Vefat yıldönümünde Abbas Kiarostami ile uzun metrajlı bir görüntü yolculuğu

Bugün ölüm yıldönümü olan Abbas Kiarostami’nin eserleri yaklaşık bir ay boyunca Paris’te sergilenecek.

GÜLNUR HASESOĞLU 04 Temmuz 2021 FOTOĞRAF

İranlı yönetmen, yapımcı ve fotoğrafçı Abbas Kiarostami’nin (Kiyarüstemi, d. 1941 Tahran – ö. 2016 Paris) eserleri yaklaşık bir ay boyunca Paris’te sergilenecek. Bugün ölüm yıldönümü olan ünlü yönetmenin fotoğraf ve fotoğrafçılığa olan tutkusu hayatına kısa bir bakışla ortaya çıkıyor. Yazar Sabyl Ghoussoub bir yazısında Abbas Kiarostami’nin sadece sinemada değil fotoğrafta da “usta” olarak anıldığını söylüyor. Peki, Kiarostami fotoğrafçılığa nasıl başladı? Fotoğrafçılığa olan sevgisini nasıl anlatıyor?

DEVRİMLE BİRLİKTE GELEN FOTOĞRAFÇILIK

Ghoussoub yazısında Kiarostami’nin fotoğrafçılık kariyeri hakkında söylediği birçok sözü alıntılıyor. Ünlü yönetmenin fotoğrafçılık kariyeri İran devrimi sırasında başlıyor. O dönemlerde film yapmanın zor bir hal alması sebebiyle Kiarostami kendisine bir Yashica kamera alıyor ve fotoğraf çekmeye başlıyor. Abbas Kiarostami fotoğrafçılığa başladığı anları şöyle anlatıyor: “Kamerayla bir olmak istedim. Aynı zamanda şahit olduğum keyifli anları da paylaşmak istedim. İşte bu yüzden fotoğraf çekmeye başladım. Bu tutku ve acı anlarını ölümsüzleştirmek için.” Kiarostami’nin hobi olarak başlayan fotoğrafçılık kariyeri sanat kariyerinde önemli bir yer alıyor.

FOTOĞRAFLARI SERGİLENMEYE BAŞLADI

Sergide, Abbas Kiarostami’nin 1989’da İran’da, 1995’te ise yurtdışında çektiği fotoğrafları sergilenecek. Fotoğraf çalışmaları sanat fotoğrafçılığı camiasında karşılık görmese de, birçok kişi Kiarostami’ye yönetmen olarak baksa da Sabyl Ghoussoub bu durumu ‘dar görüşlülük’ olarak değerlendiriyor.

FİLM ÇEKİMLERİNİN AYRILMAZ PARÇALARI FOTOĞRAFLAR

Kiarostami çektiği fotoğrafları film çekimlerinde kullanmaya başlıyor. Ünlü yönetmenin 2005 yılında çıkan ‘Roads of Kiarostami’ kısa filmi bir dizi fotoğraftan oluşuyor. Yollarda çekilen fotoğraflar, şehir manzaralarını ve kırsal samimi fotoğrafları oluşturuyor. Bu fotoğrafları sağanak yağışın sırasında arabasının içerisinden çekiyor. Fotoğraflarını yayımlamaya devam ettiği ikinci eseri ise Pluie et vent (Yağmur ve Rüzgar) başlıklı kitabı oldu. Bu kitaptaki fotoğrafları renkli ancak griler ve siyahlar da hakim. Kiarostami kariyeri boyunca 5 fotoğraf kitabı yayımlıyor.

RESİM VE FOTOĞRAFÇILIK

Abbas Kiarostami ressamlık eğitimi alıyor. Fotoğrafçılığı da fotoğrafın belgesel yönü ile resmin hayal gücünü birleştirmek için kullanıyor. Kiarostami 2010 yılında eleştirmen Stéphane Corréard’a şu itirafta bulunuyor: “Çok fazla resim yaptım ama hiç ressam olmadım. Fotoğrafçılık yaptığım için artık resim bile yapmıyorum. Resimle ilgili hissettiğim hayal kırıklığının çoğunun fotoğrafçılıkta telafi edildiğini düşünüyorum.” Yazar Ghoussoub, Kiarostami’nin resimde yetersiz olduğunu hissettiğini ve fotoğrafçılığın hayal ettiği tuvalleri oluşturmasına izin verdiğini söylüyor ve Abbas Kiarostami’nin şu sözlerine yer veriyor, “Resimlerim hayattan değil, hayal gücümden.”

ABBAS KİAROSTAMİ ESERLERİ POMPİDOU MERKEZİNDE

Fotoğrafçı Abbas Kiarostami’nin yapmış olduğu birçok çalışma Paris’te Centre Pompidou’da gösteriliyor. 19 Mayıs- 26 Temmuz arası sürecek sergi, salı günleri hariç her gün saat 11 ila 21 arası ücretsiz.

KIAROSTAMI ARTIK SESSİZ BİR FİLM

Çağdaş İran sinemasının en büyük yönetmenlerinden Abbas Kiarostami, kış, kar, yıl ve ağaç fotoğraflarından oluşan 44 fotoğraflık sergisini 2016 yılında Ankara CerModern’de açmıştı. Sergi için Türkiye’ye gelen Kiarostami, fotoğrafçılığı, sineması, İran ve dünya sineması üzerine düşüncelerini de paylaşmıştı.

Gazeteciler Yavuz Akengin ve Ünal Livaneli’nin sorularını cevaplayan Kiarostami, fotoğraflarının, bir ressamın resimleri gibi olduğunu söyleyerek “Tek bir fotoğraf, bir filmin sebebi olabilir. Sinemanın başladığı yer işte tam orasıdır, tek bir fotoğraf.” diye konuşmuştu. Ankara’da sergi açmaktan mutluluk duyduğunu ifade eden Kiarostami, sergisiyle ilgili olarak da, “Sadece Türkiye’de değil, belki dünya çapında ilk kez yapılan bir şey, bu fotoğraflar hiçbir yerde bu şekilde sergilenmedi. Bütün bu fotoğraflar ilk kez bir sergide sergileniyor.” diyerek Ankaralı sanatseverlere açtığı özel dünyasının ipuçlarını vermişti. Şimdi Ankara’da verdiği röportajdan satır başlarıyla ünlü yönetmen ve fotoğrafçı Abbas Kiarostami’yi analım.

‘HER FOTOĞRAF SESSİZ BİR FİLM’

Son birkaç yıldır dünya ve İran sinemasını çok yakından takip etmediğini söyleyen Abbas Kiarostami, bunun sebebi olarak ‘kalite kaybı’nı gösterdi. Sadece ilk filmlerini yapan yönetmenleri ve filmlerini takip ettiğini söyleyen Kiarostami, sinemanın dizi sektöründen olumsuz etkilendiğini düşünüyor: “Sinema, diziler yüzünden gün geçtikçe kalitesini kaybediyor. Eğer bazı gençlerin bağımsız çalışmalarını göz önünde bulundurmazsak, sinemanın biraz diziye doğru kaydığını söyleyebilirim. Ve maalesef bu diziler insanların zevklerini çok fazla değiştirmeye başladı. Bu da sinemanın maalesef çalışmasını çok güçleştirdi. Benim bununla bir sorunum yok tabii. Ama insanlar değişen bu zevkleri sebebiyle sinemaya çok fazla ilgi duymuyor.”

Fotoğraf-sinema ilişkisi üzerine sorulan bir soruya Kiarostami, bu iki sanat dalının ‘ilişkili değil’, ‘aynı asalete sahip’ olduğunu belirtti. “İlişkili olmalarından ziyade aynı asalete sahipler. Her fotoğraf aslında sessiz bir filmdir. Şunu kabul etmeliyiz, önce bir fotoğraf vardı, daha sonra hareketlenen aslında sinemaya dönüşen bir fotoğraf. Dolayısıyla aynı asalete sahipler.” dedi.

Kiarostami, bir fotoğrafın bir sanatçının görüşünü yansıtıp yansıtmadığının anlaşılması için üzerinden çok uzun zaman geçmesi gerektiğini ifade ederek, “Eskiden böyle bir kanaat vardı. Bir eserin üzerinden 30 yıl geçtikten sonra eğer bu eser güncelliğini koruyorsa, hâlâ ona ilgili aynı şekilde devam ediyorsa o eser derinliği olan, kalıcı olan ve klasiktir. Ben de çalışmalarımda, filmlerimde 30 yıl önceki çalışmalarıma bakıyorum acaba hâlâ kalıcı mı? Hâlâ derin etkiye sahip mi?” değerlendirmesini yaptı.

