1 Temmuz’da kaldırılıyor: İstanbul Sözleşmesi nedir, neyi amaçlıyor, önemi neydi?

Danıştay’ın İstanbul Sözleşmesi’nin kaldırılması kararına karşı açılan davayı reddetmesiyle sözleşmenin 1 Temmuz 2021 tarihi itibariyle kaldırılacağı da kesinleşti. Peki İstanbul Sözleşmesi nedir, neyi amaçlıyordu, gerçekten de anlatıldığı gibi Türkiye’de aile kurumunun altını mı oyuyordu? Sözleşmenin ilişkilendirildiği LGBTQ mi özendiriliyor?

KRONOS 30 Haziran 2021 GÖRÜŞ

HAFZA GİRDAP | Stony Brook Üniversitesi, Kadın ve Cinsiyet Arastırmaları

Türkiye’de insan haklarının hiçe sayılmasının en bariz göstergelerinden birisi İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı. Aylardır sokak eylemleri yapılıyor; konunun ciddiyetini anlatabilmek için gazeteciler, hukukçular, akademisyenler, siyasiler (bir avuç), aktivistler, sanatçılar yazıyor, çiziyor, konuşuyor.

Halk arasında da hükümete destek veren, sayısı azımsanmayacak bir kesim var. Neye karşı çıkıldığı sorulduğunda ise sözleşme maddelerinden bîhaber iktidar söylemleri papağan gibi tekrar ediliyor. Üzerine çok şey yazıldı çizildi ama 1 Temmuz öncesi yani sözleşmenin yürürlükten kaldırılması öncesi bir kez daha hatırlamakta fayda var. Nedir İstanbul Sözleşmesi? Neyi amaçlamaktadır?

İstanbul Sözleşmesi, 2011 yılında imzaya açılan bir Avrupa Konseyi sözleşmesi olup “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair” maddeler içermektedir. En genel ifadeyle, kadına karşı şiddetle mücadele ve toplumsal cinsiyet eşitliğini tesis etmeyi amaçlamaktadır. Rejim söylemleriyle özellikle yanlış manipüle edilen maddelere bakalım.

İLK ADIM KADININ STATÜSÜNÜN AİLE İLE SINIRLANDIRILMASIYDI

İktidarın kadına, kadının statüsüne ve kadın haklarına karşı söylemleri gayet aşikar. Bir yazımda bu meseleyi şöyle ifade etmiştim: “Toplumda kadına ve kadınla ilgili meselelere yaklaşımda siyasi otoritenin manipüle eden gücü asla göz ardı edilemez. Bu bağlamda bana göre en önemli adımlardan biri 2011 seçimlerinden sonra Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın kapatılıp yerine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın kurulmuş olması… Erdoğan ve Erdoğan AKP’si cinsiyet ve cinsiyet rolleri ayrımcılığı ile kadının statüsünü aile içinde sınırlandırıp, siyasal İslam kartıyla kadın vücudu üzerinden söylem geliştirerek toplumda kadına karşı ayrımcılık ve şiddetin artmasına uygun bir zemin oluşturdu. Bunun da ötesine gidildi, İstanbul Sözleşmesi ve Birleşmiş Milletler Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi gibi uluslararası kuralları hiçe sayarak şiddet suçlarının cezasız kalmasına göz yumdu, yumuyor!”

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ AİLE MEFHUMUNA KARŞI BİR TEHDİT Mİ?

Peki İstanbul Sözleşmesi Erdoğan ve AKP iktidarının iddia ettiği gibi aile mefhumuna karşı bir tehdit midir? Sözleşmede aile ile ilgili tüm noktalar tamamen aile içi şiddetle mücadeleye yönelik. Mesela bakın madde 1’de diyor ki:

“Bu sözleşmenin maksatları şunlardır:
a) kadınları her türlü şiddete karşı korumak ve kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak

Madde 2’de ise şu önemli ayrıntı vurgulanmış:
2- Taraflar bu Sözleşmeyi tüm aile içi şiddet mağdurları için uygulamaya teşvik edilir.

Yani bırakın aileyi eleştirmeyi, aile içerisinde kim olursa olsun şiddete maruz kalanın korunması amaçlanıyor.

