Bu yıl güneydoğu Avustralya’da milyarlarca hayvanın ölmesi, insanların geçici olarak göç etmek zorunda kalması, hayatta kalmak için plajlara sığınmaları, başkent Canberra’da dünyanın en yoğun hava kirliliğinin yaşanması adeta iklim değişikliğinin sonuçlarının tanıtım filmi gibiydi.

Geçtiğimiz yıl yerkürede yaşanan en sıcak ikinci yıldı ve önümüzdeki on yıl içinde sıcaklıkların daha da artması bekleniyor. İklim değişikliği artık geriye döndürülemez boyutlara ulaşmış olsa da ortak görüş yine önümüzdeki on yılın yerküreyi kurtarmak için son şansımız olduğu. İklim değişikliği konusundaki uyarıların 19. yüzyılın sonuna, sera etkisi özelinde iklim konusundaki bilinçlenmenin ve medyadaki görünürlüğün 1980’lerin başına (Exxon Mobil’in okyanusların ısınması konusundaki rolünü itiraf etmesinden hemen sonraya) dayandığı söylenebilir ancak dünya iklim değişikliği nedeniyle kaosun eşiğine hiç bu kadar yaklaşmamıştı.

Bu gerçeğin gölgesinde geçtiğimiz yıl aynı zamanda iklim değişikliği konusunda siyasi bir bilincin oluşturulması için dünyada en çok kamuoyu tepkisinin verildiği yıl oldu. Bilim dünyası da bilgilerini birleştirmek için önemli toplantılar düzenledi ve veriler güncellendi. Benzer şekilde insan faktörünün iklim değişikliği üzerindeki etkisi de artık daha çok tartışılmaya başlandı. Bill McKibben’ın The New York Review of Books’ta yazdığı makalede altını çizdiği gibi, daha önce küresel ısınma konusunda “şüpheli” olan yazarlar ve uzmanlar bile fikir değiştiriyor ve kimisi “mea culpa” yayımlıyor.

SONUÇLAR BİRBİRİNİ TETİKLİYOR

Aslında iklim değişikliğinin sonuçları birbirini tetikliyor, bu nedenle etkileri her geçen gün daha fazla görmeye başladık. Örneğin son dönemde Grönland ve Antarktika’daki buz tabakalarında, kuzey ormanlarında, Amazon yağmur ormanlarında ve tropik bölgelerde yapılan araştırmalarda ani ve döndürülemez değişiklikler tespit edildi. Bir sistemdeki değişiklik diğerini de etkiliyor. Mesela Arktik Okyanusu’nda buzların erimesi okyanuslardaki akıntıları yavaşlatıyor, bu da muson yağmurlarını etkiliyor. Üstelik yerkürenin tanınmaz hale gelmesi için çok büyük değişikliklere de gerek yok. İki derecenin üstünde bir hava sıcaklığı artışı yeryüzünde yaşamı tehdit edebilir.

Paris Antlaşması’nda belirlenen hedeflere ise hâlâ uzağız. Aralık ayında sera etkisinin yine artmaya başladığı belirlendi. Kömür kullanımı azalmış olsa da, onun yerini alan doğalgaz havaya hem karbondioksit hem de metan gazı salıyor. Uzmanlara göre yapılması zorunlu olan şey, rüzgâr ve güneş enerjisine geçmek ve yaptığımız her şeyi elektriğe bağlamak.

BİR BUÇUK MİLYAR İKLİM MÜLTECİSİ

Birleşmiş Milletler 2050’ye kadar iklim değişikliğinin 25 milyon ile bir buçuk milyar arası insanı mülteci yapacağını öngörüyor. Yani bugün olandan kat kat fazla. Öte yandan henüz iklim değişikliği yeterli bir iltica nedeni olarak kabul edilmiyor. Dolayısıyla sığınılan ülkeler iklim sığınmacılarını kabul etmek zorunda değiller. Bugün 150 ülke Paris Anlaşması çerçevesinde iklim değişikliği göçü potansiyel sorununa çözüm arıyor.

İklim değişikliğinin etkileri sadece doğada gözle görülür değişiklikler, günlük hayatımızdaki farklılaşma değil. İklim makro düzeyde küresel ekonomi trendlerini de etkiliyor. Örneğin Stanford Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre bugün zengin ve fakir ülkeler arasındaki uçurumu iklim değişikliği yüzde 25 oranında etkilemiş.

2020 SON ŞANS

Bugün amaç iklim değişikliğini geriye döndürmek ya da tamamen durdurmak değil. Bunlar artık mümkün görünmüyor. Yapabileceğimiz tek şey iklim değişikliğinin etkilerini en aza indirmeye çalışmak. Son şans uyarıları geçtiğimiz yıllarda da yapılıyordu ancak 2020’yi özel kılan bir gerçekle karşı karşıyayız. Bunun matematiksel bir nedeni var: Etkiler eğer şimdi yavaşlatılamazsa matematiksel olarak bir daha önlenemeyecek. Birleşmiş Milletler uyarıyor: Oyalandığımız yılları telafi etmeliyiz, 2020 gidişata müdahale etmek ve sonuçları kontrol altına almak için son şansımız olabilir.

Dünya 3 derece ısınırsa şehirler su altında kalacak, tarım arazileri yok olacak ve öldürücü sıcaklıklarla boğuşacağız. Bunu önlemek için 2050’ye kadar yani otuz yıl içinde “sıfır emisyon hedefi”ni gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bu da siyasi kararlar gerektiriyor. Ancak bugün dünyada siyasi arena ve liderlerin tutumu iklim değişikliğinin geleceği konusunda pek de iç açıcı değil.