‘FOTOĞRAFÇI İLE ROMAN YAZARI ARASINDA FARK YOK’

Abbas Kiarostami, akıllı telefonlarla çekilen fotoğrafların ‘hedef gözetmeksizin, sadece bir anı ölümsüzleştirmeyi amaçladığı’ için fotoğraf sanatçılığı alanına giremeyeceğini savunuyor. İyi fotoğrafçının ve fotoğrafın ‘bakış felsefesinin’ olması gerektiğini söyleyen sanatçı, “Sadece güzel fotoğraflar bizi ikna etmez; biz iyi fotoğrafçı arıyoruz.” diyor. “Ben bir fotoğrafçıyım.” diyen Kiyarüstemi, fotoğrafçılığın ‘bakış açısı’ gerektirdiğini düşünüyor: “Bence bir fotoğrafçı olmak için bakışın felsefesini öğrenmemiz lazım. Bir fotoğrafçı ile bir roman yazarı arasında pek fazla bir fark yok. Nasıl biz bir yazarı birkaç kitabını okuduktan sonra tanıyabiliyor, tarzı öğrenebiliyorsak. Fotoğrafçıyı da onun birkaç eserini bakarak, dünyaya bakışını incelememiz gerekir. Bu ise bir yere giden, yeni şeyler gören, cebinde fotoğraf makinesini taşıyan ve gördüklerinin fotoğrafını çeken kişilerle farklıdır. National Geographic’teki fotoğrafları inceliyorum ama oradaki fotoğrafçıların isimleri aklımda kalmıyor. Çünkü birisi yeni bir yere gidip gördüklerinin fotoğrafını çekiyor, bu sadece National Geographic gibi yerlerde yayınlanacak fotoğrafları kapsıyor.”

Filmlerinde şiirlere yer vermesinin ‘doğal’ olduğunu söyleyen Kiarostami, “Farsça konuşan biz İranlılar, gündelik hayatımızda birçok kez şiir kullanıyoruz. Filmlerimde şiirin kullanılmasının asıl nedeni budur. Başka çarem yok. Bu bir seçim değil. İzleyiciler Farsça konuşan insanlar olduktan sonra filmlerde şiir kullanmak doğal. Şahsi düşüncem eğer sanat şiirden etkilenmiyorsa neden etkilenir?” ifadelerini kullanıyor.

‘HABER FOTOĞRAFÇILIĞI EN CİDDİ MESLEKLERDEN BİRİ’

Türkiye’ye her geldiğinde birkaç sergi gezdiğini anlatan Kiarostami, fotoğrafçıların isimlerinin aklında kalmadığını dile getiriyor. Haber fotoğrafçılığının en ciddi mesleklerden bir tanesi olduğunu vurgulayan usta yönetmen, şunları kaydediyor: “Eğer dijital fotoğraf makineleri sadece günümüzdeki olayları kayıt altına almak için icat edilmişse bile bence çok önemli bir cihaz. Çünkü insanların sosyal anlamda önem verdikleri sadece o an yaşanacak olayları kayıt altına alıyor. Bir fotoğraf bir anda meydana gelen olayı kayıt altına almış oluyor. Kalıcı hale geliyor. Bu açıdan fotoğraf makinesi ayrı bir öneme sahip. Kamera bizlerin elinde istediğimizi yapıyoruz. Bu makine asıl önemini gazetecilerin elinde değerlendirmek lazım. Biz kamerayı ikinci kullanıcılarız, asıl kullanıcılar haber muhabirleridir. Geçen sene yayınlanan kıyıya vuran bir çocuğun fotoğrafı! Göç halindeki insanların fotoğrafı… Bence geçen sene en kalıcı hale gelen oydu. Bir haber için kullanılan fotoğrafın önemini buradan anlayabiliyoruz. Bu tek fotoğraf karesi yazılan yüzlerce köşe yazısından, yapılan yüzlerce söyleşiden daha önemliydi. Göçmenlerin koşullarını bize daha iyi gösteriyordu.”

‘CENNET BURASI HERHALDE’ DEDİM’

Türkiye’yi ‘fevkalade güzel bir ülke’ diye nitelendiren İranlı yönetmen, “Geçen sefer Türkiye’ye gelirken uçaktan baktığımda güneşli bir hava vardı. Öyle güzel manzaralar gördüm ki, dünyanın en güzel yeri, ‘cennet burası herhalde’ dedim. Çok sayıda fotoğrafçıya sahip olmanız doğal bir şey. Eğer fotoğrafçılığı doğaya kısıtlarsak.” diye konuştu.

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram