Anayasa Mahkemesi iptal kararlarıyla bizimle ‘eğleniyor’ olmasın…

Geçtiğimiz günlerde bazı KHK ve kanun hükümlerini iptal eden Anayasa Mahkemesi’nin yeni kararları yayınlandı. Bahsi geçen kanun ve KHK uygulamalarının

SELAMİ ER 18 Mayıs 2020 Genel

Geçtiğimiz günlerde bazı KHK ve kanun hükümlerini iptal eden Anayasa Mahkemesi’nin yeni kararları yayınlandı. Bahsi geçen kanun ve KHK uygulamalarının Türkiye’de otoriter rejimin inşasında büyük rolü olduğundan, bunları denetleyen AYM kararları da dikkatle izlenmektedir. AYM bahse konu KHK hükümlerinin iptali ile Anayasa ile kendisine verilen misyonuna gerçekten uygun mu hareket etmektedir?

Öncelikle bahse konu kararları kısaca özetleyelim.

İlk karar, 4045 sayılı Kanunda 2018 yılında yapılan değişiklik ile güvenlik personeli olarak kamu hizmetine alınacaklarla ilgili olarak güvenlik ve arşiv araştırması yapmakla görevli birimlere, bakanlıklar ile kamu kurum ve kuruluşlarından bilgi ve belge alma ve ayrıca, adli kayıtlara (soruşturma, kovuşturma ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar dahil tamamına) ulaşmaya yetki veren düzenlemeyi 19/2/2020 tarihinde E.2018/163 numaralı dosyada iptal etmektedir.

İPTAL KARARLARI DOĞRU AMA…

Mahkeme öncelikle ulaşılmasına yetki verilen bu bilgilerin kişisel veri kapsamında olduğunu tespit etmiş, ardından kamuda istihdam edilecekler için güvenlik soruşturması yapılması yetkisi verilebileceğini, ancak düzenleme ile kişisel verilere ulaşma, işleme, saklama konularına dair kurumlara sınırsız yetki verildiği ve keyfi uygulamalara karşı önlem içermediği gerekçesiyle Anayasanın özel hayatın gizliliği ve ölçülülük ilkelerine aykırı olduğu sonucuna varmıştır.

19/2/2020 tarihli ve E.208/91 sayılı dosyada ise Mahkeme, 7072 sayılı KHK onay kanunun üç farklı iptal kararı vermiştir. İptal edilen hükümlerinden biri sözleşmeli personel istihdamında da yukarıdaki gibi sınırsız güvenlik ve arşiv araştırması imkânı veren bir düzenleme idi.

KOLLUK BİRİMLERİ ÖZEL HAYATININ GİZLİLİĞİNİ İHLAL EDEMEZ

Yine aynı kararda 2559 Kanunu’nun ek 6. maddesine eklenen on sekizinci fıkrası iptal ediliyor. Kuralla polisin, sanal ortamda işlenen suçlarda internet abonelerine ait kimlik bilgilerine ulaşmaya, sanal ortamda araştırma yapmaya yetkili olduğu, erişim, yer ve içerik sağlayıcılarının talep edilen bu bilgileri ilgili kolluk birimine bildireceği hükme bağlanmıştı.

İptal gerekçesi, anılan görevin yerine getirilmesini sağlayabilecek bilgiler de dahil olmak üzere, suç soruşturmasıyla ilgili gerekli bilgilere erişme yetkisinin yargı mercilerine ait olması nedeniyle, özel hayatın gizliliğinin iptal edildiği yönünde.

MİT ‘TERÖRLE İLTİSAKLI’ DERSE LİSANS BAŞVURUSU REDDEDİLİR

Aynı kararla iptal edilen diğer kanun hükmü ise 6112 sayılı Kanun’un 19. maddesine eklenen (3) numaralı fıkrasıdır. Buna göre ortakları ile yönetim kurulu başkan ve üyelerinin terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı olduğu Millî İstihbarat Teşkilâtı veya Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından bildirilen medya hizmet sağlayıcı kuruluşlarının lisans başvurularının reddedileceğini (takdir yetkisi olmaksızın) öngörülüyordu.