Bir başka maddede, madde 52’de, aile içinde şiddet uygulayanı evden uzaklaştırmaya yönelik bir tedbirden bahsediliyor. Şimdi soruyorum: Bunların hangisinde aileyi ortadan kaldırmaya yönelik teşebbüs söz konusu? Şiddet uygulayanı bıraksınlar da işi cinayete mi vardırsın? Ki sözleşme yürürlükten kaldırılmadığı halde hakkıyla uygulanmadığı için her gün birçok şiddet mağduru kadının sonu maalesef cinayetle sonuçlanıyor

LGBTQ MESELESİ: HOMOFOBİK KORKU YAYILMAK İSTENİYOR

Bir diğer eleştiri oklarına maruz nokta ise LGBTQ meselesi. Yine rejimin manipülasyonu sonucu İstanbul Sözleşmesi ile toplumda LGBTQ özendirilmesi yaratıldığı iddia ediliyor (Bu cinsiyet yönelimi ve özendirme kavramları başlı başına bir yazı/tartışma konusu, ileriki bir yazıda buna da değinmeyi planlıyorum). Bir kere sözleşmenin hiçbir yerinde LGBTQ ifadesi yer almıyor. Manipüle etmek için kullanılan kavramlar “sexual orientation” (cinsel yönelim) ve “gender identity” (toplumsal cinsiyet). Bu iki kavrama özellikle şu hususları vurgulamak için başvuruluyor:

Madde 3:
c) “toplumsal cinsiyet”, herhangi bir toplumun, kadınlar ve erkekler için uygun olduğunu düşündüğü sosyal anlamda oluşturulmuş roller, davranışlar, faaliyetler ve özellikler olarak anlaşılacaktır;

Madde 4:
2- Taraflar bu Sözleşme hükümlerinin, özellikle de mağdurların haklarını korumaya yönelik tedbirlerin, cinsiyet, toplumsal cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasi veya başka tür görüş, ulusal veya sosyal köken, bir ulusal azınlıkla bağlantılı olma, mülk, doğum, cinsel yönelim, toplumsal cinsiyet kimliği, sağlık durumu, engellilik, medeni hal, göçmen veya mülteci statüsü veya başka bir statü gibi, herhangi bir temele dayalı olarak ayrımcılık yapılmaksızın uygulanmasını temin edeceklerdir.

Bir de en çok şu madde manipüle edilerek istenilen homofobik korku yayılmaya çalışılıyor:

Madde 14:
1- Taraflar, yerine göre, tüm eğitim seviyelerinde resmi müfredata, kadın erkek eşitliği, toplumsal klişelerden arındırılmış toplumsal cinsiyet rolleri, karşılıklı saygı, kişisel ilişkilerde çatışmaların şiddete başvurmadan çözüme kavuşturulması, kadınlara karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet ve kişilik bütünlüğüne saygı gibi konuların, öğrencilerin zaman içinde değişen öğrenme kapasitelerine uyarlanmış bir biçimde dahil edilmesi için gerekli tedbirleri alacaklardır.

“BİREYLERİ ETNİK, İDEOLOJİK, DİNÎ VE CİNSEL KİMLİKLERİYLE AYRIŞTIRMADAN YAŞAMANIN KİME NE ZARARI OLABİLİR?”

Ben yine soruyorum: Bunların hangisinde LGBTQ özendirmesi mevcut? Sonraki bir yazıya bırakmıştım bu meselenin detaylarını ama kısaca değinmeden edemeyeceğim. Cinsel yönelim; bir kitap okumakla, bir film seyretmekle, hele hele toplumsal cinsiyet eşitliğinin öğretilmesiyle şekillenecek bir durum değildir. Hiçbir konuda yapılmadığı gibi bu konuda da uzmanlarına danışmak kimsenin tercihi olmuyor nedense. Kaldı ki bireyleri etnik, ideolojik, dinî ve cinsel kimlikleriyle ayrıştırmadan yaşamanın kime ne zararı olabilir?

Hani derler ya bu hamur çok su götürür diye, İstanbul Sözleşmesi ve sözleşmenin toplumdaki yansıması üzerine çok şey söylenebilir. Sözün özü, rejim “ötekiler” yaratıp onları yaftalayıp şeytanlaştırma politikasıyla güç devşirmek için İstanbul Sözleşmesini etiyle, kemiğiyle, derisiyle kullanıyor. Ancak ne olursa olsun #İstanbulSözleşmesindenVazgeçmiyoruz!

Takip Et Google Haberler
Takip Et Instagram