“Ankara’da karanlık güçlerin de dahil olduğu iktidar içi savaş var”

Eski CHP Genel Başkan Yardımcısı Aksünger: Görünen o ki AKP kendi içinde farklı bir koalisyon arayışına girdi.Bu hükümet AKP hükümeti değil, bir koalisyon. Sadece MHP değil. İşin içerisinde Perinçek tayfası var. Berat Albayrak da Emine Erdoğan’ın temsilcisi gibi. Alaattin Çakıcı diğer tarafın aktörlerinden... '

EYLEM YILMAZ 16 Kasım 2020 SÖYLEŞİ

Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi Üyesi Erdal Aksünger

Türkiye bir haftadır Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın istifasını konuşuyor. Zamanlaması ve biçimiyle çeşitli iddialara neden olan istifayla ilgili resmi açıklama 27 saat sonra yapılmış ve “affını istediği” ifade edilmişti. Bu istifanın zamanlaması ve döviz kurunda düşüş ve yeni hukuk reformlarının yapılacağının açıklanması kimilerine göre ekonomiyle ilgili ve gerçekçi bir ihtimalken kimilerine göre Amerika’daki seçim ve Halkbank davasıyla ilgiliydi.

Tüm bu iddia ve yorumları Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) 24. dönem milletvekili ve Parti Meclisi üyesi Erdal Aksünger’le konuştuk. Halkbank davasını yakından takip eden Aksünger, yakında görülecek duruşmada yeni belgelerin eklendiğini belirterek istifanın bununla ilgili olduğu görüşünde. Diğer yandan üç, beş içinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın parlamenter sisteme dönüşle ilgili bir açıklama yapacağını, bunun en çok “MHP’den kurtulmak için” yapılacağını ifade ediyor.

Kendi partisine yönelik eleştirileriyle de dikkat çeken Erdal Aksünger, CHP’de bu kış değişim yaşanacağını ve bunun bir kadro harekatı olduğunu söylüyor. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu yerine aday olup olmayacağı konusunda ise, “Önemli olan kimin aday olacağı değil, kadronun kimlerden oluşacağıdır” diyor.

Söz Erdal Aksünger’de…

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın istifasının ardından Twitter’da “’Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ denilen saçmalığın sonu gelmiş görünüyor. Çevir kazı yanmasın işine dönecekler. Yalaka tayfa şimdiden tornistana hazırlansın” mesajını paylaştınız. Bu yorumu detaylandırmanızı rica edeceğim. Siz bu istifanın zamanlamasını, biçimini nasıl yorumluyor, bundan sonrası için ne öngörüyorsunuz?

Kendi içlerinde parlamenter sisteme dönüş arayışları olduğunu biliyorum. Zaman zaman bu arayışlar ortaya çıkıyordu. Örneğin, eski bir bakan çıkıp ‘Baraj yüzde 40 olsun’ demişti. Bunlar nabız ölçmek için deniyordu. Parlamenter Sisteme geri dönüşle ilgili konunun temeli şu; ekonomi dâhil olmak üzere birçok sorunun bütün sorumlusu, başkanlık denilen bu ucube sistemi elinde bulunduran Erdoğan’dır. Kendisi de zaten bunu ifade etti. Bundan sonraki seçimlerde 50+1’i veya ikinci turda çoğunluğu alabilme şanslarının çok daha düşük olduğunu düşünüyorlar. Bundan dolayı da arayış içerisine girdiler. Ama Berat Albayrak meselesinde önemli birkaç dönemeç var. Bir tanesi, görünen o ki AKP kendi içinde farklı bir koalisyon arayışına girdi. Şu an ki mevcut hükümet AKP hükümeti değil, bir koalisyon.

‘BERAT ALBAYRAK, AİLENİN SEMBOLÜ, EMİNE ERDOĞAN’IN TEMSİLCİSİ GİBİ’

Sadece MHP’yi mi kast ediyorsunuz yoksa başka bir şey mi?

