Abla Yalçınkaya KHK’lı kardeşlerine yardım ettiği için hapse atıldı

Gaziantep’te yaşayan Yalçınkaya ailesinin hayatı 15 Temmuz darbe girişimiyle alt üst oldu. Asker ve polis olan erkek kardeşlerin ikisi ihraç edildi. Balıkesir Susurluk’ta amcalarına ait fabrikada çalışmaya başlayan kardeşler daha sonra tutuklanarak cezaevine konuldu. Abla da kardeşlerine 'yardım ve yataklık yapmaktan' hapse atıldı. Üç erkek kardeş tutuklanınca ailenin tüm yükü bir fabrikada çalışan Hilal’in sırtına bindi. Hilal, “Kırgınım” deyip ekliyor: “Affetmeyeceğim.”

TUBA DEMİR 22 Aralık 2020 KRONOS ÖZEL

 

Yalçınkaya ailesi, 15 Temmuz darbe girişimiyle hayatları alt üst olan binlerce aileden biri. Ailenin biri polis, biri asker diğeri ise özel bir şirkette satış pazarlama alanında çalışan üç erkek kardeşi tutuklanarak cezaevine konuldu. Ablaları ise onlara yardım ve yataklıktan tutuklanıp bir ay hapse atıldı. İhraç edildikten sonra geçinmek için çalıştıkları fabrikanın da kapanmasıyla ailenin tüm yükü abla Hilal Yalçınkaya’nın üstüne kalmış durumda.

Hilal, ailenin en büyük çocuğu. Güzel sanatlar fakültesinden mezun olan Hilal resimle ilgileniyor. Ancak darbe girişiminin hemen ardından resme dair hayallerine ve ideallerine ara vermek zorunda kalıyor. “Yaşadıklarımızı tekrar anlatmak benim için zor. Bizim için çok sancılı bir süreçti” diyen Hilal, 15 Temmuz darbe gecesi ile hayatlarının bir anda alt üst olduğunu anlatıyor.

“Her şey kardeşlerimin mesleklerinden ihraç olması ile başladı” diyor. En büyük kardeşi Bilal’in Van Emniyeti’nde polis memuru olduğunu, onun küçüğü Ertuğrul’un Kahramanmaraş Afşin’de teğmen olarak görev yaptığını ancak daha sonra aniden görev yerinin değiştiğini ve Şanlıurfa Suriye sınırına tayin olduğunu, en küçük kardeşi Ali’nin ise İzmir’de özel bir şirkette satış ve pazarlama işleri ile ilgilendiğini söylüyor. Kardeşlerden Ertuğrul Yalçınkaya, Urfa’da göreve başlamadan önce ayağındaki bir rahatsızlık nedeniyle GATA’da ameliyat oluyor. Gerekli evrakları yeni görev yeri olan Şanlıurfa Jandarma Komutanlığı’na bildiriyor.

EVDEYKEN DARBE GİRİŞİMİNİ TELEVİZYONDAN ÖĞRENDİLER

Yalçınkaya ailesi 15 Temmuz gecesi Gaziantep’teki evlerinde hep beraber oturdukları bir anda televizyondan darbe girişimi olduğunu öğreniyorlar. Kardeşi Ertuğrul’un o an hala ayağında alçı bulunduğundan bahseden abla Hilal Yalçınkaya, “Darbe haberlerini öğrendiğimizde hepimiz şok olduk” diyor.

Ertuğrul “Böyle bir darbe olamaz. Bize bir bildiri, bir genelge, bir haber gelmedi, hiçbir şey duymadık. Ne askeriyenin yaptığına dair ne de başka bir şekilde dış bir etkenle alakalı bize bir bildiri gelmedi” diyor ailesine. Daha önce Ankara’da 2 yıl Jandarma Komutanı Bekir Kalyoncu’nun yakın korumalığını yapmış Ertuğrul. Orada olan arkadaşlarından da darbe girişimi ile ilgili bir bilgi alamıyor. “Biz de senin gibi şu an çok şaşkınız, ne olduğunu anlayamadık” cevabını alıyor. “Kardeşimin ayağında alçıyla kalkıp da darbe yapacak bir hali yok ya” diyen abla Hilal Yalçınkaya kardeşlerinin dosyasında darbe ile ilgili bir suçlama olmadığını, sadece ‘örgüt üyeliği’ suçlaması ile tutuklandığını belirtiyor. “Çaresiz bir şekilde beklediğimiz bir geceydi” diyor abla Yalçınkaya.

Bir gün öğleden sonra Ertuğrul’a bir telefon geliyor, bu arada ayağı hala alçıda. Telefonda ona ne söylendi ise bir anda o odadan çıkıp başka bir odaya geçiyor. Daha sonra ablası Hilal’e sesleniyor: “Abla beni Gaziantep’ten karakoldan aradılar ve ihraç olduğumu söylediler. Bu nedenle silahımı ve kimliğimi teslim etmemi istediler.”

“Hiç unutmuyorum o bakışlarını” diyen abla Hilal Yalçınkaya, sözlerine şöyle devam ediyor: “Bana bakarak dedi ki ‘ben 17 yaşında Beytepe’ye gittiğimde askeriyenin en küçük çocuğu olduğum için bana süt parası veriyorlardı. 10 yıl boyunca bu ülkeye görev yaptım ve hiçbir şekilde bir arkadaşımı satmadım, devletime ihanet etmedim. Ben bu vatana canla başla görev yaptım. Ailemi de ülkemi de satacak hiçbir şey yapmadım. Ben kimliğimi de silahımı da vereceğim ama sen şimdi anneme bir şey söyleme. Akşam eve geldiğinde konuşacağım.” Ertuğrul, daha sonra babası ile gidip silahını ve kimliğini teslim ediyor.

“İNSANLARIN SEVGİLİLERİNE, EŞLERİNE, AŞKLARINA OLAN İTİBARLARINI ZEDELEDİLER”

Hilal Yalçınkaya, kardeşi Ertuğrul’un yaptığı işle hep gurur duyduğunu anlatıyor. “Babamın bir kaç dönüm tarlası vardı. Kardeşlerime gelin birlikte kendi işimizi yapalım derdi hep. Ancak kabul etmediler” diyor. Ertuğrul’un “20 günlük izinde bile gelirim babam ile çalışırım, ekmeğimi taştan da kazanırım ama benim için bu meslek kutsal. Ben 17 yaşında bu mesleğe başladım. Bugün 32 yaşındayım” dediğini aktarıyor. “İnsanların kendilerine olan onurlarını kırdılar” diyerek sitem ediyor Hilal. “İnsanların annelerine, babalarına, sevgililerine, eşlerine, aşklarına, kendilerine olan itibarlarını zedelediler. Bu çok garip bir his, ancak yaşayan bilir.”

Kardeşler sadece ihraç olmakla kalmıyor, aileleri de dağılıyor. Önce Bilal’in eşi ardından da Ali’nin eşi boşanma davası açıyor. “Gelinlerimiz kardeşlerim hakkında birtakım yanlış beyan bildirimlerde bulundu” diyor abla Hilal. Korkudan kaynaklanabileceğini düşünüyor. “Kardeşime ‘benim eşim fetöcü’ diye iftira atarak ve bunu mahkemeye sunarak bu şekilde boşanmayı hızlandırmak istedi” diyor.

Kardeşler ihraç olduktan sonra Balıkesir Susurluk’ta amcalarına ait olan ambalaj firmasında işe başlıyorlar. 2017 yılının Ağustos ayına kadar işlerini düzgün bir şekilde yapıyorlar. Bir gün iş yerine ilçenin jandarma karakol komutanı geliyor ve onları tanımak istediğini söylüyor. “Çarşamba günüydü” deyip ekliyor abla: “Çarşamba günü gelip bizi tanımak istediklerini söylediler, cumartesi günü de sabah saat 11’de baskın yaptılar. Kardeşlerim Bilal ve Ertuğrul’u benim yanımda kelepçelediler. Biz onlarla o gün vedalaştık. Bana dedikleri şu oldu: ‘Dik dur biz bir hata yapmadık, suç işlemedik.’”
Terör örgütü üyesi olduklarına dair gelen bir şikayet üzerine gözaltına alınan kardeşlerden Ertuğrul aynı gün tutuklanarak Balıkesir Kepsut L Tipi Cezaevine gönderiliyor. Bilal ise üç gün nezarette kaldıktan sonra ağabeyinin yanına gönderiliyor.

ABLAYA SUÇLAMA: İKİ KARDEŞİNE ‘YARDIM VE YATAKLIK’

Tutuklamalar üzerine anne ve baba Gaziantep’ten taşınıp Balıkesir’e yerleşiyor. Hem tutuklanan oğullarını her hafta görmek istiyorlar hem de kızlarını yalnız bırakmak istemiyorlar. Aradan biraz zaman geçtikten sonra karakol komutanı tekrar ablanın yanına gidiyor ve adres beyanı istiyor. Abla adresini beyan ettikten bir gün sonra yaşadığı eve ve iş yerine sabah saat 05.30 sularında baskın yapılıyor. Hilal Yalçınkaya, “Neden böyle bir şey yaptıklarını sordum, elinizdeki yazılı metni okumadan sizi eve alamam dedim. Böyle dediğim için bana bir tutukluluk sürecimde baskı uyguladılar” diyor. Abla Hilal Yalçınkaya hakkındaki suçlama ise kardeşleri Bilal ve Ertuğrul Yalçınkaya’ya yardım ve yataklık yapmak. 3 gün nezarette kaldıktan sonra tutuklanan Hilal, o süreci şöyle anlatıyor: “Hakime ‘ailemin bana ihtiyacı var, çalışmak zorundayım, babam çalışamıyor ve ben burayı kapatırsam çalışan insanlar da aç kalacak. Kardeşlerim çıktığında istikballeri ölmüş olacak’ dediğimde ‘içerde anlatırsın derdini’ deyip cezaevine gönderdiler. Bir aya yakın cezaevinde kaldım. Avukatım dilekçe yazarak tutukluluğuma itiraz etti, serbest kaldım. ‘Balıkesir Adliyesi’nde sen konuşuluyorsun’ dedi avukatım, ‘çünkü ilk defa itiraza onay geldi’ demişti.”

Dışarı çıktıktan sonra fabrikanın kapatıldığının görüyor abla. Baba tek başına yapamayınca feshini vermek zorunda kalıyor. Cezaevinden çıktıktan sonra işsiz kalan abla Susurluk’ta bir okulda resim öğretmeni olarak göreve başlıyor. Bir süre hayatlarını bu şekilde idame ettiriyorlar. Ancak 2019’da bu kez en küçük kardeş olan Ali tutuklanıyor. İzmir’de yaşayan Ali’ye de aynı şekilde diğer iki kardeş Bilal ve Ertuğrul gibi ‘terör örgütüne üye olma’ suçlaması yöneltiliyor.

YUVALARI DA DAĞILDI

Ali ve Bilal cezaevinde iken eşleri boşanma davası açıyor ve boşanıyorlar. Eşlerin ikisi de çocuklarını babalarına göstermiyor. Kardeşlerinin en son bir yaşındayken çocukları gördüklerini anlatıyor Hilal Yalçınkaya: “Biz yeğenlerimizi görmek için mektuplar gönderdik, telefon etmeye çalıştık ve telefonlar yüzümüze kapatıldı. Hediye gönderdik maddi destek olmak istedik. Bize her seferinde iki ailenin de söylediği şey ‘bizim sizin gibi teröristlerin parasına, hediyesine ihtiyacımız yok, siz önce kendi aç karnınızı doyurun’ oldu. Yeğenlerimi bize de göstermediler.” İhraçtan sonra, tutuklamalar olmadan önce baba eşler arasında ortayı bulmak istiyor. Gelinler ve aileleriyle görüşüyor. “Bizler bağlayıcı olmalıyız, çocukların arasını yapalım” diyor ancak Bilal’in eşinin ailesi “Biz bir polise kızımızı vermiştik, bir işsize değil” cevabı veriyor.

İmtihanın onlar için her geçen gün daha da ağırlaştığından bahsediyor Hilal. Evin en küçük çocuğu olan Güllü Nur Yalçınkaya bu durumdan psikolojik olarak çok etkileniyor. Lisede iken bunları yaşayan kardeşin hayatı her yönden olumsuz etkileniyor. “Üniversiteye girmek kardeşimin üç yılına mal oldu” diyor Hilal. Güllü Nur anksiyete bozukluğu yaşıyor. Üniversite sınavlarında başarısız oluyor. Üç yıl sonra üniversiteye giriyor ancak yine istediği bölümü tutturamıyor.

HERKES BİZİ TERK ETTİ: ARKADAŞLARIMIZ, AKRABALARIMIZ, GELİNLERİMİZ…

“Herkes bizi terk etti, gelinlerimiz, akrabalarımız, arkadaşlarımız terk etti” diyerek anlatmaya devam ediyor: “Bu süreci tek başımıza göğüsledik. Yerimizden olduk, işimizden olduk, memleketimizden ayrılmak zorunda kaldık ve bunların hepsinin geçeceği günleri ümit ederek bekliyoruz. Bu sürecin artık bitmesini, suçsuz insanlara bir an önce iade-i itibarlarının sağlanmasını istiyoruz.”

“TERÖRİST DEDİKLERİ İNSANLAR HAPİSTE BİLE İNSANLARIN İYİLİĞİ İÇİN UĞRAŞIYOR”

Cezaevinde olan kardeşler 10-12 kişinin olması gereken koğuşta 26 kişi kalıyorlar. İzmir’de yaşanan depremde Buca Cezaevinin hasar görmesi nedeniyle oradaki tutuklular Şakran Cezaevine sevk ediliyor. Ailelerine nefes almakta zorlandıklarını ifade ediyorlar. “Tuvalete gitmek için bekliyoruz, uyumak için sıra bekliyoruz, dönüşümlü uyuyoruz” diyorlar. Adli tutuklular ile aynı koğuşlarda kaldıklarını ve adli tutukluların onları sürekli tehdit ettiklerini de anlatıyorlar. Hilal Yalçınkaya bir gün görüş gününde tanık olduğu bir olayı şöyle anlatıyor: “Kardeşlerimi görmeye gitmiştik. Görüş bitti, gitmek için ayaklandık sonra bir teyze kardeşim Ertuğrul’un kolundan tuttu. Başlangıçta korktuk ne olduğunu anlamadık. ‘Ertuğrul sen misin?’ diye sordu. Kardeşim evet diye cevap verdi. Teyze, ‘Allah senden razı olsun, oğlum senden çok güzel şeyler öğrenmiş, sürekli senden bahsediyor. Sen ona içeride abilik yapmışsın’ dedi. Oğlu uyuşturucudan içeride olan teyzenin Ertuğrul için söyledikleri bizi bir kez daha gururlandırdı. Terörist dedikleri insanlar hapiste bile insanların iyiliği için uğraşıyor.”

“KIRGINIM VE AFFETMEYECEĞİM”

Hilal Yalçınkaya, “Kırgın mısınız?” sorusuna, “Çok kırgınım. Benim ideallerim vardı. Ben resim bölümünü bitirdim ama şu an bir fabrikada işçi olarak çalışıyorum. Bununla gurur duyuyorum çünkü ben kardeşlerime destek olabiliyorum ama ideallerimi gerçekleştiremedim. Hayallerime beş sene ara verdim. Çok kırgınım bunun telafisi yok, bizi teselli edecek tek şey, artık insanların tutukluluklarının bitmesi. Asılsız suçlamaların, yargısız infazların durdurulması” şeklinde cevap veriyor. “Affetmeyeceğim” diye de ekliyor. “Nasıl affedeyim? Kaybolan yıllarımız geri gelecek mi? Kız kardeşim Güllü Nur’un hayalleri yerine gelecek mi? Yeğenlerim gittiğinde bir yaşında idiler, onlarla geçiremediğimiz 4 yıl geri gelecek mi? Ertuğrul’un gözlerinde yine o asker olmanın, vatana millete kendisine ailesine duyduğu sevgi, saygı, onur yerine gelecek mi? Bizim yaramız kabuk tutacak, hayata daha güçlü tutunacağız. Beraber daha çok çalışacağız, ayakta kalacağız.”

Hayatın bir mücadeleden ibaret olduğundan bahsediyor Hilal. “Bu hayatta her zaman şunu öğrendim, hakkını aramazsam hiç kimse senin ne yaşadığını bilemez. Derdini paylaşmazsan kimse gelip, senin kapını çalıp ‘nasılsın’ ya da ‘bugün ne derdin var, hadi benimle paylaş’ demez. Hastalanınca tedavi olmak için hastaneye gidiyor isek derdimizi de herkese anlatmalı, sesimizi duyurmalıyız” diyor. Şimdiye kadar konuşmadığı için pişmanlığını dile getiriyor: “Bu konuşmaları çok geçirdim aklımdan, meclise gideyim Cumhurbaşkanına mektup yazayım, adalet bakanı ile görüşeyim. Bunlarla ilgili çok şey kafamdan geçti ama her seferinde çevrenin bana vermiş olduğu ikazlarla hep geri durdum.”

“HAYAT DEVAM EDİYOR”

Hayatın devam ettiğini söylüyor Hilal: “Şunu anladım ki hayat devam ediyor. Hiç kimse geç kalmış sayılmaz. Benim istediğim zulme ses çıkarsınlar. Dur desinler önünde dursunlar, hiçbir şekilde yapılan haksızlıkları sineye çekmesinler. Çünkü ben kardeşlerimden biliyorum. Kardeşlerimle beraber cezaevindeki çocukları tanıdım. Kendim cezaevindeyken benimle beraber kalan hemşiredir öğretmendir ev hanımıdır yani birçok insanla tanıştıktan, o insanların hiçbirinin bir katil olabileceğini, darbe yapabileceğini, bir ülkeyi alaşağı etmeye çalışacaklarını hiç zannetmiyorum. Çünkü biz orada birbirimize İngilizce öğretmeni İngilizce anlatıyordu, matematik öğretmeni matematik anlatıyordu, din kültürü öğretmeni din eğitimi veriyordu. Yani oradaki insanların hepsi bir birilerine etle tırnak gibi olup destek veriyor. Bizim de aileleri olarak dışarıdan onlara destek vermemiz gerekiyor ve sesimizi yükseltmemiz gerekiyor.”