Ahlâkiliğin yitirilmesi 

Peki doğrudan insan hayatına kast eden, adam kaçıran, işkence yapan, masum kadın ve çocukları öldürenlere ve politik olarak bu suçlardan sorumlu olanlara karşı Diyanet bir açıklama yapmış mıdır?

AYHAN TEKİNEŞ 04 Temmuz 2021 GÖRÜŞ

Davranışlarımızın ahlakiliğini belirleyen unsurlardan birisi, niyettir. Niyetlerimiz davranışlarımızın etik değerini belirler. İç niyetin sübjektif boyutu kişisel sorumluluk alanına girer ama davranışları harekete geçiren niyetin somut sonuçları objektif olarak değerlendirilebilir. Bir eylemin kendisi ve amacı niyeti gösterir, niyet hakkında ip uçları taşır. Etik niyete hukuk ise söz ve eyleme odaklanır. Eylem ve sözün maksadı, yani hizmet ettiği amaç ise hukukla etiği bir araya getirir.

Davranışın zamanlaması da niyeti ve amacı gösteren bir işarettir. Hatta zamanlama başlı başına ahlâkilik göstergesi olabilir. Bir söz veya davranış farklı zamanlarda farklı amaçlara hizmet edebilir. Bundan dolayı bir söz ya da davranışın doğru olması her zaman ahlakiliğini garanti etmez.

Bir şeyi yapmak ve konuşmak eylem/fiil olduğu gibi ihmal etmek ya da sükût da dolaylı olarak eylemdir. İhmal ettiğimiz fiillerden ve söylemediğimiz sözlerden yargılanmayız ama ahlâki açıdan sorumlu oluruz. Hatta bazı davranışların ve sözlerin anlamını ve değerini büyük ölçüde ihmal edilen eylemler ve söylemekten kaçınılan sözler belirler. İhmal edilen davranışlar, fiilerimizi kuşatan çerçeve gibidir. İlk yardıma muhtaç yerde yatan bir insanın yanından onun acısına hiç aldırmadan çekip gitmemiz, kırmızı ışıkta yanlışlıkla karşı kaldırıma geçmeye çalışan gözleri görmeyen bir kişiyi uyarmamamız bizi ahlaken sorumlu yapar.

Bir sözün ve davranışın anlaşılmasında kontekst de son derece önemlidir. Söylenmesi gerekirken söylenmeyenler de sözün bağlamını belirleyen etkenlerdendir. Neleri söylediğimiz kadar hangi durumlarda sükût ettiğimiz de niyetimizi ele verir.

Doğru bir söz ya da masum bir davranış zamanlaması ve o anda hizmet ettiği amaçları açısından gayrı ahlaki olabilir. Geçtiğimiz günlerde Diyanet İşleri Başkan’ı sigara hakkında bir açıklama yaptı. Sigaranın dinen haram olduğunu söyledi. Sağlık açısından düşünüldüğünde, saygı duyulması gereken bir hassasiyet olarak her kesimin destekleyebileceği bu görüş/fetva tepki çekti ve sert bir üslupla eleştirildi. Zira zamanlama açısından hükümetin sigara ve tütün hakkında uygulamaya çalıştığı politikalarını desteklemek amacıyla yapılmış bir açıklama olarak algılandı. Yıllar sonra kontekstinden bağımsız olarak ele alındığında muhtemelen doğru kabul edilecek bu açıklama, zamanlaması açısından ele alındığında ise dinin politikacıların elinde tahrif edilişinin ve dini bir önderin muktedirlerin gözüne girmek için iç politikayı fetvalarla destekleme örneği olarak hafızalara kazındı.

Sigara dini kaynaklarda hükmü bulunan bir mesele değildir. Dolayısıyla dini hükmünün içtihatla belirlenmesi gerekmektedir. Kokusu, ağızda bıraktığı renk ve israf olması gibi açılardan ele alınarak hakkında dini bir hüküm belirlenmeye çalışılabilir. Ancak en önemli niteliği sağlığa zararlı olmasıdır.

İslam hukukuna göre ciddi sağlık sorunlarına sebep olduğu tıbben kesin olan bir maddeyi keyif ve zevk amacıyla kullanmak haramdır. Bu hüküm sigaraya mahsus bir hüküm de değildir. Sağlığa zararlı olan her şey için söz konusudur. Ancak bu tür zararlı maddelerin hükmü içki ve kumar gibi haram olduğu dini naslarla belirlenmiş yasaklar gibi değildir. İnkârı durumunda dini sorumluluğu yoktur. Ayrıca tartışmaya açıktır, hatta ileride şayet yeni araştırmalarla sağlığa zararlı olmadığı anlaşılırsa hükmü de yeniden gözden geçirilebilir. Kısacası sigaranın dini hükmü, tıbbi verilere ve araştırmalara bağlıdır.

Sigara ve tütün hem ekonomik boyutu hem de halk sağlığına bakan yönü itibarıyla politikacıların da ilgi alanına girer. Politikacılar, çocukları ve gençleri kötü alışkanlıklardan korumak için din adamlarının manevi rehberliğinden yararlanmak isteyebilir. Bu durumda iki tarafın da amacı kesiştiği için faydalı bir iş birliği söz konusu olabilir. Ancak bu durumda din adamlarının tutumunun ahlakiliğini, dinin politikacıların itibarı için araç haline getirilmemesi belirler. Bunun göstergesi de din adamlarının benzer konularda nasıl davrandığıdır. Çünkü haklı olarak tekil bir davranış, genel çerçeve içinde bir yere yerleştirilerek algılanır. Evet sağlığa zararlı alışkanlıklarla mücadelede din adamları yardımcı olmalıdır, peki uyuşturucu ticareti, silah ticareti, insan ticareti gibi politik uygulamalar hakkında Diyanet’in yaptığı bir açıklama var mıdır? Hatta sigara sağlığa zararlı olduğundan yani insan hayatını dolaylı olarak tehlikeye soktuğundan dolayı yasaklanmıştır. Peki doğrudan insan hayatına kast eden, adam kaçıran, işkence yapan, masum kadın ve çocukları öldürenlere ve politik olarak bu suçlardan sorumlu olanlara karşı Diyanet bir açıklama yapmış mıdır?

Dini hükümlerin yalnızca bazı meselelerde hatıra gelmesi, politikacıları eleştirme ihtimalini hatıra getirebilecek konularda dini hassasiyetlerin bir kenara bırakılması, dinin politik bir araca dönüştüğünün ve dini kurumların politik bir aparat haline geldiğinin bir göstergesidir. Bu durumda dini kurumların hiç konuşmaması bile bazen konuşmasından daha az dine zarar verir.

Dünya uyuşturucu ticaretinin merkezi haline gelmiş, politikacıların gelecekte siyasi parti kurmak ya da rakiplerini satın almak için uyuşturucu ticaretini desteklediği ya da pay aldığı bir ülkede uyuşturucu ticareti hakkında susup sigarayla alakalı konuşmak, bir söz ya da davranışın ahlaki olmasında zamanlamanın ne derece önemli olduğunu da göstermektedir. Hâsılı ahlakilik imkânı ortadan kalktığında konuşmak da anlamını yitirmektedir.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram