa tarafından kabul edilmesi isteniyor, o da mümkün değil.”