Sadece MHP’yi değil. İşin içerisinde Doğu Perinçek tayfası gibi tayfaların alt yapısını oluşturduğu, arka planda eski liberal tiplerin de bulunduğu garip bir denklem var. 2011-2012 ve özellikle 2013 17/25 Aralık’tan sonra bu denklemi daha net görebiliyoruz. Bu yedi yıllık sürenin öncesindeki AKP’nin duruşuna bakarsanız, 2003-2004’lerde daha demokratik bir süreç içerisinde Kürt açılımlarını yapan, özgürlükler konusunda adımlar atan, uluslararası alanda herkesle barışık bir çizgisi vardı. 2013’ten sonra daha milliyetçi, daha muhafazakâr, daha dinci, özgürlükleri bir kenara bırakmış bir havaya büründü. Berat Albayrak’ın istifasını direk bu koalisyona bağlamıyorum ama sıkıntılı olan birkaç konusu olduğu kesin. Bir tanesi, parti içinde bu koalisyondan kaynaklı Süleyman Soylu ve Binali Yıldırım gibi isimlerle bir takım çekişmelerin yaşandığı kesin. Bunların daha makul olduğunu anlatmaya çalışıyorlardı. Berat Albayrak da ailenin sembolü. Emine Erdoğan’ın temsilcisi gibi.

”NACİ AĞBAL’IN ATANMASI NEDENİYLE KAVGA YAŞANDIĞI YÜZDE YÜZ”

Dolayısıyla bu istifa aile içinde bir kavga veya çatışmayı mı işaret ediyor?

Kısmen. Sonuçta biz kabile şeklinde yönetiliyoruz diye bu nedenle söylüyoruz. Aile içinde bir karar alıp memleketi yönetmeye çalışıyorlar. Hanedan gibi. Hatta daha ileri gidelim, Recep Tayyip Erdoğan’ın önümüzdeki süreçte Berat Albayrak’ı AKP genel başkanlığına getirmeyi planladığı söyleniyordu. Şimdi bu çöktü. Bir de, Berat Albayrak’ın istifası kararının ailenin bir yarısı tarafından alındığı görülüyor.

Ailenin yarısı derken?

Kendi ailesi tarafından alınmış bir karar olduğu gözüküyor. Çünkü Merkez Bankası’na Naci Ağbal’ın atanması üzerinden kavga yaşandığı yüzde yüz. Bunu hem yazılanlardan hem de doğrudan bana gelen bilgilerden biliyorum. Ama burada ilginç olan elbette zamanlama. Bir, doların yükselişi, iki Amerikan seçimleri. Bu ikisi aslında çok ilginç bir döneme denk geliyor. ICIJ, (Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu) uzun zamandır uyuşturucu kaçakçılığı, kara para aklama ve rüşvet operasyonlarıyla ilgili bir çalışma yürütüyor. Gazeteciler, sivil toplum kuruluşları birlikteliğinden doğan bu oluşum dünyadaki 30-40 ülke üzerinde ciddi bir bilgi toplama operasyonuna girişti. 2019’da ABD Hazine Bakanlığı’ndaki Mali Suçları Araştırma Ağı FinCEN’e ciddi bir baskı uyguladılar. Bu baskı neticesinde ABD’deki bilgi edinme yasasını da kullanarak hem para transferleri, hem görülen davalarla ilgili daha önce gizliliği olan belgeler elde ettiler. 750 binin üzerinde belge var. Bu belgeler dünya üzerinde bir sürü yerle ilgili. Biri de Türkiye. Halkbank/Zarrab davası diyerek konuşulan konu aslında insanlara algılatılmaya çalışıldığı gibi ABD Halkbank’a baskı uyguluyor gibi bir şey değil. Bunu hepimiz biliyoruz.

“ALBAYRAK’I İLGİLENDİREN 800 MİLYON DOLARLIK BİR RÜŞVET ORTAYA ÇIKTI”

Bunu size ayrıca soracaktım, geçmeniz iyi oldu. Biden’ın seçimi kazanmasıyla birlikte bu dava nasıl ilerler? Ne gibi gelişmeler yaşanabilir?

Şimdi tüm bu yeni çalışmalarla birlikte orada Berat Albayrak’ı da ilgilendiren iki tane konu var. Bir tanesi, 800 milyon dolarlık bir rüşvet meselesi. Zarrab’ın kuryesi olan Adem Karahan’ın, eski ismi Adem Gelgeç’ti, itiraflarının üzerine başka bir sürü kişinin daha itirafları eklendi ve bunlar savcılar bakımından dikkate alındı. Bu kişi ismini sonradan değiştirdi. Ben bunların hepsini biliyorum. O 800 milyon dolarlık para transferiyle ilgili onların şahit olduğu ve 2014 sonuna kadar yapıldığı görünen 30 milyon dolarlık bir kısım var ve Türkiye içinde dağıtılan 800 milyon dolarlık bir rüşvet meselesi ortaya çıktı. Bu rüşvet meselesinin temelinde iki hikâye var. Hükümet içerisinde olan bakanlar ve İran’da Ahmedinejad meselesi var. Bu iki tarafın rüşvetle bu işi Zarrab’la birlikte yürüttüklerine dair hikâyeler ortaya çıktı. Bir de Halkbank’ın üzerine Aktifbank da ortaya çıktı. Aktifbank ve birkaç bankanın daha özellikle kara para transferleri konusunda muhabir banka olarak Amerikan bankalarıyla kurdukları ilişkiler ve Ortadoğu’da bazı yerlerle kurdukları ilişkiler konusu da mercek altına alınmış vaziyette. Burada çok daha derin bir araştırma olduğu gözüküyor.

‘ZARRAB’IN YENİDEN İFADE VERME DURUMU VAR, BU SEFER BAŞKA DOSYALARA GİRDİĞİ SÖYLENİYOR’

Peki, tüm bu iddialar nedeniyle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu istifayı istemiş olduğunu, bir tür ön alma amacı taşıdığını düşünebilir miyiz?

Bir ihtimal bu var ama sonuçta aile ilişkilerine baktığımız zaman ucu Erdoğan’a dokunan bir mesele. Bu memlekette Erdoğan’ın haberi olmadan birinin bir şey yapma veya aileden birinin bir şey yapma olasılığını kimse hayal bile edemez. Unutturma olarak düşünülebilir belki. Berat Albayrak kendisini unuttursun. Ama üçüncü ayda görülecek olan davanın dosyasının içine bunlar girmiş durumda. Pek unutulacak gibi gözükmüyor. Çünkü burada ICIJ’nin yaptığı işte Court House da var. Court House da adliye haber servisi. Bir sürü sivil toplum kuruşları var. Herkes bu işin üzerine çöreklenmiş. Bu sadece Türkiye ile ilgili bir iş de değil. Dünyanın her tarafındaki kara para aklama, rüşvet operasyonları ve uyuşturucu ticaretini ortaya çıkarmak için yapılan bir araştırma ve ucunda Amerika’nın olduğu konuşuluyor. ABD’deki birkaç bankanın da soruşturmaların odağı olacağı söyleniyor. Çünkü bu bankaların buradaki muhabir bankalarla işbirliği yaptığı görülüyor. ABD’deki kapitalizmin bildik acımasız hikâyesi. Parayla her şeyi yaparlar, işin içinde her türlü illegalite vardır. Bir gün birisi çıkar ve perdeyi aralar ve biz bilmiyorduk diyecek kadar aptalca bir tutum alırlar. Bilmiyor olabilirler mi bunları! Şimdi görülecek duruşmada Zarrab’ın yeniden ifade verme durumu var. Ama bu sefer başka dosyaların girdiği söyleniyor.

Anlattıklarınızdan, Trump’la birlikte dondurulmuş görünen bu dava sürecinin Biden’la hareketlenmesini beklediğinizi anlıyorum.

Aslında Trump da bu davayı donduramadı. Türkiye’ye yaptırımlar uygulama meselesi dünden belli. Komik olan şu, Türkiye’nin Cumhurbaşkanı’nı oraya çağırdılar ve Beyaz Saray’da neredeyse sorguya çekilmiş gibi kötü bir görüntü verildi. Bunun buzluğa gitme nedeni şuydu aslında, bu ABD tarafından kullanılacak siyasi şantaj aletiydi. İlk günden beri bu böyleydi. Çünkü bu Türkiye’nin Cumhurbaşkanı’nı ilgilendiren bir şey ve istediğini yaptırabilmek için elinde tutabilirdi. Ama ne zaman ki ICIJ ve Court House devreye girdi, 750 bin evrak Hazine ve Mali Suçlar bölümünden alındı ve bunlar yavaş yavaş kamuoyunda paylaşılmaya başladığında baskı arttı işte o zaman bu iş iki ay önce yeniden açıldı ve siyasi şantajdan ziyade hukuk davası olarak daha da güçlendi.

“KARANLIK GÜÇLERİN DE DAHİL OLDUĞU İÇ İKTİDAR SAVAŞI YAŞANIYOR”

Peki, bütün bu süreç bundan sonra Türkiye’de ne gibi gelişmelerin yaşanmasını sağlar?

Erdoğan kendi tabanına verdiği karizmatik lider imajından çok ciddi bir şekilde yara almış oldu. Şimdi bir kurban verdi. Sonuçta bugüne kadar arkasında durduklarından biri Berat Albayrak’tı. Devlet Bahçeli, Süleyman Soylu için gövdesini koyarken Berat Albayrak için sesini çıkarmadı. Çünkü onlar da istemiyordu. Zoraki olarak övüyorlardı. Gitmesine sevindiler. Çünkü burada Türkiye’de yönetimin paylaşılması söz konusu. Türkiye’yi yönetmek diye bir dert yok. Hepsi, karanlık güçlerin de dâhil olduğu bu güçler kendi iç iktidar savaşlarını veriyor.

Eski Bakan Albayrak’ın istifasıyla ilgili Alaattin Çakıcı’nın açıklama yapmasından dolayı mı diyorsunuz?

Onu görmedim. Ne dedi?

“Devlet içinde böyle değişimler olabilir, normaldir. Kol kırılır yen içinde kalır” diye özetleyebileceğim bir açıklama yaptı.

Bu ülkede mafya liderlerinin bir bakanın istifasıyla ilgili böyle değerlendirmeler yapması ve bunun ciddiye alınmasını düşünmek bile vahim bir durum. Bunu yorumlamak bile istemem.

Sizin anlattığınız güç dengeleri konusunda bir örnek midir diye sormak istedim.

Alaattin Çakıcı elbette diğer tarafın aktörlerinden biri. Diğer tarafın nasıl aktörler olduğu da Alaattin Çakıcı’nın bu açıklamasından anlaşılıyor zaten. Türkiye kimlerle nasıl yönetiliyor, kim kime destek veriyor çok açık. Türkiye Cumhuriyeti devletinin bekası diye bir şey yok. Bazı insanların kendi çıkar ilişkileri konusunda hedefleri ve bekaları var.

“AKP, MHP’DEN KURTULMAK İSTİYOR”

2021’de bir erken seçim beklenebilir mi?

Erken seçim olmadığı sürece MHP küçük ortak olarak devam edecek. Büyük ortakmış gibi davranıyor ama küçük ortak. AKP’nin İYİ Parti’ye yanaşma sevdasının nedeni de MHP’den kurtulmak. Erken seçimden ziyade üç, beş ay içeresinde Erdoğan’ın parlamenter sisteme geçiş için bir şeyler söylemesi bekleniyor. MHP’den kurtulup, bir seçime girip, parlamenter sistemle birlikte 50+1’den de kurtulup iktidarı sürdürmeleri gibi bir planlama var. Bunun Saray’da konuşulduğunu duyuyorum. Çünkü artık 50+1’i yakalayabilecek bir Cumhur İttifakı yok. Mümkün de değil. Bu nedenle parlamenter sisteme geçilecek.

Muhalefet de parlamenter sistem olmazsa olmaz diyor ama bir fark var, güçlendirilmiş ve demokratik haliyle. Tartışılması gereken de budur. Yarın çıkıp, “Parlamenter sisteme dönelim” derler ardından “Döndük sonra düzeltelim” diyebilirler ve 1982 anayasasını kullanarak yüzde 25, yüzde 30’la iktidarı sürdürme düşüncesi içerisine girebilirler. Bu da Türkiye için makul ve mantıklı bir şey olmaz.

“KEMAL BEY’İN İLGİNÇ DEMEÇLERİ VAR, RAKI SOFRALARI, SALON SOLCULUĞU GİBİ, BABACAN VE DAVUTOĞLU’NA ÖVGÜLER GİBİ…”

Bu durumda muhalefet tarafında neler yaşanabilir? Özellikle sizin Twitter’da paylaştığınız yorumlarınızdan hareketle sormak isterim. Partinize yönelik dikkat çeken eleştirileriniz var. “CHP’de bir değişim kaçınılmaz. Bu kış her şey değişecek”, Engin Altay’ın “Cumhurbaşkanı’na kimse hakaret edemez” sözlerine, “Bu siyasetin karşılığı yok, geçin bunları” diyerek karşılık veriyor ve son olarak da Sayın Kılıçdaroğlu’nun Hilal Kaplan’ı aramasını “Kafalar yine karışık galiba” diyerek eleştirilerinizi sürdürüyorsunuz. Bunlar size yönelik bir tepki doğuruyor mu? CHP içinde neler oluyor?

Bana tepki gösterecek kimse yok. Olumlu yorumlarımdan dolayı memnuniyetlerini dile getirenler oluyor. CHP’nin değişimi kaçınılmaz. Bu kişilere bağlı olarak da değil. Gençleşmesi, görüntünün değişmesi, liyakatin ortaya konması gerekiyor. CHP’nin alternatif olarak kendisini ortaya koyması gerekirken izlediği politikalar neredeyse sağı işaret ediyor. En yanlışı da bu. Çünkü 35 yaş altı seçmende muhafazakârlık, milliyetçilikten ziyade evrensel konular daha ağır basıyor. İyi bir restorasyondan geçmiş bir Cumhuriyet Halk Partisi tek başına çok rahat iktidar olur.

Ne yazık ki bugün izlenen politikalar ve partinin kendini kapatması, Kemal Bey’in partiye dair söylediği hiçbir şeyi yapmaması umudu azaltıyor. Parti tabanında umut azaldıkça kamuoyunda da azalıyor. Çünkü Kemal Bey gidip sağ tandaslı insanları övgüyle ortaya koyuyor. Hatta soldaki insanlara karşı çok bazen çok ilginç demeçler ortaya çıkıyor. Rakı sofraları, salon solculuğu gibi ve Davutoğlu ile Babacan’a övgüleri… Bunlar tabanda bir büzüşme, bir gerginlik sağladı. Kendi partisinin içindekileri kucaklamayıp bunları yapması; demokrasiye, sola, hukuka dair meselelerde lütfen cevap vermesi; Kürtler, Aleviler, gençler meselelerini pragmatik bir yaklaşımla geçiştirmeye çalışması parti içinde de tabanda olduğu gibi gerginlik sağladı. Bir iktidar refleksini oturtturmuş vaziyette. Parti içini yönetme refleksi, iktidar olma refleksinin önüne geçmiş durumda. Esas problem budur.

Gençleşmeye, liyakat düzenine, yeni bir parti tüzüğüne ihtiyaç var. Toplum gerçekçi, sahici, bilgili ve genç insanlar istiyor.  Erdoğan ve Bahçeli, partilerinin her daim başında ve o koltuktan inmezler. Bunlar zaten kötü örneklerdir. Başarı kriterleri haricinde bir genel başkanın o koltukta olmayı sürdürmesi anlamlı değil. Sorun, bir kişiden öte yapısaldır.

Peki, CHP’de dediğiniz yönde bir değişimin yaşanacağına ilişkin somut bir gelişme var mı? “Bu kış her şey değişecek” dediğiniz için sordum.

Var tabii ki. Öyle söylememin nedeni bir hareketin olmasındandı zaten. Bu bir kadro harekatıdır. Kendi çalışmalarını yapan arkadaşlar açısından söylemiyorum ama partinin ileri gelenleriyle, en dinamikleriyle birlikte bir emanetçi olarak yapmamız gereken bir şey bu.

Her zaman söyledim, partinin değişip iktidara gelmesi konusunda elimizden ne geliyorsa yapacağız. Üç, dört sene genel merkezde bununla ilgili bir uğraş verdim. Dünya kadar gönüllü insan bir sürü emek harcadı. Gençleşmeye de başlayan bir hikâyeydi. Bu insanların emeklerinin boşa gitmemesi açısından elimizi taşın altına koyacağımız bir hikâyeyi başlatmamız gerekiyordu. Bununla ilgili tohumlar atıldı. Bu nedenle öyle söyledim.

Genel başkanlık için aday olmayı düşünüyor musunuz?

Genel başkanlık için aday olacak kişi ülkeyi değil, partiyi yönetecek. Çünkü şu an Cumhurbaşkanlığı, Başkanlık denilen bir yönetim sistemi var. Partiyi değiştirme sevdasında buluşacak olan kadronun içinde yer alanların her birinde bir genel başkanlık niteliği olabilir. Ben restorasyonun mimarlığında rol almak isteyen bir insanım. Bunun adı genel başkanlık olmak zorunda değil. Genel başkanlık yapan kişi bu restorasyonu yapmakta zorlanabilir. Ama bir kadro harekâtı yaparsak ben ya da bir başkası olmuş bir önemi yok.

Bir dönem birisi yapılandırmayla ilgili başkanlık yapabilir. Ondan sonra demokratik tüzük gereği her başkan en fazla iki dönem genel başkanlık yapar. Ondan sonraki dönemle ilgili kriterler konulur. Bu kriterler her makam için geçerli olur. Bütün üyelik yapısı liyakate oturtulur. Aktif üyelik de liyakatle yapılır. Bütün bunlar siyasi partiler kanununun değişmesi beklenmeden yapılabilir. Bunun için genel başkanın kim olacağından ziyade kadronun kimlerden oluşacağı çok daha önemli.

Ülkede çok ciddi bir muhalefet sorunu var ve lidere göre oy kullanan bir toplum olduğumuz için genel başkanın kim olacağı önem kazanıyor. Bu nedenle sordum. Siz aday olursanız seçmende bir karşılığı olacak, bir başka ismin de aynı şekilde.

Tabii. Ben adaylık konusunda kendim de dâhil iki sene genel başkanlık olması gerektiğini söylüyorum. Daha fazla hayatı boyunca genel başkanlık yapmayacak. Bu kişi milletvekili olmak zorunda da değil. Ben de milletvekili değilim. Buna rağmen insanlar beni milletvekili zannediyor. Demek ki mesele vekillikle ilgili değil. Çalışmakla ilgili.

Şu anda milletvekili olmanın da bir anlamı yok. Bu kadar etkisiz hale getirilmiş bir Meclis, Cumhuriyet tarihinde hiç olmadı. Yapısal değişim için bir denge ve denetleme sistemi gerekiyor. Bu hem Meclis için hem de partimiz için gerekli. Kişilere yetkiler verilemez. Eğer biz sosyal demokrat, solcu bir partiysek, denge ve denetleme sistemini ve liyakati önce kendi içimizde uygulayacağız ki sonra ülkede uygulayabilelim. Bu çok önemli.

“SÜREÇ PARLAMENTER SİSTEME EVRİLDİĞİNDE DEMİRTAŞ’IN HAPİSTE TUTULMASI MÜMKÜN DEĞİL”

Muhalefetten devamla, HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın demokrasi blogu önerisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Dediğiniz gibi bir değişim yaşandığı durumda böyle bir şeye dönüşme ihtimali olur mu? Siz sıcak bakar mısınız? Böyle bir blogun gerçekleşebileceği bir alan görüyor musunuz?

Önümüzdeki dönemde sürecin parlamenter sisteme evrilmesiyle birlikte Selahattin Demirtaş’ın cezaevinde tutulması çok mümkün değil. Hukuk siyasallaştığı için Demirtaş’ı orada tutuyor. Mesele adil yargılanma, hukukun işletilmesi, dokunulmazlıklar meselesidir. AKP, HDP’yi şeytanlaştırarak milletin gözünde PKK’yla arasına mesafe koymalı noktasına getirdi. Bunu ben de söylüyorum. Hiçbirimizin silahla bir sorunun halledileceğini düşünecek, terörü onaylayacak hali yok. Bunu bir mücadele olarak göstermek belli bir dönem içinde bir şey ifade ederken, şu an tamamen farklı şeyler ifade ediyor. Demirtaş’ın üçüncü yol dediği, sandığa gitmeyen 10 milyonu sandığa çekebilecek demokratik bir oluşum olabilir. Bugün öyle bir yere geldik ki ortaya gelen ilerici oldu. Sağ o kadar hakim oldu ki, CHP’nin de büzüşmesiyle sol büzüştü. Demokratik bir oluşum olabilir ama CHP kendini yenilerse zaten bunlara ihtiyaç kalmaz.

”İZMİR’DE YAŞAYAN BİR MHP’LİYİ YOZGAT’A GÖTÜRSENİZ, SOLCU ZANNEDERLER”

Şu an ki durumda ülkede bir katı sağ, bir de ılımlı sağ diye yorumlayabileceğimiz bir iktidar ve muhalefet var. Onun için bir üçüncü yol olabilir mi, olursa ne olur sorusu önemli oluyor…

İzmir’de yaşayan biri olarak size şunu söyleyeyim; İzmir’de yaşayan bir MHP’liyi Yozgat’a götürürseniz onu solcu zannederler. Çünkü İzmir’de olan MHP’li daha çok liberaldir. Daha çok hayatı üzerinden bu olguları değerlendirir. Doğu’ya gittikçe bu azalır. Türkiye’de sağın en büyük argümanı popülizmdir. Bu solda olmaz. Demokratik yaşamdan, eşit yurttaşlıktan, haktan, hukuktan bahsediyorsan popülizm mümkün değildir. O yüzden sağın en büyük argümanı olan popülizme yaranmaya çalışmak Türkiye’yi kötü bir yere götürür. Bu açıdan bakıldığında Cumhuriyet Halk Partisi kendi içinde değişimi sağlarsa bu popülizmden Türkiye’yi kurtarabilir.

Şu an da bir Millet İttifakı var. Bu doğrudur da. Fakat dediğim gibi, ortaya gelenler neredeyse ilerici oldu. Meral Hanım’ın söylemlerini kötü bulmuyorum. Dönem dönem sıkışmışlıktan kaynaklandığından bazı şeyleri söyleyemiyor. Millet İttifakı’nda “Önce bunlar bir gitsin de sonra bakarız” yaklaşımı var. HDP de böyle bakıyor. Ben bunların hepsinin dışında çok net bir şey söylüyorum. Türkiye’nin 5’te 3’ü, 35 yaş altı seçmen CHP’ye çok ciddi bir şekilde oy verecek kapasiteye sahip. Çünkü dünya şeffaflaşıyor ve evrensel değerlerle daha yakından ilgileniyorlar. CHP’nin onlarla birlikte hareket edebilmesi, onlar gibi düşünebilmesi, onlara hitap edebilmesi gerekiyor. Artık milliyetçilik, muhafazakârlık kalmadı. CHP bu gençleri yakalarsa o zaman iktidar olma şansı çok yükselecektir.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram