24 Nisan: AKP inkârda ısrarcı ama işi zor

31 Mart’ta Türkiye’nin ABD'ye Ermeni Soykırımı ile ilgili 4 önemli mesaj gönderdiği haberi açıklandı. Gelin şu 4 başlığa, daha doğrusu Türk diplomasisinin nasıl bir çıkmaza girdiğine bakalım.

ALİN OZİNİAN 31 Mart 2021 YAZARLAR

24 Nisan, Ermeni Soykırımı’nı anma günü yaklaşırken, Türkiye rahatsız.

Haklı, ortada dünyanın aklı başında tüm ülkelerinin kabul ettiği, artık akademide tartışılmayan, tartışanlara tuhaf gözlerle bakılan bir suçu 100 yıldır inkâr etmek artık yorucu.

AKP her işi “hallettiği” gibi bunu da kendince çözmeye çalışıyor ve diğer konularda olduğu gibi bu konuda da başarısız. 31 Mart’ta Türkiye’nin ABD’ye Ermeni Soykırımı ile ilgili 4 önemli mesaj gönderdiği haberi açıklandı.

Kuşkusuz bu paniğin sebebi, ABD’de yeni Başkanı Joe Biden’in seçim kampanyası sürecinde ABDli Ermenilere üste kapalı da olsa 24 Nisan’da ‘büyük felaket’ yerine soykırım kelimesini kullanacağı hakkında umutlar vermesi.

Bu “umutlar” ne kadar gerçekçi, ya da Ermenilere ne kazandırır farklı konular tabi. Biz AKP’nin paniğine yoğunlaşalım.

Haberlerde, Ankara’nın “bu konuda” arka kapı diplomasisi yürüttüğü söyleniyor. Para ile tutulan lobi şirketlerine böyle gizlemli görevler yüklüyorlar, oysa bu konuda arka kapı diplomasisi falan yok. Acı ama Erdoğan’ın istediği şekilde kendisi ile pek ilişki kuran da yok.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, ABD Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan ile bir araya geldiğinde Türkiye, bu konudaki çekincelerini 4 başlık altında ABD’ye iletmiş.

Gelin şu 4 başlığa, daha doğrusu Türk diplomasisinin nasıl çuvalladığına bakalım.

1. Ermeni Soykırımı’nın hukuki zemin yok denmiş. Ne demek istedikleri tam olarak anlaşılmasa da uzatmadan şu hatırlatmayı yapmak gerek.

12 Aralık 2019’da ABD Senatosu 1915 olaylarını Ermeni Soykırımı olarak tanıyan tasarıyı oy birliğiyle kabul etti. Öncesinde Soykırım tasarısı ABD Temsilciler Meclisi’nde de kabul edildi.

29 Ekim 2019’da 405 evet 11 hayır oyuyla neredeyse konsensüs denebilecek ezici bir çoğunlukla Ermeni Soykırımı’nı tanıma ve anma kararı aldı. Türkiye o günlerde alınan bu kararın ve tasarının en azından Senato’da kabul etmeyeceğini düşünmüştü. Olmadı.

ABD Ermenilerinin uzun süredir hedefledikleri ve hayatlarının anlamı haline getirdikleri siyasi hamle Türkiye’nin dış politikada yaptığı büyük ve yoğun hataların da yardımıyla hayata geçirildi.

Temsilciler Meclis’i özetleyecek olursak ABD’nin;

1- Ermeni Soykırımı’nı resmi olarak tanıdığını ve hatırlama yoluyla anacağını,
2- ABD Hükümeti’nin Ermeni Soykırımı’nı ya da herhangi bir soykırımı inkar etmesi ile ilgili girişimleri, katılımlarını kesinlikle reddedeceğini ve
3- ABD’nin Ermeni Soykırımı gerçeğinin anlaşılması ve “Ermeni Soykırımı’nın insanlığa karşı işlenen modern suçlarla ilgisi” ile bağlantılı olarak eğitimi ve toplumsal bilinci teşvik edeceğini söyledi.

Bunlardan sonra nasıl bir hukuki zemin aranıyor anlamak zor.

2. Soykırım 1948’de literatüre girdi demiş Türkiye.

“Soykırım suçunun engellenmesi ve cezalandırılması konvansiyonu” 1948 yılında BM Asamblesi tarafından kabul edilip, 1951 yılının yürürlüğe girmiştir. Bu konvansiyon soykırımın hukuki tanımıdır, tanımı yapan hukukçu Rafael Lemkin Ermenilere yapılan katliamları araştırarak bu suçu tanımlamıştır.

Soykırım kavramının tanımlanmasının ve suç olarak kabul edilmesinin mimarı Polonyalı Yahudi Lemkin, henüz 21 yaşındayken Ermeni Soykırımı’nın baş mimarı Talat Paşa’nın, 1921’de Ermeni intikamcı Tehlerian tarafından öldürülmesinin ardından Berlin başlayan “Tehlerian Davası’ndan” çok etkilenir.

Üniversite’deki hocalarından biri ile yaptığı sohbete Lemkin, Talat Paşa’nın eylemleri nedeniyle yargılanıp yargılanamayacağını sorar. Hocası “Kümesi ve tavukları olan bir çiftçi düşün. Adam tavukların öldürebilir. Başkası müdahale ederse bu haneye tecavüz sayılır.” dediğinde dehşete düşer.

“Ama Ermeniler tavuk değil!” der Lemkin.

Bugün, 137 ülkenin kabul ettiği Ermeni katliamlarından “esinlenerek” ortaya çıkan konvansiyon, tüm ülkelere savaş ve barış durumunda soykırımı durdurma ve cezalandırma hakkı veriliyor.

Dolayısıyla soykırım hukuki bir tanım, tarihi bir olayın bir ülke tarafından soykırım olarak kabul edilip edilmeyeceğine tarihçiler karar vermiyor. Fakat yasa yapıcılar, karar vericiler pek tabii tarihçilerin ortaya çıkardıkları belgelere, araştırmalara ve akabinde yaptıkları yorumlara dayanarak bu karara varabiliyorlar.

3. Siyasi ilişkilerimiz sıkıntıya girer demiş Türkiye.

Hangi siyasi ilişkiler?

Ankara, NATO ve AB zirvelerine bakırsa dış ve iç politika sıkışan hatta aklını kaybeden Türkiye’nin eleştiri oklarının hedefi olduğu bir dönemdeyiz.

NATO zirvesinin ana gündem maddeleri Türkiye’nin yarattığı S-400 hava savunma sistemleri. Çavuşoğlu, Blinken’e bu işin ‘bitmiş’ bir iş olduğunu söylediği belirtiliyor, bu şartlarda ilişkilerin nasıl gelişeceği hala büyük bir soru işareti.

AB zirvesinde ise, Türkiye ile ilgili yaptırım kararları haziran ertelenmiş olsa da, ülkedeki insan hakları ihlaleler, HDP’ye yönelik siyasi baskıları herkes görüyor ve son derece rahatsız.

Türkiye hem NATO’da köşeye sıkışıyor, AB’de bu sıkışmışlığı insan hakları ihlallerini merkeze alarak destekliyor.

Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de ne yapacağı konusunda kimse emin değil. ABD’ye LoveErdogan yazan bir siyasi akıl, Türkiye-ABD ilişkileri konusunda tehditte bulunmamalı bence.

4. Kafkaslar’da yeni süreci sabote etmeyin, demiş Türkiye son olarak.

Bakın burası “çokomelli”, çünkü yeni süreç falan yok.

Ortada çok kanlı, çok ölümlü, çok bayraklı bir savaş var. Türkiye’nin bölgenin “ağır abisi” olarak uyuyan sorunu barış ile çözebilecekken Azerbaycan’ın yanında tüm gücü ve paralı askerileri ile durduğu bir savaş var.

Türkiye bugün batının gözünde, Karabağ savaşını çıkaran ve bölgeye cihatçı sokan bir güç. Kafkasların Batı’yı ilgilendirmemesi, Rusya’ya “ait” bu bölgede oyuna girmek istemeleri, gerçeği görmedikleri anlamına gelmiyor.

Son 2 aydır Türkiye farklı kanallar ve “gazeteciler” aracılığı ile Ermenistan’dan bir “uzlaşı içindeyiz” mesajı almaya çalışıyor. Konuyu kaşıyor, “sınırı bile açabiliriz” diyor.

Mantık basit, bir “diyalog süreci” başlatalım, böylece Ermeniler ile ilgili gelecek “tehlikelerde” – yok yok, zamanı değil, biz barışıyoruz, işi bozmayın, diyelim, durumu kurtaralım hesapları.

Geçen yıllardaki ön koşulsuz “Protokoller”in imzalanması ardından Türkiye’nin tutarsız ve kararsız tavrından sonra Ermenilerin oltaya gelmesi artık kolay değil. Azerbaycan’ın elindeki Ermeni esirleri tüm uluslararası organizasyonların aracı olmasına rağmen geri vermemesi düşünülürse hele…

Geçen hafta, ABD’de Bob Menendez’in hazırladığı ve 40 senatörün imzaladığı bir mektupta Biden’dan 1915 olaylarını resmen Ermeni Soykırımı olarak tanımasını istedi.

Senatörlerin imzası olan mektupta, “Daha önce Ermeni Soykırımı’nı, soykırım olarak nitelendirmiştiniz. Buna 2020 kampanyanız sırasında Ermeni Soykırımı’nı Hatırlama Günü’nde yaptığınız konuşma da dahil. Şimdi sizden ABD yönetiminin bu korkunç gerçeği tanıdığı açıkça görülsün diye bunu Başkanlık makamında tekrar yapmanız için çağrıda bulunuyoruz” denildi.

Her iki partiden de senatörlerin desteklediği mektup, “1915 ile 1923 arasında Osmanlı İmparatorluğu, Ermeni nüfusunu sistematik olarak yok etmeye çalıştı. Bu süreçte 1.5 milyon Ermeni öldürüldü ve yüz binlerce kişi evinden oldu” ifadeleriyle devam etti.

Türkiye’nin saçma sapan 4 madde ile bu gidişatı durdurması olası değil. İnkar ciddi ve zor bir iş, daha çok okumak, araştırmak, çalışmak ve “önemli lobi ilişkileri” gerekli. Yoksa zor…