İptal gerekçesinde Kanun’da anılan yetkinin, kuralın getiriliş amacına uygun olarak kullanılmasını sağlayacak ve bu konudaki olası keyfilikleri önleyecek yasal güvencelere yer verilmemesi, ayrıca lisans başvurularını inceleyen idare ile bu işlemleri denetleyecek mahkemelere kural olarak değerlendirme yapma imkânı verilmemesi nedeni ile ifade ve basın özgürlüğüne yönelik orantısız bir sınırlama getirdiği şeklinde.

MAHKEMENİN ÜÇÜNCÜ KARARI DAHA DA İLGİNÇ…

Mahkemenin üçüncü kararı daha da ilginç. 399 sayılı KHK’nın (1990 yılında çıkarılan) sözleşmeli personel olarak istihdam edilebilmek için 6 aydan fazla hapis cezası ile mahkûm olmama koşulu (memurlar için 1 yıl) iptal edilmiştir. Gerekçe ise siyasi hak ve ödevler kısmında yer alan kamu hizmetine girme şartlarının KHK ile düzenlenemeyeceğine dair Anayasanın 91. maddesine dayandırılmış.

Yukarıda çok kısa özeti verilen kararların hepsi ve gerekçeleri doğru ve yerinde.

AYM FİŞLEMELERE DAYANARAK KENDİ ÜYE, MEMUR VE RAPORTÖRLERİNİ MESLEKTEN İHRAÇ ETTİ

Ancak ilk karardan başlayacak olursak on binlerce kamu personeli haklarında hiçbir delil olmadan ve bir soruşturma da başlatılmadan, hatta iptal edilen kanun hükmü gibi bir düzenlemeye bile dayanmayan, tamamen keyfi şekilde hazırlanmış fişlemeler ile mesleklerinden ihraç edildiğinde AYM, ne bunu sağlayan KHK’ları iptal etti ve ne de bu konudaki bireysel başvurularda ihlal kararı verdi. Dahası aynı fişlemeler ile kendi üye, raportör ve memurlarını meslekten ihraç etti. AYM’nin kendi ihraç kararlarının iptal ettiği KHK hükmü kadar olsun yasal bir dayanağı bulunmuyordu.

Yine aynı AYM darbe girişimi öncesinde kayyım marifeti ile, sonrasında da KHK’lar ile el konulan veya kapatılan yüzlerce radyo, televizyon, gazete ve dergi için de tek bir ihlal kararı vermedi.

Tersine AYM eski içtihadından çark ederek “olağanüstü dönemlerde çıkarılan KHK’ları inceleyemem” dedi. Böylece ne bu dönemde çıkarılan KHK’ların yasak alana (KHK ile düzenlenemeyecek temel hak ve hürriyetler) girip girmediğini, ne de bu KHK’ların olağanüstü halin gerekleri ile ilgili olup olmadıklarını inceledi.

FİŞLEMELER VARKEN ARŞİV ARAŞTIRMASI İPTALİ YETERLİ Mİ?

Açık açık fişlemeler yapılarak kamudan iktidarın istemediği memurlar temizlendikten ve işe alımlar tamamen iktidar partisinin kontrolüne geçtikten sonra arşiv araştırması konusunda sınırsız yetki verilmesini iptal etmek özel hayatın gizliliğini korumaya ne kadar hizmet edebilir?

Yine demokrasi oyununun sürdüğünü göstermek amaçlı ve iktidarın ve medyasının kum torbası nev’inden muhalif kalıntıları dışında iktidara gerçekten muhalefet edebilen tüm basın ve yayın kurumları kapatıldıktan veya zorla el değiştirdikten sonra, istihbarat birimlerine basın yayın organlarına lisans verilmesini engelleme yetkisi veren düzenlemenin iptali basın ve yayın özgürlüğünü korumaya ne kadar yararlı olur?

AYM gerçekten misyonuna uygun kararlar mı veriyor, tribünlere halen ülkede hukuk varmış ve kendisi de görevini yerine getiriyormuş görüntüsü mü vermek istiyor?

AYM’nin buradaki tavrı, Hollywood filmlerinde sıkça gördüğümüz şekliyle büyük bir çatışma sonunda her yer yakılıp yıkıldıktan ve birçok kişi öldükten sonra olay yerine gelen polis arabalarının siren sesine veya polisin “New York polisi eller yukarı” anonsuna benziyor.

Evet AYM kararları doğru ve haklı, bir hukuk devletinde istihbaratçıların basın yayın organlarına lisans verilmesini koşulsuz engelleme yetkisi verilemez, ancak “Bade harab-ül Basra”.

TAZMİNAT KARARINI AĞIR CEZA MAHKEMESİ DE VEREBİLİR, BUNUN İÇİN AYM’YE GEREK YOK

AYM geçen sene de tutuklanıp yargılandıktan sonra beraat eden birkaç hâkim hakkında hak ihlali kararı vermişti. Beraat eden kişilerin bir veya iki sene tutuklu kalmasının haksız ve hukuksuz olduğunu tespit etmek için değil Anayasa Mahkemesi üyesi, hukukçu bile olmaya gerek yok; bunu pazardaki Ayşe Teyze de kahvehanedeki Mehmet Amca da rahatlıkla söyleyebilir. AİHM’nin Altan/Türkiye kararındaki gibi hâkim ve savcıların tutuklanmasında (en başta halen cezaevinde olan kendi üyeleri için) suçüstü hali ve delil olmadan keyfi tutuklama yapılıyor diyebilmek ya da terörün tanımı keyfi biçimde şiddet ve cebir içermeyen eylem ve tutumları veya aidiyetleri cezalandıracak şekilde keyfi yorumlanıyor demek AYM’yi gerçek Anayasa Mahkemesi yapar. Yoksa haksız tutukluluk bitip, kişi beraat ettikten sonra tazminat vermeyi bir ağır ceza mahkemesi zaten rahatlıkla yapabiliyor; bunun için bir Anayasa Mahkemesine ihtiyaç yok.

AYM daha önce verdiği kararlarındaki gibi “milletvekillerinin tutuklanması veya seçilmiş belediyelere kayyım  atanması seçme ve seçilme haklarına aykırıdır”; gazetecilerin “sadece yazılarından dolayı hapsedilmesi ifade hürriyetine aykırıdır”; Gezi olayları gibi hadiseler gösteri ve toplantı hakkı kapsamındadır, bu oluşumları organize edenler dahil kimseyi bu olaylara bağlayarak tutuklanamaz, dediği; yine 15 temmuz öncesindeki verdiği Twitter ve Youtube kararlarındaki gibi “internet sitelerini sadece iktidara muhalif diye kapatamazsınız” diyebildiği veya “infaz indirimi düzenlemesini ayrımcılık yapmadan herkese uygulanmalıdır” diyebildiği zaman gerçek misyonuna uygun hareket etmiş olur.

Yaman Akdeniz’in geçen günlerde Twitter hesabından duyurduğu gibi Soma`da vatandaşa atılan tekmenin üzerinden altı yıl geçti ve başvuru AYM önünde karar bekliyor. AYM dahil hiçbir yargı organı bu açık şiddetin, kamu terörünün hesabını sorabilmiş değil.

BAŞKAN ZÜHTÜ ASLAN KÜRSÜYE ÇIKTI VE YÜZÜMÜZE BAKA BAKA… 

Bu satırları yazarken aklıma Mahkemede görev yaparken 2015 yılında yaşadığım bir hadise geldi. Zühtü Arslan başkan olduktan sonra her birkaç ayda bir 10-15 tecrübeli raportörü göndererek yerlerine yeni raportörler almış ve mevcut raportörlerin yarısını değiştirmişti. Gönderilen raportörler mesleklerinde gerçekten başarılı meslek mensupları idi; gönderilme sebepleri o gün adına paralel denen fişleme listeleri idi ve bunu herkes biliyordu. Bu kişilerin tek kabahatleri “yargıda birlik” adı altında oluşturulan iktidarın yargı ayağındaki koalisyonuna tabi olmamaları idi.

Bütün bunlar yaşanırken ve baş aktör de kendisi iken sayın Başkan, kürsüye çıktığında hepimizin yüzüne bakarak düşünce özgürlüğünün ne kadar önemli olduğunu Mevlana’dan başlayarak birçok düşünürden alıntılar ile izah etmeye çalışıyor ve kendisinin de bu konudaki hassasiyetini vurguluyordu. Bu konuşmayı dinlerken bir meslektaşımla birbirimize bakıp Kibar Feyzo’dan mülhem “vallahi ağam bizimle eğleniyi” diyerek acı acı gülmüştük.

Evet tekrar edeyim AYM’nin son kararları doğru ve haklı. Ancak bu kadar şey yaşandıktan sonra ve yaşanmaya devam ederken… Anayasa Mahkemesi bizimle ‘eğleniyor’ olmasın…