Akşener: En zor günüm 16 Nisan referandum gecesiydi

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, siyasetteki en zor gününün 16 Nisan 2017 referandum gecesi olduğunu söyledi. O zaman bunların

KRONOS 23 Mayıs 2020 GÜNDEM

İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener, siyasetteki en zor gününün 16 Nisan 2017 referandum gecesi olduğunu söyledi. O zaman bunların yaşanacağını gördüğünü belirten Akşener, “Ya güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçilecektir ya da bu sistemle gidildiğinde parlamenter sistemi getireceğiz diyenler oy alacak ve sistemi değiştirecektir.” dedi.

Hâlâ kendisini arayan AKP’li isimler olduğunu, siyasetin sevgi ve saygı dili üzerinden kurulması gerektiğini belirten Akşener, “Ben öksürsem MHP’den cevap geliyor ve özne cinsiyetim. İş tehdide dönmüş durumda. İpin ucundaki hanfendi deniyor” ifadelerini kullandı.

Akşener, Halk TV’de yayınlanan Liderler ile Bayram Sohbetleri programında gazeteci Özlem Gürses’in sorularını yanıtladı. Akşener’in açıklamalarının satır başları şu şekilde:

“Partimizi kurduktan sonra Türkiye’ye yönelik bir bayram sofrası hayalim, bir proje var. O da işte kendi ailemizde yaşadığımız, sizin de çocukluğunuzda kendi ailenizde yaşadığınız bayram sofrası gibiydi. Bütün aile Ramazan Bayramı’nda bize gelirlerdi. İşte o bayram sofrası benim hep hayal ettiğim. Türkiye için bir çıkış noktası olarak gördüğüm şey. Şimdi evlilikler olur; mesela ben bir Rizeli ile evliyim. Ordulu damatlarımız vardı. Kız kuzeniniz Antalyalı biriyle evli veya Mardinli biriyle evli. Damatlar, gelinler başka şehirlerden olurdu. O zaman başı açık, başı kapalı kuzenlerimiz ve gelinler olurdu. Açığı, kapalısı aynı sofranın içinde. Şimdi hayal ediyorum kulağı küpeli gençlerle, mora, kırmızıya boyalı saçlarla yeğenler… O sofraların özelliği şuydu: Kadınlar hazırlar yemeği, o sofranın özelliği herkesin o yemeğe ulaşması eşittir. Yani elinizi siz de aynı mesafede uzatırdınız. O masanın en büyük özelliği o yemeklere eşit mesafede insanların ulaşabilmesi. O günler çok güzeldi. Bugün baktığımızda çok ciddi bir siyasi kutuplaşmanın içindeyiz. Bunun ne kadarı toplumsal hayatta, sokakta bayram sofrasında yaşanıyor bilemiyorum.”

‘LAİKLİĞİN OLMADIĞI DEMOKRASİYİ GÖTÜREMEZSİNİZ’

“Benim çocukluğumda ve genç kızlığımda dindarın da, daha sekülerin de milli bayram diye kabul edilen o bayramlara karşı derin bir saygısı vardı. Benim babamın babası Rumeli’nin önemli hocalarından, din alimlerinden birisi. Müderris ama mesela bize öğrettiği şey şu: ‘Yeme haram, söyleme yalan.’, ‘Kıl beşi, kurtar başı.’ Yani ne demek istiyorum: Şimdi herkesin kendi işini yaptığı bir Türkiye’ye ihtiyacımız var. Bizim laiklik ilkesi yıllardır tartışılır. Kimler tartışır? Din adamları tartışır, siyasetçiler tartışır. Ama hukukçu tartışmaz. Laiklik esasında bir hukuk kavramıdır. Şimdi Ankara Barosu ile Diyanet İşleri Başkanı arasındaki polemikte gördük ki esasında inanan dindar insanları da korur laiklik. Yani ne demek istiyorum? Kavramların uzun yıllardır Türkiye’de içi boşaltıldı. Hep bu konunun uzmanı olmayanlar tartıştı ve gelinen nokta böyle bir şey. Hukuk normlarının da insanların taleplerine ve ihtiyacına göre şekillendiği, günü geldiğinde ihtiyaca göre değiştiği hukuk sisteminde de işte laikliktir esas olan. Laikliğin olmadığı bir demokrasiyi götüremezsiniz.”

SON 15 YILDA SİYASET DİLİ KİRLENDİ

“Bugünün siyasetçisine baktığınız zaman da yani Türkiye’de hep kavramların istismarı söz konusu olmuştur. Fakat o kavramlar bir zamanlar en azından estetik, zarif, incitmeden istismar edilirdi. Kavram istismarı diye siyasette bir kavram vardır. Burada ise çok çirkin bir istismar dili oluştu. Önce kavramlar üzerinden. Bu çok rahat konforlu bir hayat. Korkuyla burayı korkutursun, sonra burayı korkutursun. İki tarafa da korku üzerinden hiçbir şey yapmasan oy verilir. Bu konfor alanını belli grupların, belli siyasetçilerin bırakmadığını gördük. Şimdi aşağı yukarı yani tarihi belki 15 yıldır özür dileyerek söylüyorum pis bir dil hakim oldu siyasete.”

AKP VE MHP DURUMDAN MEMNUN

“Dedim ki Sayın Erdoğan’a, yani şimdi dijital teknoloji hayatımızda, bir memleket masası kuralım. Tek tek saydım yani. Sayın Bahçeli’yi de, Sayın Kılıçdaroğlu’nu ve diğer arkadaşlarımızı da tek tek saydım. İster tek tek ister bir arada o bilgisayar ekranında o fotoğrafı Londra’ya, Amerika’ya, dünyaya verelim birlik beraberlik açısından. Bas müminin dalına, gör ondaki imanı! Hiç beklemediğim bir tepkiyle karşılaştım. Sayın Bahçeli’nin tutumu, Sayın Erdoğan’ın yani AK Parti Genel Başkanı adına Sayın Ömer Çelik’in açıklamalarını izledim ve gördüm ki aslında bu konfordan memnun arkadaşlar. Yani hem birlik beraberlik denilip hem de o birlik beraberliği gösterecek o fotoğrafı oluşturmaktan nasıl imtina ettiklerini ve nasıl çekindiklerini çok çirkin sözlerle gördüm.”

ANA DİLİNİ KONUŞAMAYAN HAKARET EDİYOR

“Ben rahmetli Demirel’in, rahmetli Özal’ın, rahmetli Başbuğ Türkeş’in, Rahmetli Erbakan’ın, bir kısmını yakından tanıma şansına eriştiğim rahmetli Erdal İnönü’nün konuşmalarını, pandemi döneminde geçiyoruz şimdi, tek tek izliyorum TRT arşivlerinden. Muhteşem bir şey yani birbirlerine aslında gayet sert konuşuyorlar ama kelimeler zarif. Şimdi geliyoruz Türkçelerimizi kaybetmişiz. Demek ki ana dilini iyi konuşamayan ancak hakaret ediyor. Sert sözler söyleniyor. Hâlbuki nefis esprileri, muhteşem atasözlerini, hepsini unutmuşuz.”

‘BİZ CUMHURİYET PROJESİYİZ’

“Annem hep yaşlılara yardımcı ol derdi. ABD’nin büyüklüğünü sağlayan, farklılıklarını enerjiye çevirmesi ve sınıflar arası geçirgenliktir. Demokrasi bu esasında. Müştereklerin artırılması, farklılıkların enerjiye çevrilmesi… Bir köyde doğacaksınız, 3 sınıf birlikte okuyacaksınız, öyle bir sınavdan geçeceksiniz ki üniversiteden mezun olup akademisyen olacaksınız. Bu imkanı bana veren bu cumhuriyet. Sayın Emine Erdoğan da, sayın Hayrunisa Gül de, sayın Selvi Kılıçdaroğlu da bu cumhuriyet projesinin eseriyiz. Bugün Türkiye’de sözünü söyleyen insanlarsak bu cumhuriyet projesinin sayesinde.”

’16 NİSAN REFERANDUMU’

“Benim hayatımın bana en ağır gelen gecesi, 16 Nisan 2017’deki referandum sonucudur. Çünkü bugünün böyle olacağını öngörmüştüm. Bakın ben 28 Şubat’ı yaşadım. 7 Haziran seçimlerinde namusum şerefim üzerinden çok çirkin pis bir iftira ile karşılaştım. Bunlar beni çok üzdü gerçekten çok üzüldüm ama bu başka bir şey. 16 Nisan 2017 referandum sonuçlarını bir kara gün olarak tanımlama nedenim sizler için ve bugün gelinen nokta. Burada keşke ben haksız çıksaydım; haklı çıktım.”

ERDOĞAN İSTANBUL’U NEDEN KAYBETTİĞİNİ DÜŞÜNMELİ

“Kutuplaştırıp seçim kazanabilirsiniz ama bir gün birisi bir strateji belirler ve seçimi kazanır, siz kaybedersiniz. İstanbul’un kazanacağına muhtemelen benim kadar inanan olmamıştır. Şahsen çok çalışmıştım. Bağcılar benim seçim bölgemdir. 31 Mart’ta CHP’lier, AKP’liler, hiç HDP’ye oy vermemiş Kürtler oy vermedi. İstanbul’da insanlar hoyratlıktan, korkutulmaktan, parmakla gösterilmekten bıktı. Biz çalıştık ama ben Erdoğan’ın yerinde olsam ne yaptık da İstanbul’da kaybettik diye bakardım.”

ERDOĞAN, HERKESİN CUMHURBAŞKANI OLMALI

“Halk TV’ye, Tele 1’e, FOX TV’ye ceza verdiniz de ne oldu? Ülke TV’ye, bana 7/24 iftira atanlara ceza verebilir misiniz? Bunlar vatandaşın vicdanına dokunuyor. Sayın Erdoğan’ın yapması gereken hepimizin Cumhurbaşkanı olması. Ya güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçilecektir ya da bu sistemle gidildiğinde parlamenter sistemi getireceğiz diyenler oy alacak ve sistemi değiştirecektir.”