AİHM’in Atilla Taş kararı ‘cemaat’ davaları için dönüm noktası olabilir

Anayasa Mahkemesi eski raportörü Dr. Selami Er: AİHM Atilla Taş kararıyla cemaat soruşturmaları açısından bir milat belirlemiştir. Bu milat 17/25 Aralık ya da MGK kararı değil -haksızlığı bir yana- Yargıtayın 26.09.2017 tarihli kararıdır. Bu tarihten öncesine terör suçlaması yapılamaz. Uygulamayı göreceğiz.

SELAMİ ER 02 Mart 2021 YORUM

Meydan gazetesindeki yazıları ve sosyal medya paylaşımları ile söylediği şarkılardan daha fazla dikkat çeken; sivri dili ve hiciv dolu üslubu ile Cumhurbaşkanı ve hükümete yönelttiği eleştirileriyle iktidar ve medyasını rahatsız eden Atilla Taş, darbe girişiminin hemen sonrasında ‘Gülen cemaatin medya yapılanması’ soruşturması kapsamında 31.08.2016 da gözaltına alındı ve sonrasında tutuklandı.

Köşe yazılarının yayınlandığı Meydan Gazetesi ise 27.07.2016 da 668 sayılı KHK ile kapatılmıştı.

BYLOCK KULLANLARLA GÖRÜŞMEK SUÇSA TÜM AKP’LİLER TERÖRİST OLUR

Soruşturma ile ilgili gizlilik kararı alındığından -genel suçlamalar dışında- Taş’ın veya avukatının bilgi sahibi olması da engellenmişti. Bu yöntem, özellikle 15 Temmuz sonrası başlatılan terör soruşturmalarının içinin boş ve delilsiz olduklarını gizlemek için benimsenen genel bir uygulama idi. Taş’a savcılık ve mahkemede yöneltilen suçlamaların çoğunluğunu hükümeti ve Cumhurbaşkanını eleştiren twitleri ve Meydan gazetesindeki köşe yazıları oluşturuyordu. Bunların dışında meşhur twiter fenomeni Fuat Avni ile görüştüğü ve Bugün Gazetesi’ne kayyım atamasını protesto amacıyla düzenlenen gösteriye katıldığı iddialarına dair sorular yöneltildi.

Evet inanması zor ama savcılar ve yargılamayı yapan mahkeme heyeti Taş’ın darbe girişimi ile bağını kurmak için 15 Temmuz’dan 5 sene önce attığı twiti suçlama olarak yöneltebilmişlerdir. Anonim olduğunu kendilerinin iddia ettiği bir twitter hesabı kullanıcısı ile görüşüp görüşmediğinin sorulması ayrıca bir garabetti. Tutuklamaya sevk yazısında Taş’ın Bylock kullanıcısı olan kişiler ile telefon irtibatı da delil olarak gösterilmişti. Eğer böylesi bir yöntem hukuki kabul edilir ve AKP’li yöneticiler ile destekçilerine uygulanacak olursa, herhalde tüm parti örgütü mensuplarının “terörist” olduğunu kabul etmek gerekecektir.

Bu saçma ithamlar ile hakimlik karşısında çıkan Taş, önce tutuklanarak bir süre cezaevinde kaldı, ardından  31/3/2017 tarihinde yargılamasını yapan İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tutuksuz yargılanmak üzere bırakıldı.

ZATEN CEZAEVİNDE OLAN ATİLLA TAŞ’I TEKRAR ‘YAKALADILAR’

Ancak yandaş medyada çok hızlı bir kara propaganda başlıyor ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (bağımsız ve tarafsız yargımız tarafından!) birkaç saat içinde yeninden hakkında “ivedi” bir soruşturma başlatılıyor. Mahkeme kayıtlarına göre zaten Ceza İnfaz Kurumunda olan Taş ‘yakalanarak!’ tekrar ceza evine konuyor. Doğal olarak yeni soruşturma dosyası için de gizlilik kararı alınıyor.

Daha sonra birçok kez tekrarlanan bir hadise gerçekleşiyor. Yani, Taş ve diğer basın mensupları hakkında tahliye kararı veren 25. Ağır Ceza Mahkemesi hakimleri ile tahliye talebinde bulunan savcı hakkında HSK tarafından görevden uzaklaştırma kararı veriliyor.

