Aşk için neleri feda edebilirsiniz?

Evlilik zor bir kurum. Adı üstünde kurum. Anlaşma. Belgesi var, imzalar var, yaptırımlar var. Akiti bozunca “cezalar” var. Ortaklı iş hep risk, evlilik de öyle. Fakat bazı evlilikler var ki onlar sanki biraz daha özel ilgi ve çabaya muhtaç.

ALİN OZİNİAN 12 Şubat 2021 YAZARLAR

Evlilik iki kişiyi, en şiddetli, en çılgınca, en zor, en geçici
tutkuların etkisi altında bir araya getiren kurumdur.
George Bernard Shaw

 

 

Aşk için neleri feda edebilirsiniz?

Sevdiğiniz insan için neleri göze alabilirsiniz?

Delicesine âşık olduğunuz kişi ile ilişkinizin sürmesi için nelerden vazgeçebilirsiniz?

Fikirlerinizi, benliğinizi, kimliğinizi, inançlarınızı hatta ailenizi “hayatınızın aşkı” için bir kenara atabilir misiniz?

Hayallerinizi unutabilir misiniz sevgiliniz için? Peki, “paylaşabilir” misiniz onu?

Gördüklerinizi, duyduklarınızı, sezdiklerinizi yok sayabilir, onun için susmayı, hatta yutkunmayı seçebilir misiniz?

Aşk sadece iki kişi arasındayken aşk. Gizliyken. Özelken. Geniş kitlelere ilan edilmesi ile özünü, rengini kaybediyor belki de.

Yaşamın getirdiklerini, mutlu anları ve hatta zorlukları sevdiği ile paylaşmak istiyor insan. Ya da bunları yapabildiği kişiyi sevmek istiyor. Aşk, arzu, heyecan ne zaman bu paylaşma ritmini de yakalıyor, o zaman hep yan yana, hep birlikte olmak, tamamen “sahip” olmak istiyor insan sevdiğine. İş bu raddeye geldiğinde özellikle dünyanın doğusunda evlilik konusu gündeme geliyor.

İlişkideki zihinsel, fiziksel, duygusal ve ruhsal yakınlığın evlilikle daha sağlamlaşacağı, belgeleneceği için ciddileşileceği düşünülüyor.

Bu yola çıkıp, en başta batıranlar var, yarı yolda cayanlar da son çeyrekte “yeter” diyenler de var.

“Başarılan”, sıkıca bağlanılan, bir olunan, ancak ölümün ayırdığı evlilikler de var.

“Başaranlar” belki daha çok sevenler, belki de “gerçek yarılarını” bulanlar, belki de daha sabırlılar, belki de daha hesapçılar, belki de biraz kör, biraz sağırlar, kim bilir…

Ne kadar çift varsa, o kadar “cins” evlilik var. Hepsinin motivasyonu, enerjisi, mantığı, dengesi hatta “matematiği” farklı.

“Sevgi, fedakârlık, sadakat ve evlilik” aşktan biraz farklı, belki de aşk bu sayılanlar ile uzlaşmaz bir noktada. Fakat aşkın mı yoksa sayılanların mı daha huzurlu, daha konforlu ve hayat için elzem olduğu kişiye göre değişiyor.

Bazı çiftler şekeri bitince atılan sakız gibi aşk tükenince yüz çeviriyor evlilikten. Bazılarının aşkı, sevgiye, güvene, arkadaşlığa dönüşüyor. Bazı evliliklerde ise en başından aşk yok, belki öylesi daha da kolay.

Yıllar önce psikiyatrist bir arkadaşım evlilik konusunu konuştuğumuzda, “Aşıkken evlenmekten daha tehlikeli bir hamle yoktur” demişti. Ona göre sadece mantık evliliği idi sürdürülebilir olan. Evlilik gibi mantıksız bir kurumun nasıl bir mantık gerektiğini de anlatmıştı uzun uzun.

Evlilik zor bir kurum. Adı üstünde kurum. Anlaşma. Belgesi var, imzalar var, yaptırımlar var. Akiti bozunca “cezalar” var. Ortaklı iş hep risk, evlilik de öyle.

Fakat bazı evlilikler var ki onlar sanki biraz daha özel ilgi ve çabaya muhtaç. Çiftler ne kadar sevse ve anlaşsa da “karma evliliklerin” görünen ve görünmeyen zorlukları var.

İki akademisyen, Özgür Kaymak ve Anna Maria Beyunlioğlu, İstos Yayınlarından çıkan “Kısmet Tabii” adlı kitaplarında, İstanbul’da yaşayan Rum, Yahudi ve Ermenilerin deneyimledikleri karma ilişki/evliliklere odaklandılar.

Karma evlilik yapan “azınlıkların” aile ilişkilerindeki dinamikler, ilişkilerin farklı evrelerinde karşılarına çıkan etnik, dinsel ve kültürel bölünmüşlüklerin ve ön yargının yol açtığı sorunlar, bu sorunlar için verilen mücadeleler ve çiftlerin ilişkilerini, aşklarını ve evliliklerini mümkün kılabilmek için baş vurdukları stratejiler… Hepsini anlatıyor bu kitap.

“Biz” ve “onlar” arasında seçilen taraflar…

Çekilen sınırlar…

Mücadele alanları…

Açılmaya çalışılan müzakere kanalları…

Rum, Yahudi ve Ermeni toplumlarından farklı yaş gruplarından, sosyal sınıflardan ve cinsiyetten 57 kişi ile yapılan mülakatların bir analizi olan çalışma, bir yandan da kendi dilini, kültürünü ve benliğini korumak ve ilişkilerini devam ettirmek isteyenlerin yaşadıklarını da gözler önüne seriyor, Türkiye’deki karma evlilik fenomeni analitik olarak çözümlemeye çalışıyor.

Sevgilinin “senden” olmadığını, ailene anlatmak…

Onun ailesini kendi kabul ettirmek…

Kamuda bir şekilde baş edebildiğin “nefret söylemi” ile aile içinde burun buruna gelmek…

Çocuğuna kendi kültürünü, kendi dilini öğretebilmek için çalışmak…

“Kısmet Tabii…” karma evlilik gerçeğini ve onun Türk toplumu içerisindeki yerini ve toplumla ilişkisini anlamaya çalışıyor. Bu serüvene sizi da dahil edip, oldukça çok “Ben olsam ne yapardım?” sorusunu sorduruyor.

Kitapta yüreğe dokunan, iç yakan, can acıtan çok yer var…

Evliliklere, ilişkilere hatta aşka farklı bir gözden baktıracak bu kitabı okuyun derim.

Hem “onun” için neler göze alınabileceğini görmek hem de Türkiye’de kadar yakınken, birbirimizden nasıl bu kadar uzak kaldığımızı anlamak için…