Almanya pek çok ‘ilki’ barındıran sonucu belirsiz bir seçime giriyor

82 milyonla nüfusuyla Avrupa'nın en kalabalık ülkesi olan Almanya 16 yıl aradan sonra ilk kez lider değişikliğine gidecek. Anketler 1949’dan bu yana ilk kez bir genel seçimde herhangi bir partinin yüzde 30’un üzerinde oy alamayacağını gösteriyor.

ÖMER MURAT 10 Eylül 2021 HABER ANALİZ

On altı yıl aradan sonra Almanya ilk kez Angela Merkel’in aday olmadığı bir seçime giriyor. Avrupa’nın en güçlü ekonomisi ve 82 milyon nüfusuyla en kalabalık ülkesi uzun zaman sonra ilk kez lider değişikliğine gidecek. Almanya bakımından bu seçimde yaşanacak ilk bununla da sınırlı değil.

2’nci Dünya Savaşı sonrası ilk kez görevdeki şansölyenin adaylığını koymadığı bir seçim yaşanıyor ve ilk kez iki değil üç şansölye adayının katıldığı bir yarış cereyan ediyor. İktidar bloğunu oluşturan iki muhafazakâr parti (CDU ve CSU) yetmiş yıldır örneği görülmemiş bir şekilde şansölye adayları üzerinde fikir birliğine varmakta oldukça zorlandı.

Almanya Başbakanı Merkel hala popülerliğini sürdürdüğü halde yeniden aday olmamaya karar verdi.

Anketlere göre, 1949’dan bu yana ilk kez bir genel seçimde herhangi bir partinin yüzde 30’un üzerinde oy almayı başaramayacağı anlaşılıyor, bu nedenle 1950’lerden bu yana ilk kez Almanya’yı ikili değil üçlü bir koalisyon yönetecek…

Keza 2006’dan bu yana ilk kez anketlerde Sosyal Demokratlar koalisyon ortakları Hristiyan Demokratların önüne geçti ve bu durum 26 Eylül’de düzenlenecek genel seçimden aylar önce değil bir ay önce gerçekleşti. Seçim anketlerin öngördüğü gibi neticelenirse Almanya savaş sonrası dönemde göreve gelenler arasında en az oyu almış olan bir şansölye tarafından yönetilecek.

ALMAN SEÇİM SİSTEMİNİN ÖZELLİKLERİ

Alman Parlamentosu, bir alt (Bundestag) ve bir üst meclisten (Bundesrat) oluşur. Bundestag seçimleri her dört yılda bir yapılır. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Fransa gibi ülkelerden farklı olarak başkanlık değil parlamenter rejimle yönetilen Almanya’da seçmenler doğrudan şansölyeyi (başbakanı) değil milletvekillerini seçiyor.

Her seçmenin iki oyu vardır: İlk oy (Erststimme) yaşadığı seçim bölgesinin (Wahlkreis) milletvekilini seçmek için kullanılır. Yani seçmenler oyunu partiye değil vekil adayına verir. Ülkede 299 seçim bölgesi bulunmaktadır. Her seçim bölgesinden çıkacak vekil sayısı nüfusuna göre değişmektedir.

İkinci oy (Zweitstimme) da ise seçmenler bu kez doğrudan partiye oy verirler. Partiler on altı eyalet (Länder) için ayrı ayrı listeler hazırlamaktadır. İkinci oylar sonucu hangi vekillerin seçileceği -Türkiye’dekine benzer şekilde- bu listelere göre belirlenir.

Almanya Parlamentosu (Bundestag)

Bu seçimlere 54 siyasi parti katılıyor ki bu Alman tarihinde rekor bir sayı… 1990’larda parti sayısı 30’du, son seçimde ise 42’ydi. Fakat yüzde 5 seçim barajı bulunduğundan parlamentoya girebilen parti sayısı sınırlı kalıyor.

Resmen tanınmış ulusal azınlıkları (Danimarkalılar, Frizyalılar, Svabyalılar ve Romanlar) temsil eden partiler %5 oy barajından muaftır.

ALMANYA’DA ÖNEMLİ SİYASİ PARTİLER

Almanya’da “merkez-sağı” Merkel’in Hristiyan Demokrat Birliği (CDU) adlı partisi temsil ediyor. Ülkeye özel bir durum olarak CDU Bavyera’da teşkilatlanmayıp Hristiyan Sosyal Birliği (CSU) adlı bir kardeş partiyle daimi bir birliktelik içinde bulunuyor. Bu sadece CDU/CSU için geçerli, diğer partiler Bavyera’da diğer eyaletlerdeki gibi faaliyetlerini sürdürüyorlar.

Her iki partinin ayrı liderleri var. “Muhafazakârlar” veya “Hristiyan Demokratlar” olarak da bahsedilen CDU/CSU, II. Dünya Savaşı sonrası Almanya’nın şansölyelerinin çoğunu çıkaran, ülkeyi çoğu zaman farklı partilerle koalisyonlarla da olsa asıl yöneten parti olarak öne çıkıyor. Tüm bu dönem zarfında toplamda sadece 21 yıl muhalefette kaldı.

“TÜRK ARMİN”

CDU lideri ve Kuzey Ren-Vestfalya Başbakanı Armin Laschet

Hristiyan Demokratların şansölye adayı Armin Laschet ülkenin en fazla nüfusa sahip olan, endüstri merkezi Kuzey Ren-Vestfalya (NRW) eyaletinin başbakanı olarak görev yapıyor. Babası maden mühendisi olan Laschet dindar bir katolik ailede büyüdü.

Üniversitede gazetecilik okuduktan sonra 1986-1994 yılları arasında özellikle Katolik gazetelerde mesleğini icra etti. Sonrasında siyasete atıldı. Kayınpederi Almanya’nın önde gelen hayırsever, katolik işadamlarından biriydi. Göçmen asıllıların, özellikle de Türklerin yoğun olarak yaşadığı NRW eyaleti 2005 yılında Almanya’da ilk kez bir “Entegrasyon Bakanlığı” kurduğunda, bu makamı ilk üstlenen şahıs Armin Laschet oldu. Bu görevi sırasında Almanya’daki Türk toplumuyla oldukça yakın ilişkiler kurmayı başardı.

Göçmenlerin entegrasyonuna yönelik olumlu yaklaşımlara nedeniyle, partisinin aşırı milliyetçi kanadından siyasetçilerce, biraz yermeli olarak, “Türk Armin” olarak anılmaya başlandı. 2015’de mülteci krizi sırasında Merkel’e destek verdi. CSU Başkanı Markus Söder muhafazakar tabanda popüler olduğundan, iki partinin ortak adayı olarak seçilmek için gerçekleşen yarışta onu yenmekte zorlandı. İki parti 70 yıllık birlikteliklerinde ilk kez ortak şansölye adayı için anlaşmaya varmakta bu kadar zorluk çekti. Laschet nihayet muhafazakar birliğin yürütme kurulundaki 46 oydan 31’ini aldı.

Hristiyan Demokratların tarihlerinde iki kez (1980 ve 2002’de) seçimlerde CDU yerine CSU liderini şansölye adayı gösterdiğini, ancak iki seçimde de yenildiğini hatırlamakta fayda var.

“LİBERALİM, ANCAK APTAL DEĞİLİM”

Sosyal Demokrat Partinin (SPD) başbakan adayı Olaf Scholz

“Merkez-sol” ise iki partiyle temsil ediliyor. Bunlardan ilki, 158 yıllık geçmişiyle ülkenin en eski partisi olan Sosyal Demokrat Parti. Merkel 16 yıllık başbakanlığının büyük bölümünde hükümeti bu partiyle birlikte kurdu, ülkenin en büyük iki partisinin birlikteliğini yansıttığı için buna “Büyük Koalisyon” (GroKo) deniliyor.

SPD, 1998-2005 arası Yeşiller’le, ondan sonra CDU ile koalisyon ortağı olarak geçen 23 yılın 19’unda iktidardaydı. Sosyal Demokratların geçmişi her ne kadar “sol işçi hareketine” dayansa da bugün tabanını daha çok “memurlar” (kamu çalışanları) oluşturuyor. Bu nedenle klasik bir sol partiden beklenmeyecek denli, Almanya’da Merkel’in şansölyeliğinde tahkim edilmiş, merkez siyasete dayanan mevcut devlet rejiminin devamını çıkarına gören, yani “istikrarı” önceleyen bir tabana sahip bulunuyor.

Hükûmette Merkel’in yardımcılığını yürüten Olaf Scholz SDP’nin şansölye adayı olarak seçime katılıyor. 2011-2017 yılları arasında yaptığı Hamburg belediye başkanlığı sırasında şehrin bozuk maliyesini düzelterek takdir kazandı.

Aynı zamanda Maliye Bakanı da olan Scholz’un pandemi sırasındaki ekonomi idaresi başarılı bulunuyor. Kendisini “liberalim ama aptal değilim” şeklinde tanımlıyor. Almanya’da kiraların ve ev fiyatlarının aşırı yükselmesine yol açan ciddi bir konut sıkıntısı bulunduğundan önemli seçim vaatlerinden biri yılda 400 bin yeni konut yapılmasını sağlamak şeklinde… (Almanya’da 2020’de 300 bin yeni konut inşa edildi.)

“NE SOLCU NE DE SAĞCIYIM, BİR VATANDAŞIM”

Yeşiller Partisinin başbakan adayı Annalena Baerbock

Diğer “merkez-sol” partisi olan Yeşiller ise daha yeni bir oluşum. Kökleri 1970’lerde ortaya çıkan çevreci ve nükleer silah karşıtı harekete dayanıyor. Anketlere göre gençlerin en fazla tercih ettiği parti olan Yeşiller’in şansölye adayı Annalena Baerbock 1980 doğumlu, diğer adaylara nazaran daha genç ve kadın oluşuyla dikkat çekiyor. Doğuştan bir atlet olan Baerbock’un ulusal trambolin şampiyonasında üçüncülüğü var.

Hannover ve London School of Economics’te hukuk eğitim gördü. Akıcı İngilizce konuşuyor. “Ne solcu ne de sağcıyım, bir vatandaşım.” diyen Baerbock Alman siyasetinin ihtiyaç duyduğu değişimi gerçekleştirme vaadinde bulunuyor.

Çevre konusunda diğer bakanlıklar tarafından alınan kararları veto etme hakkına sahip olacak bir süper bakanlık kurmak istiyor. Almanya’yı “iklim nötr hale gelen ilk sanayi ülkesi” ve “Avrupa’yı iklim nötrlüğüne ulaşan ilk kıta yapma” sözü veriyor. Dış politikada Çin ve Rusya’yla herhangi bir yakınlaşmaya karşı çıkarak Merkel’in izlediği siyasetten farklılaşacağı işareti veriyor. Özellikle bu iki ülkede yaşanan insan hakları ihlallerine karşı çıkmak adına Almanya’nın ticari çıkarlarını ve ihracatını önceleyen tutumun terk edilmesi çağrısında bulunuyor.

“Merkezi” temsil eden, “liberaller” olarak da bilinen parti ise Hür Demokrat Parti (FDP). İdeolojik duruşunu liberteryen diye niteleyebileceğimiz bu parti serbest piyasa kapitalizmini ve küçültülmüş devleti savunuyor, “doktorlar ve dişçiler partisi” olarak da nitelendirilebiliyor. Lideri Christian Lindner, kendisini zengin orta sınıfın temsilcisi, ülkenin güçlü küçük ve orta ölçekli işletmelerinin (KOBİ’ler) savunucusu olarak konumlandırıyor.

Covid-19 salgınının yol açtığı ekonomik kriz şartlarında, devletlerin daha fazla borçlanmayı ve zenginlerden alınan vergiyi arttırmayı gerekli gördüğü bir ortamda bu yaklaşımın ne derece zamanla uyumlu olduğu cay-i sual olmakla birlikte partinin Almanya’da hitap ettiği kesimin çıkarlarını yansıttığı da bir gerçek.

AŞIRI SAĞ VE SOL PARTİLER

“Aşırı sağı” temsil eden ise “Almanya için Alternatif” (AfD) adlı yeni kurulmuş bir parti. Partinin ilk kuruluşu 2009-2012 yılları arasında yaşanan, başta Yunanistan olmak üzere bazı AB ülkelerine borçlarını ödeyemedikleri için finansal yardım edilmesi kararının alındığı “euro krizine” bir tepki olarak gerçekleşti.

2015’te Almanya’nın bir milyon Suriyeli kabul etmek zorunda kaldığı mülteci krizi sırasındaki popülist söylemleriyle tabanını genişleten parti AB, İslam ve göçmen karşıtı tutumlarıyla göze çarpıyor. Göçmenlik konusunda aile birleşiminin tamamen yasaklanmasını istiyor. Halkı salgından korumak için alınan sıhhi önlemlere (maske takma, sokağa çıkma yasağı gibi) karşı çıkıyor. Almanya’nın AB’den çıkmasını, euroyu terk ederek ulusal para birimine (Deutschemark) dönmesini istiyor.

Aşırı sağcı Almanya için Alternatif Partisi’nin (AfD) mitinginden… Posterde “Merkel gitmeli, yasadışı göç durdurulmalı” yazıyor.

Dışarıdan gözlemleyenlerce fazla bilinmese ve ilk bakışta göze çarpmasa da Almanya’da sayıca Türk asıllılara yaklaşan büyüklükte bir Rus asıllı nüfus bulunuyor. Bu kişiler çoğunlukla Sovyetler Birliği’nde yaşarken 1990 sonrası ülkeye gelen kişilerden oluşuyor. Onları “Rus asıllı” olarak tanımlamak bu yüzden yanıltıcı olabiliyor. Çünkü içlerinde etnik olarak Alman oldukları halde, uzun yıllar Rus coğrafyasında yaşadıkları için Rus kültürüne yakınlaşmış insanlar da var.

Bu kişiler özellikle evlilik yoluyla Rus toplumuyla hala yoğun ilişkiler içerisinde. İstatistiklere göre ülkede Almanca’dan sonra evlerde en fazla konuşulan diller sıralamasında Türkçe ve Rusça birbirine yakın oranda ilk ve ikinci sırada bulunuyor. Bu “Rus asıllı” nüfusun en fazla oy verdiği parti AfD. Öyle ki AfD internet sitesinde parti programının Rusça’sını yayınlayan tek siyasi parti…

Doğu ve Batı Almanya’nın birleşmesinin üzerinden otuz küsur yıl geçmiş olmasına rağmen iki kesim arasındaki sosyoekonomik farklılıklar sürüyor. Bu durum siyasi sisteme yönelik bir tepki oluşturuyor. 2019’da yapılan bir kamuoyu yoklamasına göre doğu Alman eyaletlerinde yaşayan insanların sadece yüzde 42’si demokrasinin en iyi hükümet biçimi olduğuna inanıyor. Bu nedenle AfD’nin söylemleri ülkenin doğusunda daha fazla dinleyici buluyor. Doğu eyaletlerinde aldığı yüksek oy oranları sayesinde AfD önceki seçimde parlamentoda iktidar partilerinden sonra üçüncü parti konumuna geldi.

Anketler Almanya’da aşırı sağın önceki seçimlerde yakaladığı çıkışı devam ettirememekle birlikte aldığı oy oranını koruyacağını gösteriyor. Diğer tüm partiler AfD’yle herhangi bir koalisyona girmeyeceklerini duyurdular.

“Aşırı solu” temsil eden “Die Linke” (Sol) adlı partinin kökenleri ise Doğu Alman Komünist Partisi’ne dayanıyor. Bu nedenle ülkenin doğu eyaletlerinde güçlü. Die Linke ve AfD siyasi spektrumun iki ucunu temsil etseler de dış politikada onları diğer partilerden ayıracak şekilde ortak bazı tutumlara sahipler. İkisi de NATO üyeliğinden çıkılması ve Rusya’yla yakın ilişkiler kurulmasından yana…


Bu haberler de ilginizi çekebilir:

 

Seçimde parlamentoda grubu bulunan altı parti yarışacak olmakla birlikte üç şansölye adayı sözkonusu… Bu da Almanya tarihi bakımından yeni bir durum… II. Dünya Savaşı sonrasından beri tüm genel seçimlerde sadece Hristiyan Demokratlar ile Sosyal Demokratlar şansölye adayı çıkarıyordu. Diğerleri birinci parti konumuna yükselme ihtimallerini düşük gördüklerinden ayrıca bir şansölye adayı belirlemeye gerek görmüyorlardı. Ülke tarihinde ilk defa üçüncü bir parti (Yeşiller) bu seçimlerde şansölye adayı çıkardı.

Sonraki yazı: Merkel’in yerine kim gelecek?