Taş hakkındaki iki dava (aslında iki farklı dava yok, serbest bırakılmasını önlemek için aynı suçlamalar ile başlatılmış ikinci bir soruşturma ve sonrasında açılan mükerrer bir dava var) bağlantılı oldukları gerekçesi ile birleştiriliyor ve 24.10.2017 tarihinde Taş tekrar serbest bırakılıyor. İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi (yeni heyeti ile) 08.03.2018 tarihli kararıyla Taş hakkında terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme suçundan 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar veriyor.

‘GAYRİCİDDİ MAHİYETTEKİ TWİTLERLE CUMHURBAŞKANINI ÇOK SERT ELEŞTİRDİ’

Kararda geçen: “Sanığın iddianamede belirtilen ve kendisine aidiyeti sanık tarafından inkar edilmeyen bir kısmı gayriciddi mahiyette çok sayıda yazı ve twit şeklindeki paylaşımlarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünü övücü, hükümeti ve Cumhurbaşkanını çok sert bir dille eleştirir içerikler bulunduğu, sanığın anılan örgütün fikir ve ideolojisine paralel olarak örgüte destek verdiği,…

… yazı ve twitleriyle örgütün amacı ve ideolojisi doğrultusunda örgütün propagandasını yaparak hedef kitle üzerinde hükümeti ve Cumhurbaşkanını itibarsızlaştırmaya yönelik faaliyetlerde bulunmuş, ..”

ifadeler hükümeti ve cumhurbaşkanını eleştirmeyi suç kabul eden iktidara bağımlı yargının bakış açısını yansıtması adına önemli ve yargının geldiği hali göstermesi adına da oldukça üzücüdür. Buraya kadar ki süreç bile Türkiye’de yargının bağımsız ve tarafsızlığı hakkında bir fikir oluşturmaya yetiyor sanırım.

AYM’E GÖRE 15 TEMMUZ’A KADAR YAZMAYA DEVAM ETTİYSE HAK İHLALİ YOK!

Taş’ın yaptığı bireysel başvurular hakkında AYM, 29.05.2019 tarihinde karar vermiştir. Kararda Taş’ın cemaate yönelik tedbirler alındığı bir dönemde köşe yazılarında ve sosyal medya paylaşımlarında cemaati öven, faaliyetlerini meşru göstermeye çalışan ve soruşturmaları sonuçsuz bırakmayı hedefler nitelikte görünen yazıları nedeni ile cemaatle arasında ilişki kuran mahkeme kararının keyfi olmadığı, ayrıca bu yazılarını darbe teşebbüsüne kadar sürdürdüğü ve bunların kuvvetli suç şüphesi sayılabileceği değerlendirilerek ilk tutukluluk kararı nedeniyle Taş’ın haklarının ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır.

Taş kararında AYM, özgürlük ve güvenlik hakkının adli makamların zor ve karmaşık olan terör suçlarına karşı etkili mücadelesini aşırı şekilde güçlendirecek şekilde dar yorumlanmaması gerektiğini belirtmiştir. Böylesi bir düşüncenin, bireylerin temel hak ve özgürlükleri kamu gücüne karşı koruması beklenen Anayasa Mahkemesi’nin itibarını ve konumunu zedelediği şüphesizdir. Mahkemeden beklenen her türlü zorluklara rağmen kamu makamlarının özgürlük ve güvenlik hakkı dahil tüm hak ve hürriyetlere saygı göstermeleri gerektiği hususlarında uyarı yapmak olmalı idi.

KARARDA OLUMLU YAN: OHAL GEREKÇESİYLE KİŞİ HÜRRİYETİ SINIRLANAMAZ

Taş hakkındaki başlatılan ikinci soruşturma ve bu soruşturma bağlamında alınan tutuklama kararı hususunda ise AYM, bunun için yeni ve yeterli delil elde edilmesi gerektiği, ancak Taş’ın önceki tutuklamasında kullanılan gerekçelerle ikinci kez tutuklandığı, yeni bir delilin bulunmadığı gerekçesi ile verilen tutuklama kararının kanuna aykırı olduğu sonucuna ulaşarak ihlal kararı vermiş ve Taş’a 25.000 TL manevi tazminat ödenmesine hükmetmiştir.

Kararda olumlu olarak kabul edilebilecek diğer husus, AYM’nin Anayasa’nın 15. Maddesinin (olağanüstü hâl döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen), kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik güvencelere aykırı gerçekleştirilen müdahalenin, OHAL şartları bağlamında meşru kabul edilemeyeceği değerlendirmesidir.

İfade ve basın özgürlükleri yönünden ise aynı AYM, ilk tutuklamanın yeterli gerekçesi olduğunu belirterek hak ihlali olmadığı sonucuna varmıştır; ancak, ihlal kararı verdiği ikinci kararında bu haklar bağlamında bir değerlendirmede bulunmaktan kaçınmıştır.

MUHALİF ÜYE GÖKCAN: TAŞ’IN TUTUKLANMASI AYM İÇTİHATLARINA AYKIRI 

Karar üçe iki oyçokluğu ile alınmıştır. Karara muhalif kalan üye Hasan Tahsin Gökcan, Taş’ın makale ve sosyal medya paylaşımlarının ifade hürriyeti kapsamında olduğunu, şiddete çağrısı veya ayrımcılık veya bireylerin onur ve şerefine saldırı içermediğini belirterek ilk tutuklama için de özgürlük ve güvenlik hakkı ile beraber ifade hürriyeti yönünden ihlal kararı verilmesi gerektiğini belirterek bu konudaki yerleşik AYM içtihatlarına vurgu yapmıştır.

Diğer muhalif üye Hasan Şevki Hakyemez ise sunulan delillerden hareketle suçun işlendiğine dair kuvvetli bir belirti ortaya konulamadığını, delilleri bütün olarak incelemek yerine ayrı ayrı incelemek gerektiğini, 2011 yılında Taş’ın yaptığı ve suç unsuru taşıdığı noktasında dikkate alınabilecek olan iki paylaşım nedeniyle 2016 yılında tutuklanmış olmasının ölçülü bir tedbir olarak kabul edilemeyeceğini belirterek özgürlük ve güvenlik hakkı ile beraber ifade hürriyeti ve basın hürriyeti haklarının ihlal edildiğini belirtmiştir.

İki muhalif üyenin aykırı görüşleri AİHM kararında hüküm olarak yer bulmuş ve görüşlerindeki haklılığı ortaya koymuştur.

AİHM: TUTUKLAMADAN SONRA BULUNAN DELİL TUTUKLAMA GEREKÇESİ OLMAZ

Karardan memnun olmayan Taş’ın AİHM’ne yaptığı başvuru sonucunda AİHM 19.01.2021 de karar vermiştir. Karar dikkat çeken ilk nokta, tutuklama kararı hakkında inceleme yaparken ilk tutukluluk kararından önce elde edilen delillere itibar edilmesi gerektiği, sonra elde edilen delillerin tutukluluğun devamına ilişkin kararın dayanağı olabileceği, tutukluluktan dört ay sonra elde edilen delillerin ilk tutukluluğun gerekçesi olarak gösterilemeyeceği ilkesine vurgu yapılmasıdır. Maalesef son yıllarda Türk yargısında “önce tutukla, sonra delil bulunur veya suçsuz ise bir müddet sonra serbest bırakılır” mantığı hakim olduğundan binlerce insan delilsiz veya yeterli delil olmadan tutuklanmakta ve özgürlüklerinden mahrum bırakılmaktadır.

AİHM, ilk tutukluk kararında muğlak ve basmakalıp ifadeler bulunduğunu, Taş hakkındaki tutuklamayı haklı çıkaracak veya tarafsız bir gözlemciyi ikna edebilecek özel bir bilgi veya olgu bulunmadığını tespit etmiştir. AİHM incelemesinde Taş hakkındaki iddiaları üç gruba ayırarak incelemiştir.

İlk olarak Bugün Gazetesine kayyım atanmasını protesto amacıyla organize edilen bir gösteriye katılması hususunda, bunun yasadışı olduğu veya şiddet içerdiği yönünde  bir delil sunulamadığını tespit etmiştir.  İkinci olarak ise AİHM, Taş’ın gösteriye katıldığı dönemde (2015 yılı) Bugün Gazetesinin bir terör örgütü tarafından kontrol edildiğine dair bir mahkeme kararı bulunmadığını belirterek kayyım atamasını protesto eden bir gösteriye katılımı nedeni ile terör suçu işlendiği iddiasının tarafsız bir gözlemciyi ikna edecek bir delil olmadığı ve bu eylemin ifade hürriyeti ile toplanma özgürlüğü kapsamında olduğu sonucuna varmıştır.

CEMAATİ TERÖR ÖRGÜTÜ KABUL EDEN EYLÜL YARGITAY KARARI ÖNCESİ SUÇLAMALAR NE OLACAK? 

Gerçekten de Türk yargısının Gülen cemaatini ‘terör örgütü’ olarak kabul eden ilk kesin yargı kararı 26.09.2017 tarihli Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararıdır. Burada bu kararın doğru veya yanlış olduğunu tartışmıyoruz, bu konudaki ilk kesinleşmiş karar olduğunu belirtiyoruz. Bu tarihten önce cemaati terör örgütü olarak tanımlayan bir yargı kararı bulunmamaktadır. Tersine Gülen hakkında “anayasal düzeni değiştirme” suçlaması ile 2000 yılında açılan davada Yargıtay Genel Kurulu 2008 yılında verilen beraat kararını onayarak, cemaatin terör örgütü olmadığına kesin karar vermiştir. Dolayısı ile 26.9.2017 tarihli Yargıtay kararına kadar makul bir vatandaşın cemaat ile ilişkilerini belirlemede, cemaatin terör örgütü olduğundan şüphe duymasını ve ondan kaçınmasını gerektiren bir durum yoktur. Veya hükümetin ve mevcut Türk yargısının darbe girişimi ile ilgili ileri sürdükleri tezleri doğru kabul edilecek olursa dahi en iyi ihtimal ile bu tarih 15 Temmuz 2016 tarihine çekilebilir.

Suç tarihinin başlangıcı konusunda,  hükümetin/iktidarın 17/25 Aralık yolsuzluk soruşturmaları sonrasında cemaat ile ilgili itham ve suçlamalarının dikkate alınması gerektiği görüşü sürekli gündeme gelmektedir. Yürütme organı olan hükümetler belli gruplar ile ittifak yapar veya bazen ayrı düşebilirler. Hele Türkiye’de iktidarların kahraman ilan ettiği kişi veya grupları bir anda hain ve terörist ilan ettiğine dair sayısız tecrübeler vardır. Örneğin Öcalan, iktidar ve medyası tarafından çözüm sürecinde Kürt halkının önderi, entelektüel yönü bulunan ileri görüşlü bir lider olarak ilan edilmiş, çözüm süreci rafa kaldırıldıktan sonra tekrar eski sıfatına döndürülmüştü. Yine hükümet tarafından terörist veya vatan haini ilan edilen Ergenekon ve Balyoz sanıkları da 17/25 sonrasında iktidar ve destekçisi medyası tarafından kahraman olarak gösterilmişti.

AİHM: MAKUL ŞÜPHE OLSA BİLE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ SINIRLANAMAZ

Dolayısı ile vatandaşların ya da bireylerin neyin suç ve kimin suçlu olduğu ve bunlarla ilişkilerini nasıl belirleyecekleri konusunda doğası gereği pragmatist ve çıkarcı olan yürütme organlarının değil, stabil ve tarafsız olması beklenen yargının kararlarını takip etmeleri gerekir. AİHM de bu hususa vurgu yapmaktadır.

AİHM, Taş hakkındaki tutuklamaya dayanak olarak kullanılan ikinci iddiaya (Fuat Avni ile irtibatına) ilişkin iddianameye atıf dışında somut bir delil olmadığını tespit etmiş, makale ve yazıları ile terör örgütünü övdüğü, meşrulaştırmaya çalıştığı veya sözde üyeleri hakkındaki soruşturmaları gözden düşürmeye çalıştığı iddiası ile ilgili olarak ise Taş’ın yazı ve twit içeriklerinde şiddet çağrısı, terör saldırılarını övme, kurbanlara hakaret veya terör telkini bulunmadığını, tutuklama kararında da hangi yazı veya twit ile bunun yapıldığının gösterilmediğini, tüm yazılarına atıfla genel ifadeler kullanıldığını tespit etmiş ve şüphe makul olsa da kişilerin ifade özgürlüklerini zedeleyecek noktaya getirilemeyeceğini vurgulamıştır.

AİHM ‘MADEM SUÇ İŞLENDİ NEDEN İŞLEM YAPMAK İÇİN ‘ALLAH’IN LÜTFU’ DARBEYİ BEKLEDİN’ DEMİŞTİR’ 

AİHM ayrıca AYM kararında geçen Taş’ın yazılarını darbe girişimine kadar ısrarla sürdürdüğü argümanına karşı ise bu yazılar hakkında olağanüstü hal ilanına kadar hiçbir işlem yapılmadığı, Taş’ın yazılarında hiciv üslubu ile hükümet ve Cumhurbaşkanını eleştirdiği, başka delilin de yokluğunda bunun tek başına tutukluluk tedbirini haklı çıkaramayacağı şeklinde karşılık vermiştir.

Aslında AİHM kararında; “madem Atilla Taş bu yazıları ile suç işledi, neden hakkında işlem yapmak için yıllarca “Allah’ın lütfu” olan darbe girişimini beklediniz” demektedir.

Sonuç olarak AİHM, Taş hakkındaki tutuklama kararlarının CMK 100. Maddesinde yer alan kriterleri karşılamadığına ve müdahalenin kanuni olmadığına, bu nedenle özgürlük ve güvenlik hakkı ile birlikte ifade hürriyetinin de ihlal edildiğine karar vermiştir.

Mahkeme kararında soruşturma dosyaları hakkında verilen gizlilik kararlarının Sözleşmenin 5/4 maddesini ihlal etmediğine oy çokluğu ile karar verilmiş, karara muhalif kalan üyeler Ranzoni, Koskelo ve Bošnjak, mevcut davada soruşturma dosyasındaki belgelere erişimin çok önemli olduğunu ve bu konuda mahkemenin yerleşik bir içtihadı (A. ve diğerleri v. Birleşik Krallık Büyük Daire kararı vb) olduğunu, mevcut dava ile Türk davalarında Dairenin farklı yaklaşımını Büyük Daire ile uyumlaştırma fırsatının kaçtığını belirtmişlerdir.

AİHM KARARININ DEVAM EDEN SORUŞTURMALARA BAKAN YÖNÜ

AİHM’nin Taş/Türkiye kararında, daha önce Demirtaş ve Kavala kararlarında olduğu gibi terör suçları için soyut suçlamaların yeterli olmadığı, suçlanan kişilerin şiddete çağrı, terör suçlarını övme veya terör telkini gibi somut faaliyet veya ifadelerin gösterilmesi gerektiğini belirtmekte, toplanma ve gösteri özgürlüğü veya ifade özgürlüğü gibi yasal hakların kullanılması kapsamında olan faaliyetlerin veya ifadelerin ceza yargılamasına konu olmaması gerektiği vurgulanmaktadır.

Bunun yanında diğerlerinden ayrı ve yeni olarak AİHM, cemaat soruşturmaları açısından bir milat belirlemiştir. Bu milat hükümetin iddia ettiği gibi ne 17/25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarıdır ve ne de MGK kararlarına yansıyan çeşitli iddialardır/görüşlerdir. AİHM’e göre bu konuda baz alınması gereken, Cemaat hakkında terör örgütü suçlamasını kabul eden ilk kesinleşmiş yargı kararı olan Yargıtayın 26.09.2017 tarihli kararıdır.

Diğer cemaat soruşturmalarında da aynı kriterin uygulanması halinde devam eden cemaat soruşturmalarının tamamına yakınını için benzer sonucun çıkması kaçınılmazdır. Zira cemaat soruşturmalarında darbeye teşebbüs dışında suçlamaların tamamına yakını darbe girişiminden önce cemaat ve kurumları ile olan ilişkilere ve burada yürütülen yasal faaliyetlere (bankaya para yatırmak, okula gitmek, dernek üyesi olmak vs) dayandırılmaktadır. Bu suçlamalar ise hem o tarihte Cemaat terör örgütü olarak kabul edilmediğinden ve hem de bahse konu faaliyetler yasal olduğundan bir suçun unsuru olarak kabul edilemezler.

Bu anlamda Taş kararı cemaat davaları için bir dönüm noktası olabilecek mahiyette görünmektedir. Tabi uygulamanın nasıl şekilleneceğini bekleyip görmek gerekiyor.

Evet uluslararası mekanizmalar ve hukuki süreçler ağır işliyor ancak nihayetinde sistem çalışıyor ve haksızlıkları tespit ediyor.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram